“Senin neyine inat etmek Esra?” diye aynadaki yansımama bakıp, iç çektim. Yiğit ile son konuşmamızdan sonra beni öylece bırakıp, aşağı inmişti. Haliyle bende odada tilki gibi dolanmış, ne yapacağımı düşünüyordum. Bana şimdilik dokunamazdı, henüz onu affetmemiştim. Öyle kolay da affedemezdim, önce biraz burnunu sürtmek lazımdı. “En iyisi ondan olabildiğince uzak durmak, neme lazım her şeyi yapabilir.” diye fısıldadığım sıra odanın kapısı çaldı. “Gel.” Kapı açıldığında karşıda Gülsüm’ü görmeyi beklemiyordum elbette. İçeri girerek kapıyı kapattığında odada dolanmayı bıraktım. “Ne oldu?” “Sizinle bir şey konuşmak istiyorum. Yiğit Bey, yarın konaktan gideceğimi söyledi.” dediğinde boğazımı temizleyerek omuzlarımı dikleştirdim. Demek Yiğit gideceğini söylemişti. “Evet. Peki benimle ne konuş

