BÖLÜM 7 /Tanıdık Suret

1457 Kelimeler
BÖLÜM 7/ TANIDIK SURET *** Sabah erken uyanmak zorunda kaldığım yetmiyormuş gibi, biricik(!) komşularımıza kahvaltı da hazırlıyordum. Annem ne derse oflayarak yerine getiriyor ve sürekli söyleniyordum. Çok uykum vardı ama bugün tekne turumuzun ilk günüydü. Evden ayrılmama iki saat vardı. Ve sanırım Çisel benim aksime yatağında bilmem kaçıncı rüyasını görüyordur. "Kapı çalıyor ben bakarım!" Babam bize seslendikten sonra ayak sesi kapı sesi ve tekrar ayak sesleri doldurdu evi. "Hadi annem sen börekleri de götür ben geri kalanını getiririm." Başımla annemi onaylayıp böreklerin olduğu iki büyük tabağı elime aldım. İçime derin bir nefes çektikten sonra da mutfaktan çıktım. Kimseye bakmadan tabakları masaya koymuş, ardından da Miray abla, eşi ve çocuklarına gülümsemiştim. O ukalâya ise hiç bakmadım. Hâlbuki gözlerini üzerimde hissedebiliyordum. Beş dakika sonra herkes masada yerini almış ve bu sefer Berkay karşıma oturmuştu. Nedense bir yanım bakmak diğer yanım bakmamak arasında kalmıştı. "Böreği kim yaptı? Valla çok güzel olmuş." "Zeynep yaptı." Bir dakika ne? Böreği ben yapmamıştım! "Ellerine sağlık Zeynepcim." Miray abla bana gülümsediğinde anneme şaşkınca baktım. Bana bakma zahmetinde bile bulunmuyordu. Gözlerim Berkay'a kayınca böreklere uzanıp üç büyük dilimi tabağına aldığını gördüm. Ona baktığımı fark edince göz kırpmıştı ve kaşlarımı çatmama neden olmuştu. Biraz şakadan zarar gelmezdi herhâlde? "Büyük dilimlere senin için fare zehri koydum, haberin olsun." Dudaklarımı okuduktan sonra alayla baktı. İnanmamıştı. "Sen bilirsin." dedim. Kendi tabağıma dönüp alttan alttan da ona bakıyordum. Bir süre böreğe bakıp bekledi ardından bana bakınca hemen gözlerimi çevirdim. Gülmemek için kendimi sıkıyordum artık. Peynir dilimini ağzıma atınca cebimdeki telefonun bildirim sesini duydum. Pardon duyduk. Herkesin bakışı bana dönerken hafiften tebessüm edip telefonumu çıkardım. Hemen titreşime alıp mesajı açtım. "Küçük ve kaçık bir kız çocuğuna inanacak kadar aptal mı gözüküyorum sence?" Sensin kaçık! Kafamı kaldırıp ona sinirli sinirli baktım. Ardından "Evet!" yazıp gönderdim. Ben bu adamla imtihan ediliyordum resmen! Yok cüce, yok kaçık, yok kız çocuğu, yok küçük, yok neymiş bana bakıcılık yapıyormuş. Yok bilmem ne yok bilmem ne! Sinirli geçirdiğim bir kahvaltının ardından nihayet odama çıkabilmiştim. Yatağımda oturup Çisel'e bize gelmesine dair bir mesaj atıp dolabımın yanından bavulumu aldım. Küçük sırt çantama da gerekli şeyleri koyup banyoya girdim. Üstümü değiştirmiş ve saçımı örüp sol omzuma almıştım. Yüzüm sanki biraz solgun gelmişti gözüme. Bu nedenle rimel ile kirpiklerimi belirginleştirip, bir de parlatıcı sürdüm. Aynada hâlâ kendime bakarken elim göz kalemine gitmişti. Gözlerimin alttaki iç kısmına sürüp göz rengimi daha da belirginleştirdim. Aynada kendime gülümserken telefonumun zil sesini duymuştum. Hemen odama dönüp çalışma masamdaki telefonu aldım. Çisel arıyordu. Bir nevi geldiğini söylüyordu. Meşgule atıp hemen sırt çantamı taktım ve bavulumu alıp odadan çıktım. Merdivenleri indiğimde annem Miray ablaları uğurluyordu. Aklıma gelenlerle yüzüm aniden düşmüştü ve son basamakta durmuş öylece onlara bakıyordum. Geziye o ukalâ da gelecekti değil mi? Ah lanet olsun! İçimden söylene söylene yanlarına gidip siyah spor ayakkabılarımı giydim. Herkesin bana bakması hiç hoşuma gitmemişti. Başımı kaldırdığımda Miray abla gelip bana sarıldı. "İyi eğlenceler tatlım. Bu arada Berkay'ın arabasıyla gideceksiniz okula." Yapmacıktan gülümsediğimde Berkay'ın sırıtan yüz ifadesini fark ettim. Bunun aklında bir şeyler vardı ama hayırlısı. "Görüşürüz annem. Dikkat et kendine olur mu?" Bana sarılan annemin boynuna kafamı gömüp kokusunu içime çektim. Ayrıldığımızda ellerimi kaldırıp "Merak etmeyin." dedim babama da bakarak. Babam da gelip bana sarıldığında ona da sıkı sıkı sarıldım. Kıkırdadığımda babam benden ayrılıp burnumu sıkmıştı. Bende ona gülüp bavulumu tuttum. "E hadi geç kalmayın." Murat abinin komutu ile hepimiz dışarı çıkmıştık. Çisel bavuluyla beni bekliyordu. Yanına gidip koluna girdiğimde "Günaydın" dedi. Gülümseyip başımı salladım. O da en az benim kadar heyecanlıydı. Geçen seneki tura gidemediğimiz için bu sene kesin gideceğiz demiştik ve sınırlı sayıdaki alımlara katılmıştık. Benim derdim gezmek olsa da Çisel kesinlikle rahat takılabileceği ortam arıyordu. "Gelin, hadi." Berkay'ın isteksiz sesi ile onun lacivert arabasına doğru göz devirerek yürümeye başladım. Gerçekten bu adamla gitmek zorunda mıydık? Annemler ve Miray ablalar bize gülümseyerek el sallarken bende onlara gülümsedim. Çisel'in anne babası pencereye çıkmış dikkatli olmasına dair talimatlar vermişti. Çisel sanırım göz devirmemek için kendisini tutuyor ve gülümsemeye çalışıyordu. İkizler de dayılarına sarıldığında artık gitmeye hazırdık. Berkay gelip bavullarımızı almış ve bagaja, kendi bavulunun yanına koymuştu. Onun bavulu benimkinden biraz daha küçüktü. Ama Çisel'inki baya büyük bir bavuldu ve yerleştirirken uğraştırmıştı. Ona bakıp başımı iki yana salladığımda omuzu kaldırıp indirdi. Bagajı kapatan Berkay derin bir nefes alıp önce arkamızda duran ailelerimize, ardından bize baktı. "Bende çok hoşnut değilim bu bakıcılık işinden ama bir süre birbirimize katlansak iyi olur." Gözlerini bana dikti." Okula beraber gideceğiz ama ondan sonra herkes kendi işine bakacak. Anlaşıldı mı?" "Pardon?" dedi Çisel. "Bakıcılıkmış. Peh! Sana bakıcılık yap diyen olmadı şekerim. Sende kuzu gibi ablanın sana her istediğini yaptırmasına izin vermeseydin." Saçlarını savurarak arka koltuğa oturan arkadaşıma gözlerimi kısarak ve gururla bakıyordum. İşte benim arkadaşım! Ben niye daha önce söyleyemedim ki bunu? "Arkadaşın biraz fazla agrasif sanırım." Ona alayla bakıp dudaklarımı oynattım. "Senin gibi." Ardından bende saç örgümü arkaya savurup Çisel'in yanına oturdum. Arkadaşımın çakmam için uzattığı eline çaktığımda ikimizde kıkırdamıştık. "Yol boyunca bizden illallah ettireceğim onu dur sen." Bu kızın aklından ne geçiyordu Allah bilir. Ama çok da takmayacaktım. Zira o moruk her türlü muameleyi hak ediyordu. Gıcık! *** "Berkaycım şu klimayı açar mısın donduk da burada." Gözlerini tekrar ve tekrar deviren Berkay arabayı kenara çekip bize döndü. "Hani az önce sıcak basmıştı. Şimdi de dondunuz mu?" "Evet." Çisel'e sinirli bir bakış atan Berkay gözlerini bana çevirdi. "Sende mi üşüyorsun? Doğruyu söyle." Çisel evet demem için bacağımı çimdiklerken acıdan bağırmamak için kendimi tuttum. Başımı salladığımda bir süre daha gözlerimin içine bakıp önüne döndü. Klimayı açtığında Çisel alttan alttan sırıtıyordu. Yola çıktığımızdan beri yirmi dakika kadar bir süre geçmişti ve bir sürü bahane söyleyip durmuştu. Amacı Berkay'a bir ders vermekti ama dinlerken ben yorulmuştum artık. Çünkü canım arkadaşım durmadan konuşuyor ya da telefonundan hareketli şarkıları son ses açıyordu. En son radyoya uzandığında Berkay öyle bir bakış atmıştı ki geri çekilmişti. Nihayet okula vardığımızda hemen arabadan indim. Bagajı açan Berkay bavulları indirip derin bir nefes aldı ve bize baktı. "Evet. Ben gidip arabayı park edeceğim. Bundan sonrasında lütfen birbirimizi tanımamış gibi yapalım oldu mu kızlar? Arabada yeterince çektim sizi. Şimdi herkes kendi hâline bakabilir bence." "Bana bak." Çisel Berkay'a doğru bir adım attığında kolunu tutup ona engel oldum. Yoksa Çisel burada kaos çıkartabilecek kapasiteye sahip birisiydi. Berkay bana son bir bakış atıp yanımızdan ayrıldığında Çisel sinirle bana döndü. "Döveceğim en sonunda bunu o olacak!" Sakin olması için gülümseyip yanağını sıktım. Ardından beraber kendi kampüslerimizin önünde listelere bakarak hangi araç ile gideceğimizi öğrendik. Veteriner bölümü ve güzel sanatların aynı serviste gideceğini öğrenince çok sevinmiştik. Çünkü bu demek oluyordu ki aynı araçla gidecektik. Hemen geniş ve büyük servise binip ikili koltuklardan birini kaptık. Ben önce davranıp cam kenarını yakalamıştım. Yolculuk başladığında ikimizin de tek yaptığı kulaklıkları takıp müzik dinlemek olmuştu. Çisel gözlerini kapatıp uyumayı tercih ederken ben yolu izliyordum. Yanımızda ve bizden biraz ileride olan servisin camlarına baktığımda Berkay'ı görmüştüm. O servisin mühendis bölümünü taşıdığını biliyordum ama ikinci olarak hangi bölümü taşıdığını bilmiyordum. Acaba bay kendini çok beğenmiş hangi bölümdeydi? Ben böyle düşünceli düşünceli ona bakarken göz göze gelmemizle hemen önüme dönmüş ve kendimi azarlamıştım. Öyle bön bön bakacak ne vardı ki sanki Zeynep?! Belki görmemiş de olabilir ama. Ben bile zor gördüm camlarından. O bir anda görmüş olamaz ki canım yani sonuçta hemen çevirdim kafamı. Saçımdan da tanıyamaz. Tamam sakinim. Hem ben niye bunu bu kadar kafama takıyorum ki? Boş ver gitsin. Tekne turumuz için gideceğimiz yere varmış ve eşyalarla inmiştik servislerden. Toplamda üç servis ve yaklaşık 40 kişiydik. Her bölüm için bir hoca vardı ve tur için görevli bir adam daha vardı. Hocalardan biri karşımıza geçtiğinde hepimiz pir dikkat ona bakıyorduk. "Evet herkes eşyalarına kendisi sahip çıkıyor ve etraftan çok fazla uzaklaşmıyor. İleride bir restoran ve market var, birazdan gidip önce yemek yiyeceksiniz. Ardından şu ileride gördüğünüz teknelere yerleşeceğiz." Eliyle işaret ettiği yere baktığımda iki tane güzel, beyaz ve büyük tekne vardı. İki tane olduğuna göre ve yaklaşık 40 kişi olduğumuza göre bir tanesinde 20 kişi falan kalacaktık. Çisel ile birbirimize gülümsediğimizde hoca biraz daha konuşma yapmış ve ardından restorana gitmiştik. Hemen bir şeyler alıp ikili bir masaya yerleştik. Güzel ve büyük bir yerdi. İleride kalabalık bir masa gözüme çarptığında Berkay'ın da aralarında olduğunu gördüm. Geçen günkü arkadaşlarıyla oturuyordu. Herkes ikişer üçer otururken onların masasında beş kişi vardı. Gördüğüm tanıdık simayla kaşlarımı çattım. Bu kız kafeterya da Berkay benimle konuşurken sinirli sinirli bakan kızdı. Belki de sevgilisidir. Omuzumu silkip yemeğime döndüm. Sonuçta beni ilgilendirmezdi. "Ah! Merhaba küçük Zeynepcim." Duyduğumuz sesle ikimizde başımızı kaldırıp masamızın yanında dikilen adama baktık. Elimdeki kaşık yere düştüğünde etraftaki sesler sayesinde kimse farkına varmamıştı. Bedenime gelen titremeyle kanımın çekildiğini hissettim. "Siz kimsiniz?" Çisel'i umursamadan direkt olarak gözlerimin içine bakması, yüzündeki bıçak izi ve de geçmişin kapılarını aralayan tanıdık sureti ile gözlerimin karardığını hissettim. "Uzun zaman oldu." Sesinin tınısını bile beynime kazıdığımı fark ettim. Bedenim titremeye başladığında Çisel'in adımı bağırdığını ve sandalyeyi devirerek ayağa kalktığını gördüm. "Zeynep iyi misin?!" *** Oww neler oluyor öyle? S.D.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE