Ev

2007 Kelimeler
Yaramın varlığını sadece sızladığında anımsıyordum. Bandajı değiştirmeyi hep unutuyordum. Sabah ve akşam iyice temizleyip yeni bant yapıştırmamı söylemişti oysaki doktor. Bu kez unutmamayı kendime nasihat ederek bana yaramı anımsatan işi yapmaya yani kapıya koşma devam ettim. Amcam gelmiş olmalıydı. iyi bir şeyler duymaya o kadar ihtiyacım vardı ki eve girip önce hemen olanları özet mi geçse yoksa doğrudan yiyip çıksak, annemlerle birlikte hepimize bir mi anlatsa daha iyi olurdu. Kapıyı açtığımda amcam kollarının altına almış olduğu birkaç top kağıtla bekliyordu. Hemen eve girip hızlı hızlı elindekileri koridordaki büstiyerin üzerine saçtı. Ardından yaklaşık yarı yarıya bölüp bir kümeyi bana verdi: “Bunları yanımızda götüreceğiz. Ben hemen elimi yüzümü yıkayıp birkaç lokma ekmek atıp üstümü değişip geliyorum. Çıkıyoruz. Yediniz mi siz?” diye sordu. Hayır anlamında kafamızı salladık bir yandan elime tutuşturduğu kağıtların ne olduğunu anlamaya çalışırken. Üzerinde kocaman kahkaha atarken çekilmiş büyükçe bir fotoğrafta babam ve altında kayıp aranıyor-Mahir BAŞAT- görenlerin bu numarayı araması rica olunur: 0 xxx xxx xx x5. Bu kağıdı görmenin ne kadar tuhaf hissettirdiğini anlatabileceğim kelimeleri bildiğimden emin değilim. Bu duyguyu anlatacak kelimelerin mevcut olduğundan da şüpheliyim. Daha fazla bakamadım elimdekilere ce giderken yanıma almaya karar verdiğim çantama kodum kırışmayacak şekilde. Serpil yengem pilav ve çorbayı ısıtırken ben de yanıma alacağım bir kaç parça eşyayı ayırıyordum. Ne kadar süre için gittiğimi kestiremiyordum. Her şey belirsizlik içinde ve babamdan gelecek her hangi bir habere bağlıydı. 15 dakika içinde hızlıca hazırlandık, yemeğimizi yedik ve çıktık. Serpil yengem de kendine birkaç parça kıyafet ve birkaç top örgü ipi hazırladığı küçük valizini aldı yanına. İhtiyacımız olursa diye o da bir kaç gün bizimle kalacakmış. Saat on biri biraz geçiyordu yola çıktığımızda. Bu saatte trafik olmadığı için köprüye kadar hızlı gitmiştik. Yol boyu çıt çıkarmadık, aynı evde yengemle olduğumuz gibi herkes kendi sessizliğine gömüldü. Köprüye geldiğimizde saat on ikiyi bulmasına rağmen çok trafik vardı. Evet, okul değiştiricem diye kıta değiştirmiş ve Avrupalı olmuştum. Biz normalde Anadolu yakasında oturuyorduk. Babamın arabası olmadığı için marmaray ya da diğer toplu taşımaları bazen de vapur kullanıyorduk. Sahi, babam kayıp olduğu gün Serkan amcamın arabasını alarak Serhat’ı iş görüşmesine götürmüştü. Yani telefonunu en son bindiği arabada, amcamın arabasında unuttuğuna göre yerini belirleyebilecekleri son yer amcama arabayı teslim ettiği yer olacaktı. Hemen amcama sordum, babamın arabayı kaçta getirdiğini, nasıl göründüğünü. Amcama bizzat anahtarı vermeye gelmemiş, çalıştığı belediye binasının kapalı otoparkına park edip anahtarı da valeye bırakmış. Arabayı ne zaman getirdiğini bilmediğini ama öğrenebileceğimizi söyledi ve bu sefer saate aldırmaksızın belediye binasının güvenliğinden sorumlu bir personeli aradı. Aracın plakasını verip kaçta giriş yaptığını ve kamera görüntülerinde ilgili videodan teslim eden kişinin göründüğü aralığı göndermesini istedi. Bu saatte kimse binada olmadığı için yarını bekleyeceğiz sanmıştım ama biz daha köprü trafiğinden çıkmadan video geldi. Zaten yarım saattir geçemediğimiz köprüde genel olarak durur pozisyondaki arabada 3 dakika uzunluğundaki videoyu izledik. Video saatine göre saat öğleden sonra üçü kırk yedi geçe anahtarı teslim etmiş. Videoda anahtarı valeye verdikten sonra bir süre arabanın yakınlarında dolanıyor, önce çevreye bir göz gezdiriyor. Sonrasında arabanın etrafında bir tur atıp hasar yoklar gibi aracı inceliyor. 3 dakika içinde bunları yapıp kolundaki saate bakıp kameranın görüş alanından çıkıyor. Anlamadığım şey normalde babam saati aksesuar olarak kullandığından en son pili bittiğinden beri pili yenileme gereği duymamıştı. Yani saati aylardır çalışmıyor. Bunu bildiği halde neden zamanı öğrenmek için saatine bakıyor. Zaten babam saati öğrenek için hep telefonuna bakarken nasıl oldu da arabayı incelerken içeride kendi telefonunu unuttuğunu hatırlamadı. Görüntüde yüzü ifadesizdi. Dediğim gibi saate baktıktan sonra kameranın görüş alanından çıkıyor. Amcam güvenlik görevlisini arayıp kaydın tamamını atabilme imkanını sordu. Güvenlik görevlisi kimseye söylememesini rica etti ve birkaç dakika içinde o güne ait güvenlik kamerası kaydının tamamını attı. Amcam arabayı kullandığı için telefonunu arka koltuklarda oturan Serpil ablam ile ben izledik. Oynatma hızını yükseltip göründüğü saat içerisinde bir daha kadraja girip girmediğine baktık ama göremedik. İlerleyen saatlerde amcam kollarının altı top top kağıt dolu halde valeden teslim aldığı anahtarla aracın yanına geliyor ve çıkıyor. Babama dair elimizdeki son görüntüler o 3 dakikalık kareden ibaretti ve anlam veremediğim davranışlar sergiliyordu. Amcam araç kullandığı için görüntüleri ona tasfir ettik ve artık içine gömüldüğümüz bireysel dünyamızdan sonuç alamayacağımızı öğrendiğimizden zihin fırtınası yapıyorduk. Babamın saatini pili bitik kullandığını, dolayısıyla saati öğrenmek için koluna bakmak gibi bir alışkanlığı olmadığını, o sırada neden telefonunu yoklamadığını ve aracın içinde telefonunu unuttuğunu fark edip etmediğini, şüphemi çeken her şeyi anlattım kısacası. Ev geldiğimizde annem bizi camdan görüp kapıya inmişti. arabadan inerken kafamda milyon tane soru işareti varken anneme sarılmam ile kafamın içi boşalmıştı sanki. O an sadece annem ile birlikte olmanın vermiş olduğu huzuru hissediyordum. kapı önünde sarılma faslının bitmesinin ardından hemen eve geçtik. annemin kollarından ayrılıp arkamızdan çantaların hepsini tek seferde sırtlanmaya çalışan amcama yardım ettim de birlikte çıkardık. Peri yengem ile Serhat da bizi daire kapısının önünde bekliyorlardı. yol yorgunu olduğumuz halde üzerlerimizi değiştirip hepimiz birlikte salonda toplandık ve neler yapmıi olduğumuzdan bahsettik. Annem babamdan haber gelirse veya babam eve dönerse diye evden ayrılamıyordu ama hala haber alamamıştı. Biz de yolda izlediğimiz videoyu ve bana tuhaf gelen şeyleri anlattığımda annem de bana hak verdi. Sonuç olarak bu görüntünün ilgili kısmını yarın buradaki asayiş şube müdürlüğüne götürecekler amcamla. Sonra amcamın hazırlattığı kayıp ilanlarını gösterdim. Madem okula gitmiyorum, ben de bu amcamın çıkarttığı bu ilanları asacaktım. Serpil yengem de bana yardım edecekmiş. Peri yengem kendi evinde, Serhat da bizim evde bekleyecek babam dönerse diye. Ardından amcama karakolda ne olduğunu sorduk. Amcam asayiş şube müdürünü tanıdığı için direkt onunla görüştüğünü ve ne yapması gerektiğini sorduğunu anlattı. Şube müdürü kayıp büroya yönlendirmiş. Kayıp kişinin net bir şekilde göründüğü son fotoğrafını kullanarak orada ihbar kaydı oluşturması gerektiğini söylemiş. Sorulara kalabildiği kadar soğukkanlılıkla net bir şekilde cevap vermesinin önemli olduğunu da belirtip bizzat ilgili büroya kadar götürmüş. Oradaki polisler Serkan amcamın babamla yakınlığını teyit edip babamın kayıp olmadan önce en son ne zaman görüldüğünü, kıyafet ve saç kesim tarzını, dikkatini çeken bir şey olup olmadığını, daha önce psikolojik bir tedavi görüp görmediğini ve kronik bir rahatsızlığı olup olmadığını sormuşlar. Amcam bu sorulara verdiği cevapları anneme yönelterek kendi cevaplarının doğruluğunu teyit etti. karakoldaki sorgu uzun sürünce telefonla hemen bize dönemediğini zaten şarjı bittiği için direkt belediyedeki işlerini halledip kayıp ilanı çıkartmak için biraz oyalandığını anlattı. Serüvenin bundan sonraki kısmı zaten bildiğimiz gibi bizi almaya geldi ve hemen yola çıktık. Hep birlikte videoyu kaç defa daha izledik saymadım. Her seferinde yeni bir ayrıntı arıyordum, bizi babama götürebilecek her hangi yeni bir şey. Farklı bir şey gözümüze çarpmadı ama hala babamın neden o farklı hareketleri yaptığını açıklayacak mantıklı bir sebep de yoktu. Serhat ile Peri yengem bir kaç sokak aşağıdaki kendi evlerine geçtiler. Biz annem ile birlikte Serkan amcam ve Serpil ablama çekyatların üzerine yatak serdik. Ben annemle birlikte yatak odasında kalacaktım. Pijamalarımızı giyip yatağa uzandık. Annem oda kapısının hemen yanındaki düğmelerden ışığı kapattı ve hemen ardından duvara hareketli yıldızlar yansıtan gece lambamı çalıştırdı. Odanın koyu yeşil renkli duvarları önce karanlığa sonra ise bir galaksiye boğulmuştu. “zaten uyku tutmayacak, seyredecek bir şeyimiz olsun di mi?” dedi iç geçirerek yatağa uzanırken. filmlerde gösterildiği gibi sarmaş dolaş yatamayız biz, sarılmayı yapar sonra herkes kendi rahat ettiği pozisyonda uzanır. Uyumadan önce bir kez daha sarıldım anneme ve hemen yanına yattım. Hiç bir şey konuşmadık, sakin sakin kayıp giden yıldızları izledik. Cidden annemin dediği gibi uyuyamıyorduk. Sanırım annem de benim gibi göz pınarlarını sessiz sessiz akıtıyordu yanaklarından aşağı. Yine de birbirimizin yüzüne bakmıyor kafamızı tavana karşı sabit tutuyorduk. Uyku yeni yeni bedenimi sarmaya başlarken son kez telefonumun kısık parlaklıktaki ekranına baktım. Okuldaki kimsede henüz numaram olmadığı için bana yazamıyorlardı şimdilik. Dolayısıyla telefonumun gündemi yoğun değildi. Günlük olarak oynadığım oyunların bildirimlerinin yanı sıra bazı haber başlıkları bildirim olarak gelmişti. Bir mülteci mahallesinde olay çıkmış ve o sırada orada bulunan bir vatandaşımız ağır yaralanıp hastaneye kaldırılmış. Bir başka haber de yeni yakalanan bir organ mafyasının üyelerinin itirafıyla baskın düzenlenen depolarından kurtarılan çocuklardan bahsediyordu. Sonrasında evlatları dağa kaçırılan Diyarbakırlı annelerin nöbetinin bilmem kaçıncı günü başlıklı bir haber bildirimi vardı. Bir kaç tane başka konularda da haber yazısı bildirimi gelmişti ama bir günde bu kadar kaçırılma haberi okumam çok fena canımı sıkmıştı. Sağ yanımda yatan anneme baktım, uyumuş muydu bilmiyorum. belki de uyumaya çalışıyordu veya bütün bu yaşadıkları onu çok yorgun düşürdüğünden sahiden de uyuyakalmış olabilirdi. Kafamı çevirip tekrar telefonuma baktım. Telefonumdaki takvim uygulaması resimleri de kaydedebilen bir uygulamaydı ve bazı özel fotoğrafların yıl dönümlerinde “bilmem kaç yıl önce bugün çekindiğiniz bu fotoğrafları hatırlıyor musunuz?” diye bahsettiği resmi gösteriyordu. O uygulamanın mesajını gördüm bildirim çubuğumda, tıklayıp açtım ve babam ve Serkan amcam ile 3 sene önce düğüne katılmak için gittiğimiz Urfa’da önümüze dizilen mükellef sofrayla çekindiğimiz ve öğretmenler toplantısını bahane ederek gelmeyen annemi kıskandırmak için attığımız öz çekimi hatırlatıyordu. O gün çok eğlenmiştik. Düğünde misafirlere çeşitli et yemekleri ve katmer tatlısı sunulmuştu. Babam Urfalıdır benim ama ben daha önce hiç gelmemiştim. Memleket diye hep annemin memleketi olan Samsun’a giderdik hep. Urfa’ya gitmeme sebebimiz babamın Serkan amcam haricindeki aile bireyleriyle aralarının bozuk oluşu ve Serkan amcam hariç diğer tüm kardeşlerin Urfa’da ikamet etmesiydi. Anlattıklarına göre babamın Urfalı bir kız ile evlenmesini istemiş büyükler ama babam ilk görüşte aşık olup üniversite yıllarından sevdiği kadın ile evlenmek isteyince babama karşı sert tavırlar takınmış arayıp sormayı bırakmışlar. Babam her şeye rağmen onları dinlememiş ve anneme açılmış. Üniversiteyi bitirmeyi beklemek istemiş ve bir yandan çalışıp bir yandan da okuyarak üniversitesini bitirmiş babam. Annemin ailesi hep çok ılımlıymışlar babama karşı. Hatta annem yüzünden babamın ailesiyle arasının bozulduğunu duyunca annemi “acaba vaz mı geçseniz” diyerek bir daha düşünmeye sevk etmişler. İkisi de vazgeçmemiş ve evlenmişler ama ne düğüne ne de benim doğumumu babam tarafından Serkan amcam hariç kimse gelmemiş. Serkan amcam ile babam arasında 12 yaş var. Yani bu olaylar olurken amcam çok küçükmüş. O da üniversite yıllarında gelmiş İstanbul’a. Babam bir şekilde onun ile arasını kapatmış zaten amcam da o zamanlar küçük olduğu için ne dedilerse onu yaptığını ama sebebini hiçbir zaman anlayamadığını söyler. Evlendikten 1 sene sonra babamın babası olan dedem vefat ettiğinde babam bana hamile annem ile cenazeye gitmiş ancak babaannem bizi kapıdan çevirmiş. Sonraki sene de babannem vefat etmiş ama o zamanlar da babam öfkeli olduğu için cenazeye gitmemişler. Seneler sonra yani bundan 3 sene önce benim diğer amcalarımdan birinin çocuğu evleneceği zaman amcalarıma çok ısrar etmiş ve bizi de çağırmış. O zamandan beri aradaki kin perdesi aralansa da hala samimiyet yok aramızda. Sadece 1 kez şahsen yüzlerini gördüğüm diğer amcalarımı yalnızca ismen biliyorum diğer amcalarımı. O zamanlardan kalma bu fotoğrafı görünce sosyal medya hesaplarımdan babamın profiline girip orada paylaştığı resimlerimize bakıyordum. Kendi hesabımda daha çok arkadaşlarımla olan fotoğraflarım varken babamın tek incisi ben ve annemdik. En çok ben ve annem ile olan fotoğrafları vardı hesabında. İşte öyle sosyal medya hesabımda dolaşırken telefonuma mesaj geldi. Serhat, bu saatte hala sosyal medyada çevrim içi olduğumu görüp bana “iyi geceler, yarın çok işimiz var. Dinlen biraz” yazmıştı. “Sana da iyi geceler” yazıp hesabımdan çıkış yaptım. Sahiden de saat 3 olmuştu. Zamanın ne ara geçtiğini anlamamıştım ama sabah okuldaki halsiz benden eser yoktu şimdi. Kayıp afişlerini astığımızda büyük bir adım atacak, babamı bulacakmışız gibi hissettiğimden bir an evvel gün doğsun, hava aydınlansın ve biz de artık işe koyulalım istiyordum. Sabah 8’e alarm kurup telefonu baş ucuma koydum. Gözlerimi kapattığımda uykuya dalmakta zorlanmadım. Ertesi sabah saat 8’de çalan alarmıma uyandığımda annem çoktan kalkmış ve karakola gitmek için hazırlanmaya başlamıştı. odadan çıkınca fark ettim k herkes için zor bir gece lmuş ve gün ışır ışımaz bizim eve atmışlardı kendilerini. Serpil yengem ile Serkan amcam kalkmış, yengem çayı demliyor, amcam çekyata serdiğimiz yatağı topluyordu. Serhat da gelmişti. Hızlıca sofra kurup bir şeyler atıştırdık ve çıktık. Annem ile amcam arabaya binip doğruca karakola gittiler. Dönüşte de babamın ofisine uğrayıp Murat abi ile konuşacaklar. Ben ve Serpil yengem de ikiye ayrıldık belli aralıklarla göz önünde bir yerlere asacaktık elimizdeki kayıp ilanlarını. Amcamın kendi evinde bıraktığı ilanları ise onlar döndüklerinde o civarlara asacaklarmış. Zira babam ne zaman döner bilemediğimizden, ortaya çıkana kadar amcam burada bizimle kalamayacaktı. Muhtemelen yarın akşam veya birkaç güne kadar ( belediyedeki işinden ne kadar izin alabildiğine bağlı olarak değişecek) dönmeleri gerekecekti. İlanları asarken en zorlandığım kısımlardan biri komşu mahalleli insanından bizi tanıyan komşularımız ya da annemin öğrencilerinin velileri beni astığım afişlerle görünce arkamdan ah vay edip acıyarak baktıklarını hissetmemdi sanırım.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE