Çünkü sevmek yükselmekten çok beraber acı çekmek ve beraber düşmekti. Eğer ki bütün bu acılar yok ise buna sevmek denemezdi.
O gecenin üzerinden bir hafta geçmişti. Hera için sakin ve eğlenceli ama Aren için fazlası ile yorucu bir haftaydı. Bayanlar bütün evi baştan sona yenilerken Aren onların tam tersine işlerini düzene sokup nikah hazırlıklarını tamamlamıştı. Sonuç olarak tüm karmaşaya rağmen o güne gelmişlerdi. Adamı evine dahi göndermemişlerdi. Serra hanım Aren'in her atağa kalkışında
'Evlendiğiniz gün ikiniz beraber gideceksiniz.' diyerek adamı püskürtmüştü. Bu da yetmez gibi Aren'e fazlasıyla bir merak yüklenmişti. Ne Arya, ne Ceren, ne de Hera evin dekorasyonu hakkında en ufak ip ucu vermemişti.
'Oldu olacak eve de askerlerini dik yakınından bile geçemeyim anne' diyerek çıkış yaptığında ise Serra hanımın büyük gülümsemesi ve şok edici cümlesi ile karşılaşmıştı.
'Zaten yaptım.' işte o cümleden sonra Aren defalarca eve gitmeye kalksa da yolun başındaki Serra Rollas askerleri adamı engellemişlerdi. Sanki ev ev değildi de saraydı. Her türlü koruma yüklenmişti. Derin bir nefes alarak aynadaki haline baktığında gülümsemesi de büyümüştü ki kapının aralanması ile içeri giren kızlara baktı Aren. Ceren kucağındaki Savaş'ı Arya'ya vererek adamın kravatını düzelttiğinde kenardaki ceketi alıp tutmuştu. Aren ise hızlıca kollarını geçirerek tekrardan derince soluklandı.
'E damat bey heyecan var mı?'
'Heyecan ne demek abla. Şu haline baksana 500 metre engelli koşu yapsa eminim kalbi böyle çarpmazdı.' Arya'nın dalga geçen haline bile sesini çıkarmamıştı Aren. Daha doğrusu kalp atışından kızın cümlesini dahi algılayamamıştı.
'Bir şey fırlatmadığına göre dediğim kadar var. Abi iyi misin?'
'Değilim. Ya oda çok sıcak değil mi? Bana mı öyle geliyor yoksa?'
'Odanın sıcaklığı iyi de seni belli ki kaynar kazana atmışız.'
'Cehennemde bu kadar ter dökeceğini sanmam.' Arya Ceren'e adam yerine yanıt verdiğinde Aren titreyen eli ile bardağı kavrayıp bir kaç yudum su içmişti ki başını havaya kaldırdı. Tavanı dahi tepesine iniyor gibi hissetmesi doğal mıydı Allah aşkına. İçi neden bu kadar daralıyormuş gibi geliyordu adama.
'Ceren sen doktor değil misin içim daralıyor? Kızım yardım etsene abine' Aren'in çıkışı ile Ceren tek kaşını kaldırdı bu defa.
'Ben cerrahım. İçini açıp rahatlamanı sağlamamı istiyorsan steril bir ortam bulalım.'
'Sen espri yapabiliyor muydun ya?' adam kaşlarını çatıp balkonun kapısını açtığında ardındaki iki kızda kıkırdamaya başlamıştı ki kapının tekrar açılması ile bu defa bütün bakışlar Serra hanımı buldu.
'Oğlum, iyi misin?' adam anında başını sağa sola salladığında Serra hanım kızlara dışarı çıkmaları için işaret vermişti. Onlar çıkarken kadında balkondaki sandalyeye oturup elini boş sandalyeye üç kez vurdu. Aren'de kadının yanına anında oturmuştu.
'Baban akrabalarla ilgileniyor. Normalde bu konuşmayı ya baba ya da kayınbaba yapar ama piyango bana vurdu.'
'Anne benim kalbim çok fena. İçeride duvarlar üzerime geliyordu, burada gökyüzü bile dar.'
'Biliyorum. Senin şuan olan heyecanının on katını babanla evlenirken yaşadım. Hoş bizimki bol atraksiyonluydu ama neyse...'
'Kaçıp dağ başında evlenmek Rollas'lara göre mükemmel bir imza.' Aren'in biraz olsun gevşediğini cümlesinden anlayan Serra hanım usulca başını sallayarak oğlunun elini tuttu.
'Bak, Hera'ya ilk başta kötü davrandım kabul ama sonra onu tanıdım Aren. İnan bana senin gibi bir adamı ancak Hera gibi güçlü bir kadın kaldırabilir.'
'Senin gibi derken?'
'Senin gibi işte. Kafası sürekli işte, kaşları çatık, suratsız adamdan bahsediyorum.' Aren usulca başını salladığında Serra hanım gülümsemesini genişletmişti.
'O imzadan sonra hayatındaki yegane şey Hera olacak. İşinden, silahlarından, hatta bizden bile önce gelecek Hera. Bu böyle olmak zorunda. Sakın ola işte moralini bozan şeyler yüzünden onu üzme. Emin ol evde olsa bile senden daha çok çalışıyor olacak. Bunca zaman senin çevirdiğin o evi artık bir kadın çevirecek. Başlarda bunu fark edeceksin ama bir kaç ay sonra sanki hep böyleymiş gibi gelecek. Hep öyleymiş gibi hissetmeye başladığında sakın ola Hera'dan desteğini çekme. Evet sabahları işte oluyor ve yoruluyorsun ama sanma ki sen evden çıktığında o evde zaman duruyor. Hera sen gittikten sonra da koşturacak o evde. Bebeğiniz doğduğunda da bu böyle olacak. O senin hayat arkadaşın oluyor Aren, iş arkadaşın değil. O eşikten geçtiğin anda bütün iş ile ilgili olan sorunlarını dışarıda bırak ve tartışman ne kadar büyük olursa olsun sevdiğin kadına sırtını dönüp uyuma. Konum ne olursa olsun ayrı yataklarda yatmayın. Sana bunlar şuan ki heyecan ile basit gelse de aslında evliliğinizi ayakta tutacak detaylar.'
'Anne, babam senden bir şey saklar mı?'
'Asla ama asla, sonu ölüm dahi olsa Hera'dan bir şeyleri saklama. Yapacağın sürprizler hariç. Bir de birbirinizden şüphe etmeyin. Hera'nın da, senin de gözlerinizde birbirini deli gibi seven iki insan var. Eğer aranıza şüphe girerse bütün büyü bozulur. Anlaştık mı?'
'Anlaştık.'
'Her zaman yanınızdayız, desteğe ihtiyacınız olduğu her anda sadece bir kez telefon etmeniz yetecek. Hera beni bile değiştirmişken senin böylesine hislerini dışa vurmana şaşırmıyorum. O kızı üzersen seni kıtır kıtır doğrarım Aren Rollas. Çünkü artık Aren'den önce Hera isminde bir kızım var.'
'Anne. İlk baştaki düşüncelerin, yani onlar aklının bir köşe-'
'Hepsinin saçma ve paronayakça olduğunu düşünüyorum.'
'Teşekkür ederim.'
'Bana böyle bir gelin getirdiğin için ben sana teşekkür ederim oğlum.' Aren usulca kadının eline dudaklarını bastırdığında ikisi de ayaklanmışlardı. Odadan çıkıp karşıdaki odanın kapısına dikildiklerinde ise Serra hanım derin nefesler alan oğluna gülümseyerek araladı kapıyı.
'Gelebilir miyiz?' içeriden gelen onaydan sonra ilk önce Serra hanım daha sonra Aren girmişti içeri. Karşısındaki kadının sade ve beyaz bir elbise içinde bile devasa güzellikte görünebileceğini düşünmemişliği kalbinin sıkışmasından anlaşılıyordu. Adım dahi atamıyordu adam. Öylece kalmış dudaklarını birbirine bastırarak başını sağa sola sallamıştı ki göz pınarlarının ihaneti ile parmakları ile burun kemerini sıkıştırıp derin bir nefes almaya çabaladı.
'Hera'nın ağlaması gerekmiyor muydu?' Arya'nın kısık sesini odadakiler onaylasa da kadın bir kaç adım atarak Aren'in dibine gelip elini tuttu. Adam ise anında derinden bir nefes çekmişti.
'Çok güzelsin, ben, ah inanamıyorum. Çok sulu göz oldum...' başını sağa sola sallayarak kendine gelmeye çabaladığında Hera adamın yanağına dudaklarını bastırmıştı.
'Ağlarsan daha çabuk toparlarsın.' kadının tek cümlesi bile adamın göz yaşlarının firar etmesine yeterli olmuştu. Buğunun daha da belirginleştirdiği hareleri ile kadına tekrar baktığında başını yana eğerek baştan ayağa süzdü.
'Mükemmel görünüyorsun güzelim.'
'Sen de çok yakışıklısın.'
'Aynı zamanda çok şanslı.' herkesin gülümsemesi büyürken açık kapının vurulma sesi ile bakışlar arkaya dönmüştü. Hera'nın gözleri yuvalarından fırlayacak raddeye geldiğinde karşısındaki kızın piçimsi gülümsemesine bakakaldı.
'En yakın arkadaşından habersiz evlenen bir Hera varmış burada.'
'Helen!'
'Demek ismimi hatırlıyorsun.' iki kız birbirine sarılsa da Helen anında geri çekilip kadının ellerini havalandırarak bir güzel süzmüştü.
'Çok güzelsin, sana burada saatlerce güzelliğini anlatabilirim ama başka nikaha yetişmesi gereken bir memur var aşağıda. O yüzden hadi.' odadakiler gülüşmelerle çıktığında Hera kızın göz kırpmasına gülümseyerek bakmış daha sonra da gözden kaybolmuştu ki elinin üzerindeki sıcaklık kendine getirdi bedenini.
'Gidip şu eveti diyelim güzelim.'
'Diyelim.' kadın başını onaylarcasına salladığında ikisi de odadan çıkıp merdivenlerin başına geldiler. Aşağıda onu bekleyen meraklı toplulukta bakışları gezdiğinde derin bir nefes almışlardı.
'Heyecandan ölebilmem mümkün mü?'
'O bana ait bir görev güzelim.' adımları bir bir merdivenleri inerken alkışlarında sesleri kulaklarını çınlatmıştı iki genç bedenin. Bistro tipi masanın dibine geçerek yanlarındaki nikah memuruna baktıklarında adam defteri açtı.
'Değerli misafirler, bu gün burada Hera ve Aren çiftinin hayatlarını birleştirmesine şahitlik etmek için bulunuyoruz. Hera Amine, Aren Rollas'ı eşiniz olarak kabul ediyor musunuz?' Hera'nın gözleri usulca Arya ve Ceren'i bulduğunda onların gülüşü ile gülümsemesini büyütmüş ardından derin bir nefes alarak sessizliğin içinde kalan Aren'e bakmıştı. Başını sağa sola salladığında ise adamın kaşları anında anlamazca çatıldı.
'Ha-hayır.' davetliler arasında uğultu oluştuğunda ise Hera bir kez daha oyunculuğuna şükür etmişti. Sesini bile titretmişti kız daha ne yapabilirdi ki.
'Gü-zelim?' adamın şaşkın yüz hatları ile Hera gözlerini usulca nikah memuruna çevirip gülümseyerek tekrar başını sağa sola salladı.
'Hayır memur bey, sadece eşim olarak değil hayatın her anında yanında olabileceğim en büyük mutluluğum olarakta kabul ediyorum. Evet!' az önceki uğultuların yerini şaşkın kahkahalar aldığında Aren'in beyazlayan rengi de bir anda toparlanmıştı.
'Öldüreceksin sen beni.'
'Niyetim beraber ölmek nefesim.'
'Pekala... Siz Aren Rollas, Hera Amine'yi eşiniz olarak kabul ediyor musunuz?'
'Yaşatacağı her kalp krizine rağmen evet!' adamın cevabından sonra imzalar atılmış, defter alınmıştı. Bu kadar yoğun bir şey istemese dahi hazırlanan bütün ortamla ikisi de ortada yerlerini almışlardı. Çalan şarkı ile birbirlerinin gözlerine baktıklarında gülümsemesini büyüttü ikisi de. Şu an ne basının flaşları umurlarındaydı ne de onları izleyen insanlar. An itibari ile ikisi kalmışlardı koca evrende.
'Aşk ne sence?'
'Ben aşka inanmam, bence nefes aldığımız koca evrende tek gerçek sevgi' Aren'in cevabı ile Hera'nın kaşları havalanmıştı.
'İyi ama bana-'
'Sana sevdiğimi söyledim ve arkasındayım sözümün. Seviyorum, senin parmağın kesilse gözümün kararacağı kadar, sen gülünce cennete düşmüş gibi olacak kadar çok seviyorum ama aşk, ona inanmıyorum varsa bile geçicidir. Boşuna mı her yıl evlilik aşkı öldürür diyorlar. Madem ölüyor bence aşka gerek yok.' adın kaşlarını kaldırıp derin bir nefes aldı bu defa.
'Yıkabilirsen duvarlarımı, sakın bırakma beni, tüm tutkularım ve gücümün arkasında, hala minik bir çocuğum, büyütemezsen kaybolurum.' deyip gözlerine baktığında Aren'in gülümsemesi Hera'nın tüm hayatı olmuştu. Öksürür gibi yapıp ses tonunu ayarladı adam bu defa.
'Sen benimsin, ben hayatımı yaşantımı en ince detayına kadar senli şekilde programlıyorum. Aldığım nefes sen olduğun için değerli. Sen bana baktığın için hayatta olmam önemli. Elimi tuttuğun için ellerimin olması önemli. Senin kokunu almadıktan sonra burnumu olmasına ne gerek var, senin sesini duymadıktan sonra duyup duymamam neyi ifade eder. Hera'm... Sen. Benim. İçin. Değerlisin. Sen benim en değerlimsin. Büyütmekten usanmayacağım en güzel çocuksun...' Aren'in konuşması Hera'nın gülümsemesini büyüttüğünde, kalbi derisini yırtmak istercesine çarpıyordu, elini kaplayan sıcaklıkla vücudunun gerilmesiyle bile mutlu olabilmişti. Hayatlarının kapalı kapılarını çalmış iki beden de kilitleri kırıp birbirlerini kalplerine buyur etmişlerdi sonuçta.
Bir kaç saat içerisinde toplanan ahali dağıldığında Aren ve Hera'da derin bir nefes alabilmişlerdi şükür ki. Bakışları sırıtarak yanlarına yaklaşan kızı bulduğunda Hera'nın dudakları da gergince kıvrıldı.
'Hem evleniyorsun hem hamilesin ve ben bunu enişteden duyuyorum öyle mi?' Helen tek kaşını havalandırdığında Hera derince nefesini çekip gülümsemesini daha da büyüttü.
'İnan çok karışık her şey.'
'Tahmin edebiliyorum. Bana haber vermeyi unutman için mükemmel ötesi olaylar yaşaman gerek. Neyse, kahvenizi içmeye geleceğim.'
'Bekleriz baldız.' Aren'in gülerek başını sallamasıyla Helen kaşlarını havalandırdı aklındaki soru ile.
'Şu adam kim?' kız çaktırmamaya çalışarak Samet'i işaret ettiğinde genç çift bir adama bir de Samet'e bakmışlardı.
'Samet, korumalardan. Bir şey mi oldu?' Aren'in kaşlarını çatması ile kız anında başını sağa sola sallamıştı.
'Yok enişte ne olacak. Sadece bir kaç kişiyi fark ettim donuk bakıyorlar bu da öyle. Bir de sanırım ışınlanmayı bulmuş. Bir bahçede görüyorum bir mutfakta'
'İkizi Sencar'ı görüyorsundur.'
'Hoba bu soğuk nevaleden iki tane mi var?' kızın anında gözleri açıldığında Hera ve Aren gülümseyerek başlarını sallamışlardı ki Aren'in yanına gelen Sencar'la kız kaşlarını havalandırdı.
'Bu Sencar, o Samet'
'Enişte siz bunları nasıl ayırt ediyorsunuz?' Helen sorusunu yönlendirdiğinde Sencar ilerdeki kardeşine bakıp tekrar Helen'e dönmüştü.
'Onun boynunda pençe izi dövmesi var. Gömlek yakası olsa da görünür.' kız usul usul başını sallarken Sencar derin bir nefes alarak Aren'e dönmüştü.
'Abi arabanız hazır. Serra hanım yengenin zaten yeterince yorulduğunu söyledi.'
'Göndereceğimiz kimse kalmadı mı?'
'Yok abi kalmadı.'
'Tamam, geliriz birazdan.' Sencar başını sallayıp uzaklaştığında Hera Helen'e sıkıca sarılarak gülümsemesini genişletmişti. Kız Aren'le de vedalaştığında yanlarından uzaklaşmış bu defa aile büyükleri ile vedalaşarak yola çıkmışlardı. Yanındaki kadının elini bir an olsun bırakmasa da hala bir eksiklik var gibiydi. Muhtemelen yolda olan bebekleriydi eksikliğin nedeni Aren'e göre. O da geldiğinde herşey tam olacaktı. Hiç bir eksik yanları olmayacaktı. Adam arabayı park ettiğinde ikisi de inerek derin bir nefes aldılar ama Hera daha ne olduğunu anlamadan ayaklarının zeminle bağlantısı kesilmişti.
'Nefesim. Ne yapıyorsun?' adamın boynuna kollarını dolasa da şaşkın şaşkın bakıyordu hala.
'E gelenek bu' mırıldanıp bu defa avcundaki anahtarı kilide yerleştirerek kapıyı açtığında ayağıyla da yiterek içeri adım atmıştı ki baştan sona değişen salona dikkatle baktı. İşte şimdi aile evine dönüşmüştü yıllardır bekarlıktan kurtulamayan yapı. Aynı kalan sadece ödül ve fotoğrafların olduğu raflardı.
'Beğenmedin mi?' Hera tek kaşını kaldırıp adama çekinircesine baktığında Aren gülümseyip başını sağa sola salladı bu defa.
'Asıl şimdi hakkını vermiş ev.'
'Cidden sevmediysen eski haline getirelim. Bana garip görünüyor.'
'İçinde sen varsan bana cehennem dahi cennet güzelim. Ama gerçek fikrimi soruyorsan çok sevdim. Diğer odalara da bakalım.' kadın usul usul başını salladığında Aren merdivenleri kucağındaki bedenle çıkarak tek tek bütün odalara bakmıştı. Gözleri daha önce Hera'nın kaldığı ama şimdi bomboş olan odayı gezdiğinde kaşlarını havalandırıp bedenini kapı pervazına yasladı bu kez.
'Burası neden boş?'
'Aslında olduğu gibi kalsın dedim ama Serra anne beraber bebek için hazırlıklara başlamamız gerektiğini, bu ayların göz açıp kapayıncaya kadar geçeceğini söyledi.'
'Bu da demek oluyor ki karımla ilk alışverişim bebek odası için olacak.' Hera kızaran yüzüne inat başını salladığında Aren saçlarına dudaklarını bastırıp başını sallamıştı.
'Sevdim bunu. Bir de bizim odamıza bakalım' yaslandığı pervazdan ayrılarak bu defa diplerindeki odanın kapısını ayağı ile yittiğinde ferahlamış ortama göz attı adam. Duvarlar metalik bir beyaz, tavan ise griye boyanmıştı. Bütün eşyalar beyaz olsa da objelerin çoğu metalik veya gri formdaydı.
'Griyi sevdiğim için mi?'
'Hayır. Gri ve beyazın yakışacağını kanıtladığımız için.'
'Bana yakışacak tek beyazsın sen hatunum...' adam usulca ilerleyerek kucağındaki kadını yatağa bıraktığında dibine diz çökerek ellerini avuçları arasına almıştı. Gözlerini de Hera'nın yeşil harelerine dikerek alnına dudaklarını bastırdığında içinde kopan fırtınaya da söz geçiremiyordu.
'Erkeğim.' duyduğu kelime ile adamın anında gözlerinin içi parlamıştı. Evet, doğruydu. Artık Aren Hera'nın erkeği, Hera'da Aren'in kadınıydı. Resmi olarak da, dini olarak da bu böyleydi.
'Kadınım...'
'Seni istiyorum.'