Bölüm 3
Arabadaki o hararetli anlardan sonra Aslan yüzüme bile bakmadan beni eve bırakıp gitmişti. Alacağını almıştı sonuçta. Bazen bu oyundan çok sıkılıyordum. Bir evcilik oyununun içindeydim. Ne koca gerçekti ne de karısı. Evliydik ama bu evlilikteki sahtelik öyle barizdi ki deli gibi hissediyordum kendimi. Aslan’a kocam dediğim her an aslında öyle gibi hissetmiyordum. Bir oyundu sadece onun gönlünü hoş etmek için problem çıkarmayan, destekleyen, her zaman gülen kadın rolünü oynuyordum. Kabul ediyorum bazen kendimi kaptırıyordum. Mesela güzelim dediğinde ya da sırf ona sarıldığım için tüm eve klima taktırmaya kalktığında kendimi gerçekten karısı gibi hissediyordum sonra tekrar gerçekliğimize dönüyorduk. Her seferinde buna katlanmak daha da zorlaşıyordu. Özellikle de bugün. Uyanıp ona sokulduğum andan itibaren tekrar Aslanın etkisine kapılmıştım. Ona sarılmak hataydı biliyorum ama kendime engel olamamıştım. Karşılığında bu kadar sert bir darbeyi hak etmiyordum. Ece’yi görmek tek başına yeterince büyük bir darbeydi zaten bir de üstüne tam Aslanla kendimi toparlarım derken onun gözündeki yerimi görmem… Bir gün için kaldırabileceğimden çok daha fazlaydı. Yine de burada oturmuş bir saate gelecek kocam için süsleniyordum. Ona kızıp trip atamazdım. Ben kimdim ki benim nazımı, sinirimi çekecekti. Hiçbir şey olmamış gibi devam etmek zorundaydım. Kızmaya hakkım yoktu.
Pembe lipglossumu sürdüğümde aynadan son kez kendime baktım. Her zamanki gibi ışıl ışıl parlıyordum. Biraz makyajın gizleyemeyeceği bir şey yoktu sonuçta. Berbat bir gün geçirmiştim ama biraz kapatıcı biraz allık ve lipglossumla hiçbiri yaşanmamış gibi görünüyordum. Çalan kapının sesini duyduğumda son kez saçlarımı elimle biraz havalandırıp hacim verdim ve derin bir nefes alıp aynaya bakarak en büyük silahım olan gülümsememi kuşandım. Aslan asla anahtar kullanmaz kapıyı benim açmamı beklerdi. Bence bunun nedeni tamamen bir aileye ihtiyaç duymasıydı. Aslanın ailesi hakkında çok şey bilmiyordum ama kesinlikle annesiyle arası iyi değildi bundan emindim. Kardeşi ya da başka akrabası da yoktu varsa bile bu zamana kadar hiç görmemiştim. Babasını sadece iki kere görmüştüm ve bir daha asla görmek istemiyordum. O adam mahkeme duvarı suratlı insan tanımının ete kemiğe bürünmüş haliydi ve beni de hiç sevmiyordu. Sanki ben ona bayılıyordum. Ona göre para avcısı bir sürtüktüm ve her kuşu dürttükten sonra sonunda oğlunu kafalamıştım. Para avcısı kısmı yalan sayılmazdı tabi ama kesinlikle herkesle şansını deneyen bir sürtük değildim. Neyse…
Sonuç olarak böyle insanlardan kapıyı gülerek açıp sofrada beraber yemek yiyebilecek bir aile çıkmazdı.
Kapının önüne geldiğimde bir kez daha zil çaldı. Bekleyip kendime düşünme fırsatı vermeden gülümseyerek kapıyı açıp
“Hoş geldin.” Dedim. Aslan bir eli cebinde hiç tepkisiz suratıma bakıyordu. İki saniye hiçbir şey demeden beni süzdükten sonra bana yaklaşıp saçlarımdan öptü.
“Hoş buldum güzelim.” Dedi ve direk içeri geçti. Kapı önü oynaşması yok muydu yani? Canı bir şeye sıkkındı kesin. Benden sonra mı bir şey olmuştu ki? Kapıyı kapatıp bende peşinden salona geçtim. Koltukta başını geriye atmış gözleri kapalı bir şekilde oturuyordu. Hemen yanına gidip oturdum.
“Aslan bir şey mi oldu? İyi misin?” dedim. Gözlerini açmadan alaycı bir gülüşle güldü. Neyi vardı bunun ya şimdi?
“Yok bir şeyim.” Dedi ters ters. Kızgındı belli ama neye kızgındı? Bana olamazdı herhalde çünkü arabada olanlara kızması gereken bendim. Hem biz kavga etmezdik ki. Neyse biz çizgimizi bozmayalım. Sevimli sevimli yanına yaklaşarak başımı iyice yüzüne yaklaştırdım.
“Küs müyüz?” dedim. Buna dayanamazdı. Başını iki yana sallayıp tekrar o alaycı gülüşüyle
“Nerdeee.” Dedi. Küseyim mi yani ne yapayım. İnsan bu kadar içli içli karısının ona küsmesini ister miydi ya. Gözlerini açıp bana döndü.
“Birbirlerini önemseyen insanlar küserler.” Dedi. Tamam sevimlilik bu işi çözemeyecekti. Kavga istiyorsa bizde kavga ederdik. Bıkkın ve birazda sinirli bir nefes aldım.
“Senin canın kavga etmek istiyor sanırım.” Dedim. Yaslandığı yerden dikeldi ve bana doğru döndü.
“Senin canın niye istemiyor Selin?” dedi. Ne saçma bir soruydu bu böyle.
“Neden istesin ki?” Söylediklerimle daha da sinirlendi sol eliyle burun kemerini sıktı ve tekrar bana döndü.
“Kızım sen adama kafayı yedirtirsin. Bana bak bana.” Bağırıyordu ve sanki birazcık çileden çıkmak üzereydi. Birden kollarıma yapışıp beni azıcık sarsmaya başlayınca durumun ciddiyetini algılayabildim.
“Kocanım ben senin efendin değil. Sende benim karımsın karım. Robotummuş gibi davranma bana.” Tamam. İşte şimdi bende sinirlenmiştim. Öfkelenmemi mi istiyordu? Şimdi görürdü o zaman. Sinirle kollarından çıktım ve ayağa kalktım.
“Robotun değilim öyle mi? Sen unutuyorsun belki ama sen beni satın aldın hatırla. Bana ne demiştin. Sen benim istediğimde seveceğim, istediğimde sevişebileceğim çok canım sıkkınsa da stresimi alacak stres topumsun. Senin tek işin benim. Sen unuttun belki ama ben unutmadım. Ne o zaman bunları söylediğinde ne de bu sabah sadece bir saatlik bir iş gibi beni becermeye geldiğinde ne de şimdiki gibi oyuncağından sıkılan bir bebek gibi mızırdandığında rolümü bozmadım.” Dedim. Fazla mı ileri gitmiştim? Ama hak ediyordu artık. Ben yaptığımız anlaşmaya hep sadık kaldım. Görevimi ve yerimi kabullendim. Daha evlendiğimiz ilk gece suratıma suratıma bunları söylerken ben tüm pembe hayallerimi kilitli bir sandığa gömdüm. Ne zaman o sandığın varlığını hatırlamaya başlasam Aslan bana her zaman yerimi hatırlattı. Şimdi tam onun istediği gibi davranırken mızıkçı çocuklar gibi davranmasına katlanamıyordum. Benim de bir sabrım vardı. Aslan bir saniye kadar sadece yüzüme bakıp gözleri şüpheyle kısılarak ayağa kalktı.
“Sen bugün o yüzden mi öyle davrandın?” dedi. O kadar şey söyledim dikkat ettiği noktaya bak. İşine gelmiyordu tabi geri kalanını duymak.
“Nasıl davranmışım?” dedim hiç burnumu düşürmeyerek. Çünkü ben haklıydım bu meselede. Aslan bir parmağını bana doğru kaldırıp
“Salağa yatma kendi ağzınla söyledin şimdi.” Dedi. Aslan elini indirdi ve iki elini belindeki kemerine koyarak bana doğru gelmeye başladı. Normalde ben böyle yürüsem cazgır kadınlara benzerdim ama aslan simsiyah ceketi ve iyice genişleyen omuzlarıyla acayip çekici görünüyordu. Aslan’ın üzerime yürümesiyle bende küçük küçük adımlarla geriye gitmeye başladım. Burnumu düşürmemek için çaktırmıyordum ama bu adam beni tek lokmada yiyebilirdi.
“Salağa falan yatmıyorum. Normaldim hem ben bugün.” Dedim. Bir yandan da hafif hafif arkamı keserek adımlarımı dikkatli atmaya çalışıyordum. Aslanın bir kaşı hayretle havaya kalktı.
“Normal?” dedi. Sesinde hafif de bir alay vardı. İşte yine canı sıkılmıştı ve benimle oynamak istiyordu ama benim canım oynamak istemiyordu.
“Evet” dedim inatla. Aslan hiç durmadan üzerime gelmeye devam etti.
“Demek benim güzel karım söylediklerimi yanlış anlayıp bana kızdı ha.” Dedi. Gülüyor muydu o yandan yandan. Hoşuna mı gitmişti yani bu durum. Hani duygular yoktu?
“Niye kızacakmışım ki kızmadım ben bak gelme üstüme.” Dedim en sonunda. Gidecek yerim kalmayınca başka yöne doğru gitmeye başlamıştım ki Aslan bir elini uzatıp beni kıskıvrak yakaladı ve kendine çekti. Bir eli belimde diğeri kolumda beni iyice göğsüne yaslamış sımsıkı tutuyordu.
“Kaçamazsın. Yakalarım.” Dedi. Sesindeki keskinlik içimi bir hoş etmişti. Böyle sesini hafif kısıp gözlerimin içine baka baka konuştuğunda aşırı seksi oluyordu. Neyse ya bir dakika kavga ediyorduk biz en son? Yüzünü iyice yüzüme yaklaştırdığında sinirli kalmam gerektiğini hatırlayıp yüzümü sağa çevirdim ama o bana inat biraz daha dibime girdi.
“Çok önemli bir toplantımı sırf telefonda beni kudurttun diye bırakıp yanına koştum. Selim tek başına halledemezdi. O yüzden en fazla bir saatim vardı.” dedi. Açıklama yapmasını beklemiyordum. Genelde biz bağırır çağırır sonra da yatakta konuyu kapatırdık. Çözüm odaklı değildik yani yanma ve sönme odaklıydık genelde. Şimdi böyle burnumun dibinde bir yandan ondan kaçmaya çalışıp bir yandan da küçük öpücüklerine maruz kalırken bir açıklama duymayı beklemiyordum. Ayrıca açıklamaya da odaklanamıyordum.
“Hmm?” diye bir ses çıktı benden sadece. Hala yüzümü çevirerek ondan kaçmaya çalışıyordum ama o bana inat dudaklarının denk geldiği her yerime öpücükler konduruyordu.
“Hı hı. Selin sen benim karımsın oyuncağım değil. Bunu o aklına kazısan iyi edersin.” Dedi. Hiç karısı gibi hissettirmediği birinden aniden böyle hissetmesini beklemek ne kadar mantıklıydı? Bir adım geriye gidip ondan uzaklaşmaya çalıştım. Tam ağzımı açıp bir şey söyleyecekken çalan kapı sesiyle Aslan önce kapıya sonra bana baktı.
“Birini mi bekliyorduk?” dedi. Vallahi ben kimseyi beklemiyordum ama gelene neredeyse teşekkür edecektim. Hiç alışık olmadığım bir durumun içinden kurtarmıştı beni resmen. Kafamı olumsuz anlamda sallayıp
“Yok. Selimdir belki.” Dedim. Aslan benden uzaklaşıp
“Sen bekle ben bakarım.” Dedi. Yine o tehlike sezmeye hazır haline bürünmüştü. Beni ardında bırakarak kapıya adımladığında dayanamayarak bende arkasından ilerledim. Aslan önce kapı deliğinden baktı ve hemen kapıyı açtı. Aslan’dan biraz uzak olduğum için geleni göremiyordum.
“Anne?” dediğinde içimden koca bir siktir çektim. Az önce teşekkür etmeyi düşündüğüm kişinin cadı kaynanam olması büyük bir ironiydi.
Nereden çıkmıştı bunlar ya şimdi?
Bu kadından hiç hazzetmiyordum ama yapacak bir şey yoktu. Oynamam gereken bir iyi gelin rolü vardı. Gerçi o kadın buna pek inanmıyordu ama olsun. Yüzüme her zamanki gülümsememi yerleştirip Aslan’ın yanına geçtim.
“Serpil anne hoş geldiniz. Beklemiyorduk sizi her şey yolunda değil mi?” dedim. İnsan bir haber verirdi çünkü. Gerçi kaynanam beni huzursuz etme fırsatını hiç kaçırmazdı ama buraya da gerekmedikçe gelmezdi. Yüzünde beni gördüğü için memnuniyetsiz bir ifade vardı. Semih baba zaten her zaman yüzü kaskatı kesilmiş gibi dolandığı için ona alışmıştım. Kişisel almıyordum. Kaynanam beni şöyle bir süzdükten sonra
“Oğlumun evine gelirken sana mı soracaktım?” dedi. Oğlunun değil bizim evimiz demek isterdim ama maalesef ki evim diyebileceğim kadar emin olamadığım bir evliliğim vardı. Gerçi Serpil anne bunu bilmiyordu tabi ama bir şekilde Aslanı ikna ettiğimi ve Aslanın benden sıkıldığında beni kapı önüne koyacağından çok emindi. Her seferinde bunu ima ederek soktuğu laflardan biliyordum.
“Olur mu hiç öyle şey ben kötü bir şey mi oldu diye. Neyse ayakta kaldık bizde tam yemeğe geçiyorduk içeri geçelim hadi.” Dedim. Sonuçta evin hanımı bendim ve kaynanamla kayın pederimi iyi ağırlamam gerekiyordu. Onlar yanımızdan geçip salona girerken Aslan yanımda sessiz sessiz duruyordu. Ailesiyle arası hep bir soğuk hep bir mesafeliydi zaten. Aslan’ın elini tutarak bakışlarının bana dönmesini sağladım.
“İyi misin?” dedim. Aslan ne zaman onları görse böyle sessizleşir ve dalgınlaşırdı. Acaba bunlar kocamı dövmüş falan olabilirler miydi? Serpil anne yapmazdı ama kayın pederimden emin olamıyordum. O adamdan her şeyi beklerdim. Aslan tuttuğum elini çekip
“İyiyim hadi geçelim.” Dedi. İşte yine aynı şey oluyordu. Az önceki yakınlığımızın aksine şimdi buz gibi olmuştu. Demiştim ya Aslanın yakınlığına güven olmazdı. Ailesini görünce keyfi kaçmıştı ve oynamayı bırakmıştı işte. Aslan önde ben arkasında içeri geçtik. Serpil anne her zamanki gibi salonuma küçümseyici bakışlar atıyordu. Onun aksine ben salonumu gayet sade ve modern döşemiştim. Onun evi ise adeta bir müze gibiydi. İnsan pijamalarıyla bile gezmeye utanırdı. Semih baba her zamanki gibi direk köşedeki bara geçmiş kendine bir içki koyuyordu. Çok içiyordu. Bende Aslanda içmeyi sevmezdik, bu barıda Aslan babası için yaptırmıştı. Bir tek o kullanırdı. Maalesef kocam ona bir kez bile gülümsediğini görmediğim babasının takdirini kazanmak için hala çırpınıyordu işte.
“Sofraya geçelim isterseniz.” Dedim. Masayı Çiçek abla gitmeden hazırlamıştı. Allahtan yemekleri de o yapmıştı. Serpil anne yılan dilini tam çıkaracakken Semih baba araya girerek
“Gerek yok yedik de geldik. Aslanla konuşmak için geldik.” Dedi. Ne konuşacaktı ki? Aslan yanımda gözle görülür bir şekilde gerilmişti.
“Ne hakkında?” dedi. O kadar sert ve soğuk duruyordu ki az önce şu köşede beni sıkıştıran adamla alakası bile yoktu. İnsan ailesiyle böyle yabancı gibi olur muydu? Anne babasını kapıda görünce sevinmek yerine gardını alıp diken üstünde bekleyecek kadar ne yaşamış olabilirdi ki? Az önce karısı olduğumu kafama sokmak ister gibi benimle kavga ediyordu ama onun hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Böyle evlilik mi olurdu? Böyle koca mı olurdu?
“İşe alakalı, çalışma odana geçelim.” Dedi ve elindeki içkiyi barın üzerine bırakıp bize doğru yürümeye başladı. Hayır yani insan bir cevap beklemez miydi? Belki bizde duymak istiyorduk. Aslan babasının arkasından gidecekken ona baktım. Kısa bir süre durup bana göz kırptı ve yanımdan geçip salonda çıktılar. Bu sorun yok demekti galiba. Of ya yılan kaynanamla baş başa kalmıştık. Gülümseyerek ona doğru gittim ve
“Bir kahve içer miyiz Serpil anne?” dedim. Serpil anne etrafa bakarak
“Yardımcın yok mu?” dedi. Ona ters geliyordu tabi çünkü onun evinde yatılı iki yardımcısı vardı ve onlar uyuyana kadar hizmetteydiler. Aslan akşamları evde yabancı istemezdi. Benim de işime gelirdi çünkü nerede ne yapacağımız belli olmadığı için rezil olmak istemiyordum açıkçası. Hem burası evdi canım yabancının ne işi vardı.
“Aslanı biliyorsun akşamları evde yardımcıların olmasını pek sevmez.” Dedim kısaca. Yüzünden kısa küçümseyici bir gülümseme geçti.
“Doğru zaten bir tane var.” Dedi. İşte başlıyorduk. Aslan yokken bende Serpil anneden gelen saldırılara karşılık verirdim. Çok çizgiyi aşmadan ve her şeyden önemlisi kibarlık maskemi çıkarmadan. Bu zenginler böyle dövüşüyordu çünkü kibar kibar gülerek.
“Yok ondan değil de malum geceleri biraz özel şeyler yaşanıyor. Belki unutmuşsunuzdur.” Dedim. Hiç cinsel hayatlarının olmadığı beş kilometre öteden anlaşılıyordu zaten. Belki de o yüzden ikisi de bu kadar gergindi.
“Terbiyesiz.” Dedi aynı küçümsemeyle ama bu sefer pis gülüşü silinmişti. Sonra yüzünü toparlayarak
“Neyse bugün keyfimi sen bile bozamazsın.” Dedi bu sefer. Bu keyifli hali miydi yani? Hiç belli olmuyordu da. Tek surat ifadesiyle bütün duyguları yaşıyordu resmen.
“Hayrolsun İnşallah.” Dedim. Neye keyiflenmişti ki bu şimdi? Bana hayrı olan bir şey olmadığı kesindi ama hadi bakalım. Yüzündeki hafif sırıtmayla
“Hayır hayır. Gözüm aydın gidiyorsun buradan.” Dedi. Bu sefer yüzündeki gülümseme donmaya başlayan ben olmuştum.
“Anlamadım?” dedim. Ne saçmalıyordu bu kadın? Yüzümdeki ifadeden memnun olduğu her halinden belliydi.
“Nesini anlamadın geldiğin deliğe geri dönüyorsun işte. Aslan seni boşuyor.” Dedi. Kafamdan aşağı sanki kaynar sular dökülmüştü. Bütün bedenimi soğuk bir karıncalanma esir almıştı. Beynim kısa bir anlığına mavi ekran verip geri gelmişti sanki. Kendimi hemen toparlayarak açık vermemeye çalıştım.
“İlahi kimden duydunuz bunu yok öyle bir şey.” Dedim. İnşallah salak arkadaşlarından birinin götünden uydurduğu bir şey olduğunu söyler. Çünkü her ne kadar kaynanamdan hazzetmesem de kesinlikle boş atacak bir kadın değildi.
“Senin haberin yok anladım. Bu yüzden geldik biz buraya. Aslan bir mahalleden eski bir ev almış. Bugün de bankayı arayıp bir hafta sonra senin tüm hesaplarına ve kartlarına bloke koymalarını istemiş. Senin anlayacağın geldiğin gibi elin bomboş dönüyorsun deliğine.” Dedi. Yüzümde zorla tuttuğum gülümseme tamamen yok oldu.
Boşuyor muydu yani beni?
Ama ben… ben her şeyi doğru yaptım. Başta nasıl anlaştıysak her şeyi ona göre yaptım. Hep güler yüzlü oldum. Hep şık ve güzel oldum. Onu sıkmadım, bunaltmadım.
Ben her şeyi doğru yaptım.
Kendimi toparlamak için üstün bir çaba sarf ediyordum ama sanki düşünceler beynime bir yağmur gibi yağıyorlardı. Hiçbir şeye odaklanamıyordum. Zor da olsa aklımı biraz toparlayabildiğimde
“Eminim hepsinin bir açıklaması vardır.” Dedim. Hala kuyruğu dik tutmaya çalışıyordum ama hiçbir şeyin bir açıklaması yoktu. Korktuğum şey olmuştu. Aslana sarıldığımda her şeyi mahvetmiştim. Ona bağlandığımı ya da belki de aşık olduğumu düşünmüştü ve benden sıkılmıştı. Artık onun için eğlenceli bir oyun değildim. Ona sarılarak ona tav olduğumu düşündürtmüştüm. Etrafındaki diğer kadınlardan bir farkım kalmamıştı. Ona tav olan onlarca kızdan bir farkım kalmadığında beni neden yanında tutsun ki? Aslanın bende çekici bulduğu şeyi kaybetmiştim. Her ne kadar ona yakın davransam ve onunla yatsam da Aslan beni elde edemediğini biliyordu. Onu bana çeken de buydu zaten. Sürekli kovalayacağı bir av olmam ama ona sarıldığımda bu kovalamacayı bitirmiştim. Artık koşmasının bir anlamı kalmamıştı. Şimdi beni bırakıp başka avların peşine düşecekti.
Belki de çoktan düşmüştü.
“Kesin vardır. Seni yeni evinde ziyaret ettiğimde bana da anlatırsın artık o açıklamayı. Merak ederim.” Dedi. Yüzündeki pis sırıtıştan çok şu an o sırıtışı silebilecek hiçbir şeyim olmamasına sinirleniyordum. Resmen her şey elimden gidiyordu ve ben bir şey yapamıyordum. Hala üzerimdeki şoku atlatamamışken arkamdan Semih babanın sesini duydum.
“Gidiyoruz.” Dedi sadece. Sesi sinirli geliyordu. Muhtemelen kavga etmişlerdi ve Aslan da sinirliydi.
Gebersin pislik.
Hiç onlardan tarafa bakmadım ve Serpil anne yanımdan kalkıp gitti. Şu kadına zafer kazandırdığıma inanamıyordum. Nasıl görememiştim? Beni boşamak istediğini nasıl anlayamamıştım. Tabi ya bu yüzden gün boyu bana böyle davranmıştı. Kafamı karıştırmak istemesinin nedeni buydu. Bu sayede hiçbir şeyi fark edememiştim. Ben onun hareketlerine kapılmamak için uğraşırken o arkamdan işini halletmişti. Ama bir şeyi unutuyordu. Benim de elim armut toplamayacaktı. Öyle kolay çıkmayacaktım hayatından.
Aklımı toparlamayı başardığımda derin bir nefes alarak kendime geldim. Olan olmuştu artık. Oturup üzülmenin ya da kızmanın bir faydası yoktu. Durumlar değiştiyse ona göre davranmak gerekirdi. Önlem almalıydım. Oturduğum yerden kalkıp çalışma odasına adımladım. Onun bana yaptığı gibi şimdi de ben ona hiçbir şey fark ettirmeden plan yapacaktım. Odaya girdiğimde Aslan açık pencerenin önünde sigara içiyordu. Ona doğru yürürken
“Neyse günlük kavga dozumuzu bu günlük annenlerden almış olduk.” Dedim. Aslan bu söylediğimle güldü ama bu baya çaresiz bir gülüştü. Yanına geldiğimde beni bir kolunun altına alıp sigarasını söndürdü hemen. Sigara kokusuna hiç dayanamazdım bu yüzde yanımda içmezdi. Rolümü hiç bozmadan kollarımı beline doladım. Bir süre öylece durup dışarıyı izledik beraber.
“Niye kavga ettiğimizi sormazsın herhalde?” Aslan sessizliğimize daha fazla dayanamamıştı.
“Biz ne zaman tatsız şeyler konuştuk ki.” Dedim. Aslında şu an içimden gelen Aslanın kafasını gözünü dağıtmaktı ama sırası değildi daha temkinli olmalıydım. Nasılsa istediğimi aldığımda onu da yapardım. Aslan derin bir nefes çekip
“Doğru” dedi sadece. Rolümü bozmamak ve birazda Aslanı işkillendirmemek için Aslandan biraz uzaklaşıp gözlerimde çekici olduğuna emin olduğum bakışlarımla ona bakarak
“Ama istersen bu sisli havayı dağıtabilirim.” Dedim. Her zaman yaptığım gibi onu yatağa çekerek aklını dağıtmaya çalışıyordum. Onun benim üzerimde bir etkisi varsa benim de onun üzerinde aynı etkim vardı.
“Nasıl olacakmış o.” Dedi. Oyunumu anlamış ve bana ayak uydurmaya başlamıştı. Omuzlarımı kaldırıp indirdim ve
“Bilmem ki aklımda birkaç şey var aslında.” Ellerim de bir yandan düğmelerini çözmeye başlamıştı. Aslan ellerini kalçalarıma yerleştirip beni hiç de kibar olmayan bir hareketle kendine çekti. Göğsüne yapışmış bir halde çıplak göğsünün üzerinde parmaklarımı dolandırmaya başlamıştım.
“Nasıl yapıyorsun?” dedi. Gözleri kısılmıştı ve bu bakışı tanıyordum. Üzerime atlamasına çok az kaldığını gösteren bakışıydı bu.
“Neyi nasıl yapıyorum?” dedi dudaklarımı büzerek. Bakışları gözlerimden dudaklarıma indi.
“Sinirden delirirken bir dokunuşunla tüm bulutları dağıtabilmeyi. Hem de sana sinirliyken bile.” Bana mı sinirliydi. Ben ona siniri gösterecektim de dua etsin başka önceliklerim vardı. Mücevherlerimi ve Hermes çantalarımı kurtarmak gibi. Bu yüzden oyunumu hiç bozmadan hafif kaşlarımı çattım
“Bana mı sinirlisin?” dedim. Bakışları dudaklarımda, göğüslerine yapışmış memelerimde ve en son gözlerimde dolaştı ve hafif öfke, hafif arzu kokan sesiyle.
“Seni parçalamak isteyecek kadar.” Dedi. Göğsünde dolanan ellerimi boynuna doladım ve yüzümü iyice yüzüne yaklaştırıp cilveli bir sesle
“Bence harika fikir.” Dedim. O dakikan sonra hatırladığım dudaklarıma adeta saldırması ve üzerimdeki her şeyi tam da söylediği gibi parçalaması olmuştu. Onunla sevişirken de o yanımda öküz gibi uyurken de aklımda bu boşanma işinden kendimi en az hasarla nasıl kurtaracağım vardı. Bilmediğim şey ise kocamın da aklında zehirli bir yılan gibi kıvrılan bir plan vardı ve maalesef o planını uygulamaya benden çok önce başlamıştı.