BÖLÜM 10 /Mahsur

1128 Kelimeler
BÖLÜM 10/ MAHSUR *** "Zeynep!" "Zeynep! "Zeynep! Zeynep!" "Zeyneeep!" "ZEYNEP!" Oflayarak yaslandığım ağaçtan doğruldum. Benim bu adamdan çektiğim nedir ya? "Zeynep!!" Bir kaç ağaç ilerideki Berkay'a elimi kaldırıp salladığımda beni görmüş ve koşar adımlarla gelmeye başlamıştı. Yaklaşık bir saattir yakamdan düşmediği gibi rahat da vermiyordu. Neymiş efendim ben ona emanetmişim, yanından ayrılmamalıymışım, yoksa beni ağaca çıkarıp orada bırakırmış bende aşağı inemezmişim, başıma bir şey gelirse hesap verip kimseyle uğraşamazmış oymuş buymuş şuymuş. İçimden küfür bile ettirmişti bana artık. "Neredesin sen ya? Yarım saattir seni arıyorum!" Göz devirmemek için kendimi çok zor tutmuştum. Bakıcılık yapmak istemiyorum diyordu. Ne değişmişti de böyle dibimden ayrılmaz olmuştu? Onunla konuşmak istemediğim için gözlerimi o hariç her yerde gezdirmiştim. "Zeynep sana diyorum." Çenemden tutup kendisine çevirdiğinde bedenimde oluşan karıncalanma hissi hiç hoşuma gitmemişti. Hemen bir adım gerileyip aramıza mesafe koymuştum. Kaşlarını çatarak bana bakan adam, ne olduğunu anlamaya çalışıyor gibiydi. "Ya belki yalnız kalmak istedim. Olamaz mı?" Dudaklarıma bakıp ardından derin bir nefes aldı. "Haber vermeden sürekli etraftan kayboluyorsun farkında mısın? Niye beni merakta bırakıyorsun?" Ona inanmayan gözlerle bakıp yanından geçtim ve ağaçların arasında yürüdüm. Kumsal tarafına gidene kadar ses çıkarmamıştı. Havanın kararmak üzere olduğunu gördüğümde ne zaman bu adadan gideceğimizi düşünüyordum. "Zeynep yeter!" Kolumdan tutup beni durdurduğunda başımı eğip parmaklarımın arasına sızan kumlara baktım. Ardından pes etmiş bakışlarımı suratına çıkarmıştım. "Asıl sana yeter. Hem bakıcılık yapmak istemiyorum diyorsun, hem de bana emanetsin yanımda dur diyorsun. Sürekli bana sataşıyorsun. Benden nefret ediyorsun ama endişeleniyorsun da. Derdin ne senin Berkay? Ne istiyorsun sen benden?" Ağızını konuşmak için açtığında onu elimle susturdum. Ellerimi belime yerleştirip bakışlarımı da denize çevirdim. "Evet konuşamıyorum. Ama bu kendi başımın çaresine bakamayacağım anlamına gelmez." Gözlerini dudaklarımda hissetsem de o hariç her yere bakıyordum. "Söylesene bana acıyor musun? Bu yüzden mi bu çaban? Çisel gidene kadar umurunda değildim. Ama Çisel gidince tek başıma insanlara kendimi ifade edemeyeceğimi mi düşündün?" "Hayır!" Ağaçlardan çektiğim gözlerimi ilerideki küçük kayalıklara diktim. "Sadece, o adam-" Gözlerimi belerterek ona baktığımda susmuştu. Ellerim iki yana düşerken düşündüğüm şeyin olmaması için dua ediyordum. "Ne oldu Zeynep, iyi misin?" Kollarımdan tuttuğunda "Etrafına bak." demiştim. Ama inatla gözlerimin içine baktığı için dudaklarımı okumamıştı. "Etrafına bak!" Bu sefer fark ettiği dudaklarıma baktıktan sonra hızlıca etrafına çevirdi gözlerini Benim fark ettiğimi o da fark etmiş olacak ki şaşkın yüz ifadesiyle döndü bana. "Şaka değil mi bu?" Elini saçından geçirip deli gibi etrafına bakındı. "Hasan!" Ellerini ağızının iki yanına koyup bağırdığında korkmaya başlamıştım. "Tuna!" Yere oturduğumda Berkay kumlara tekme savurmuştu. "Ali!" Bir küfür savurup son kez denize baktı. "Tekne yok ki anasını satayım boşuna bağırıyorum!" Bizi unutup gitmişlerdi. Bu adada unutup gitmişlerdi. "Zeynep sakin ol." Yanıma çöküp ellerini yanaklarıma koydu. Dilimle dudaklarımı ıslattım. "Annemler benden haber alamazsa merak ederler. Çisel İstanbul'a varınca beni arayacaktı. Babam akşam yemeğinde seni arayıp yemek yedin mi diye soracağım demişti. Onlar bana ulaşamazsa," Ellerini yüzümden itip ayağa kalktım. "Senin yüzünden telefonum suya düştü. Umarım telefonun yanındadır Berkay!" "Sakin ol. Ben yanındayım. Üstelik, hani moruktum?" "Seninle artık samimi olmak istemiyorum anlıyor musun? Çünkü bir öylesin bir böylesin. Ne yapayım sen söyle? Arkadaşım değilsin sadece komşumsun. Ama kendinde bana karışma hakkı görüyorsun. Bu çok saçma." "Çünkü," "Çünkü ne?" Elini cebine atıp telefonunu çıkardı. "Her neyse, al." Elinden telefonunu aldığımda aklımdan annemin numarasını tekrar ediyordum. Bu adada unutulduğumuzu düşündükçe elim titriyordu. Telefon bir türlü açılmadığında şarjının bittiği anlamıştım. Ve sinir tekrar vücuduma uğrarken onun yaptığının aynısını yapıp telefonu denize fırlattım. "Ne yapıyorsun sen? O buradan kurtulmamızı sağlayacaktı bücür!" Saçımı sinirle arkaya atıp ona döndüm. "Bir insan nasıl şarjını kontrol etmez ki!" Ona arkamı dönüp yürüdüğümde tekrar kolumdan yakalamıştı. Dolan gözlerimi yere indirip kumsala oturdum. Dizlerimi kendime çekip kollarımı etrafına doladım. Denize bakarken içimden kendimi sakinleştiriyordum. Elbet yokluğumuzu fark edip geri döneceklerdir. En fazla ne kadar sürer ki bu? Gelecekler. Sakin ol. Hem, o adam da artık tekrar bulamaz seni. Sakin ol. Sakin ol. Sırtımda hissettiğim el ile irkilmiştim. Berkay olduğunu anlayınca da tepkisiz kaldım "Hava iyice kararacak. Sakın buradan ayrılma. Dal parçaları toplayacağım." Başımı sallayıp gizlice gözlerimi sildim. Bir kaç saniye bekleyip arkama baktığımda ağaçlara doğru gittiğini gördüm. Beni kontrol etmek için dönecekken hemen kafamı çevirip denize baktım. Adada başka kimse yok. Korkma. Burada mahsur kaldığımıza inanamıyorum! *** Ortamızda yanan ateşe bakıp odun çıtırtılarını dinliyordum. Çoktan akşam olmuştu ve ben acıkmıştım. En son saatler önce restoranda yemek yemiştik. Yani Berkay da şuan aç olabilirdi. Yavaşça gözlerimi ona çıkardığımda nasıl üşümediğini sorguluyordum. Benim üzerimde incecik kırmızı bir kazak vardı ve üşüdüğüm için gömleğini bana vermişti. Pek bir işe yaramasa da geri almayıp inat ediyordu. Üst tarafı çıplak kalmıştı ve üşüdüğüne emindim. Yüzüm asıldığında göz göze gelmiştik. "Üşümüyorum." Aklımı okur gibi cevap vermesiyle derin bir nefes aldım. Boynunda bir santim uzunluğunda oval bir beni vardı. Ama onda kötü olmak yerine çok güzel duruyordu. Sağ göğsünün üzerine roman rakamlarıyla yazılmış bir dövmesi vardı. Ne olduğunu merak etsem de sormamıştım. "Öyle bir bakıyorsun ki korkmaya başladım." İstemsizce güldüğümde o da tebessüm etmişti. "Biliyor musun? Bu ada, yani Şûrîde'nin anlamı perişan, tutkun ve aşık gibi kelimelerdir. Yani buna yanmış olan, tutuşmuş, karışık ve meftun da dahil." Bunu nereden biliyordu? "Araştırma yapmayı severim." dedi gülerek. Ona doğru dönüp bağdaş kurdum ve ateşe eğildim. Bu sayede yüzümü daha net görebilir ve dudaklarımı okuyabilirdi. "Başka ne biliyorsun bu ada hakkında?" İç çekip oda bana doğru döndü ve benim gibi bağdaş kurdu. "Bazıları bu adaya Hâmuş da diyormuş. Onun anlamına bakmamıştım." "Suskun." "Ne?" "Hâmuş suskun demek." dedim gülümseyerek. "Benim gibi, suskun." Ateşin yansıma yaptığı gözlerine baktım. "Hatta bir şair şöyle demiş; Aşk, bir elif miktarı sevilmek için gelen her çileye kimi zaman darağacında kimi vakit kör bıçaklar arasında bir vav gibi hâmuş olabilmektir." Bir süre konuşmadı. Ama sonrasında yoğun bakan gözlerini adada ve denizde gezdirdi. "Buraya suskun demekle haklılarmış o zaman. Baksana, hiç bir ses yok su sesi hariç." Gerçekten de sessiz bir yerdi ama gündüz daha iyiydi. Çünkü ağaçların ardına baktıkça korku geliyordu bedenime. Fazla karanlıktı. Tek ışık da ortamızdaki ateş ve gökyüzündeki ay ile yıldızlardı. "Ayakkabıların nerede senin?" Berkay'dan gelen soruyla önce çıplak ayaklarıma, ardından ona bakmıştım.. "Senden kurtulmak için ağaçlardan birinin dibine oturmuştum ya, orada kalmış olmalı." "Bekle beni." Ayaklandığında bende kalkacaktım ama engel olmuştu. "Orada korkudan kalp krizi geçirmeni falan istemem." Güldü. "Burada kal." O giderken arkasından bakmıştım. Tamamen gözden kaybolunca ise korkmamak elde değildi. Nedenini bilmediğim bir şekilde huzursuz hissediyordum. Ama sanki Berkay yanımda olunca güvendeymişim gibi geliyordu. Çok saçma değil mi? Onu daha tam tanımıyordum bile. Denizin hafif dalgalarını izlerken ağır ağır esen rüzgâr saçımı yüzüme getiriyordu. Yanımda duran siyah tokama uzandığımda çatırtı sesi duymuştum. Kalbimin hızı değiştiğinde yutkunarak gözlerimi yavaşça sağımda kalan ağaç ve çalılara çevirdim. Ama hiç bir şey görünmüyordu. Aynı sesi tekrar duyduğumda bu sefer soluma döndüm hızla. Kayalıkların ardından gelmişti artık emindim. Ayağa kalkmaya bile korkuyordum. Aklımdan türlü türlü şeyler geçiyordu. Sakin olmalıydım ama ses duyduğuma da emindim! Şuan Berkay'a seslenmeyi o kadar çok isterdim ki.. "Merhaba, küçük Zeynep.." *** S.D.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE