Vasıfsız bir insandım bu dünyada. Kulluk görevi dışında pek bir işim yoktu galiba.
Akşam gözlü canavar beni esir alamadan evvel babamın boyunduruğu altındaydım. Bir işlevi olmayan gel dediğinde gelen git dediğinde giden. Yap dediğinde yapan. Babamdan kaçarken daha beterine yakalanmıştı vasfı olmayan bedenim.
Bir Ashaf’ım vardı canımdan öte can olan kardeşim.
Ben on dört yaş küçüktü annemi onun doğumunda kaybetmiştim. Benim için hem hüsran hemde çok korku vericiydi. Ne yapacağını bilmeyen küçücük daha on dördünde olan ama kuzusuydum ben. El kadar sabiye nasıl bakardım.
Bir de babam vardı. Sessiz olan adam gitmiş yerine bambaşka bir adam gelmişti. Alkolik olmadan öncede ilgisiz bir babaydı ama ne etliye ne sütlüye karışırdı. Annem öldükten bir iki hafta sonra çalıştığı fabrika küçülmeye gitmiş babamda dahil on beş işçi işinden olmuştu. Babam bir akşam zil zurna sarhoş olarak eve gelmişti. Daha önce ne sarhoş birini gördüğümden nede babamı bu halde olduğuna şahit olmadığımdan korkmuştum. O gün kader ya Ashaf’ta bir türlü durmamış açlığın verdiği ağrıyla ağlamaya başlamış babamı iyice çileden çıkarmıştı. Ogün ilk dayağımı yedim. Son değildi ama ilkti.
O gün sabaha kadar bende küçük kardeşimde ağlamıştık. Daha küçücüktü. Beraber büyüdük o büyüdükçe ben olgunlaştım.
Düş müydü şuanki durumumuz yoksa gerçek mi ? Dudak kenarımda ki kor dudaklar tüm algılarımın yitip gitmesine sebep olmuştu.
“Aa Ashaf burada mı?”
Biraz geri çekilip başını onay verir gibi aşağı yukarı salladı. Gece gözleri dudaklarımdaydı. Yanaklarım alev almıştı. Bu yakınlık iyi değildi. Öyle ki onun etkisine girmeye hazır bedenim ruhum için intihardı.
“Görebilir miyim?”
Yine kafasını sallamıştı. Elimi gövdesine koyup geri çekilmek istedim ama izin vermeyip daha da kendine çekti. Dudaklarını kulağımın yanına getirip fısıldadı.
“Yalnız şunu unutma biz gerçekten evleniyoruz kardeşinin bir şeyden haberi yok!”
Yutkunup kafamı salladım usulca. Bu adamın ültimatomlarına alışmıştım. Hoş alışmasamda korkusuyla alıştırırdı.
Dudakları ilk alnıma değdi oraya kondurduğu öpücük her zerremi aleve etmişti. Orayı yakan dudakları az önceden beri hüküm sürdüğü yere gelmiş içi mi yakan sakin bir öpücük bırakmıştı.
Nefes alamıyordum. Kalbim göğüs kafesimi zorluyordu. Bu yaşananlar yıkık bir düş gibiydi. Beni yakıp kavurmuş ruhuma ağır acılar kalmıştı.
Elleri bedenimi terk etti. İşin tuhaf olan kısmı bir yanım bunu kabul etmiyordu. Belki o yanım sevgi ve ilgiye muhtaç kısım idi. Ufakta olsa ilgi kırıntısına muhtaç benliğim bu akşam gözlü
canavardan ilgi dilenmeye çabalıyordu.
Geri çekildim yüzüne bakmaya utanıyordum. Utanç tüm bedenimi ele geçirmişti sanki.
Ardımı dönüp geldiğim yolu geri adımladım. Salona gelince koltukta oturan Ashaf’ın bedenini görünce dayanamayıp dökülen göz yaşlarım hıçkırıklarıma karışmıştı.
Elimle ağzımı kapadım. Karşımdaydı. Bencilce bırakıp gittiğim onun ne halde olduğunu bile düşünmediğim kardeşten öte canım. Benim küçük kardeşim. Babam gibi bir adama nasıl bırakırdım küçücük çocuğu. Daha da çok ağladım. Aç mıydı? Babam ona bir şey yapmış mıydı? Artık omuzlarım sarsılıyor. Hıçkırıklarım bu matem evinin hakkını veriyordu.
Ne vicdansız olmuştum. Nasıl? Hıçkırık sesime dönen Ashaf beni görünce heyecandan ayağa kalkmış. Arkamda bir noktaya baktığında biraz çekingenleşsede gözlerinde ki saf heyecan yerli yerindeydi.
Hızla ona atıldım. Yanaklarını öptüm, doya doya baktım. Masum küçük yüzüne. Daha küçüktü. Ben annemi, ne kadar doymasamda görmüştüm, koklamıştım annem beni bağrına basmıştı fakat Ashaf o hem anne yönünden hemde baba yönünden eksik ve yarımdı.
“Abla seni çok özledim. Neden beni bıraktın?”
Boğazım düğümdü. Yutkunamıyordum. Öyle acıyordu ki canım ona ne derdim ben. Derin nefes aldım kokusundan. İçime sokarcasına sarıldım. Vasıfsızlığım bir kardeşimde değişiyordu. Bir ona yararım dokunuyordu. Ama belkide zararım.
Ben derin nefes aldım. “Seni nasıl bırakayım ablacım. Sadece kötü canavarlarla mücadele etmek zorundaydım ama bak burdayım buradasın. Kimse bize bir şey yapamaz.”
Hayretle açılan küçük dudakları, kocaman yeşil gözleri o kadar masumdu ki. İçimi açıp kalbime yerleştirmek isterdim elimde olsa.
“Yendin mi kötü canavarları. Abla anlatsana nasıldı dev gibi miydi. Nasıldı. Bize mi benziyordu? Rengi yeşil miydi? İğrenç miydi?”
Şefkat tüm yüreğimi sarmıştı. Buruk bir tebessüm misafir oldu dudaklarıma. Ashaf’ı kucağıma alıp siyah koltuklara oturdum. Ensesine bir kaç öpücük bırakıp kokusunu içime çektim.
“Bilmiyorum yenip yenmediğini ama kocamandı. Bunu söylerken gözüm bizi seyreden akşam gözlü canavara kaymıştı. Simsiyah akşamdan da siyah gözleri vardı. Dudaklarında milimlik kıvrılmayı görünce geri çektim bakışlarımı. Bize benziyordu ama o daha korkunçtu.”
Beni dinleyen minik kahramanım pür dikkat bana odaklanmıştı. “Korktun mu abla ? Adı var mıydı?
Nasıl yenemezsin. Sen çok güçlüsün beni sen koruyorsun o sen den de mi güçlü.”
Saf masumluğuna şefkatle gülümsedim.
“Güçlüydü tabi benden güçlü olmasaydı onun hakkından gelirdim. Sende güçlüsün benim kahramanım sensin.”
“Biliyorum ablam benim ben yatçam kalkçam büyüyicem Karahan abi kadar güçlü olup seni koruyacağım. Biliyorsun dimi?” Tatlı konuşmasıyla yanaklarını sıkıp öptüm.
“Biliyorum Ablacım.”
Bir süre daha muhabbet ettik küçük adamla. Bir müddet sonra akşam gözlü canavar tam önümde durdu.
“Hadi kalk çocuk acıkmıştır şimdi. Evde yardımcı yok. Bir şeyler hazırla hadi. Bende açım.” Verdiği emirle gözlerimi devirdim. Dengesiz bir adamdı.
Kucağımda ki küçük adamı koltuğa bıraktım. Karahan onun yanına oturup kolunun altına almıştı. Elinde ki televizyon kumandasıyla televizyonu açmış ve kanalları değiştiriyordu.
Bu görüntü nedensiz içimi ısıttı. Belki Ashaf’tan dolayı idi bu durum. Karahan’ın emrine ayak uyduran bedenimle mutfağa adımladım.