"Günaydın güzellik. Ben geldim," dedi Devrim. Başını açık gökyüzüne çevirdi. Maviliği içer gibi derin bir nefes alıp tekrar önüne döndü.
"Çok uzun zaman olmuştu. Ben çok özür dilerim," deyip dizlerinin üstüne çöktü. Af dilemenin vakti gelmişti.
"Benim suçum değildi biliyorum ama kaçışıma bir bahane lazımdı. Seni hatırlatacak herkesten kaçmak acımı azaltmanın tek yoluydu. Yanılmışım. Acını söküp atamadım içimden."
Bakışlarını karşısındaki mezar taşına çevirip "Ne tuhaf değil mi? Eskiden sen benim saçlarımı okşardın, şimdi de ben senin toprağını okşuyorum," dedi bir eli mezarın içindeki toprağın üstündeyken.
"Seninle ilgili her şeyi özlüyorum abla... Seni çok özlüyorum... Çiçeklerin de çok güzelmiş bu arada. Sen her çiçeği severdin şimdi de her çiçek toprağını sevmiş."
Gözünden akan yaşları elinin tersiyle sildi. "Ah, sana havadisim var. Kevser ablanın kızı Kader'i anımsarsın. Ona evlenme teklif ettim... Kabul etti sanırım... Sanırım diyorum çünkü Kevser abla da ortamdaydı. Teklifi duyunca Kader'den önce atıldı," deyip tebessüm etti.
"O ailenin oğlu olmak eksikliğini unutturmayacak biliyorum ancak belki yaralarıma merhem olurlar. Yıllar sonra ilk kez dün akşam bir aileye sahibim gibi hissettim... İnsanlar, birilerine sahip olan insanlar ne kadar şanslı olduklarının farkında değiller."
Parmakları toprağın üstündeki çiçekleri okşarken dudaklarını birbirine bastırıp ağlamamayı umdu.
"Sen şimdi beni duyuyorsan 'Ben demiştim,' diyorsun. Haklısın sen demiştin ama düşündüğün gibi değil. Kader... O iyi biri."
Kıkırdayıp "Şu an 'Dökül dökül' diyen sesin kulaklarımda çınlıyor... Annemize çok benziyor. O saflığı, temizliği... Eskiden annemi hatırlattığı için dayanamazdım yanımda olmasına ama şimdi anımsattığı güzel duyguların esiriyim. Biliyorum o sizin yerinizi alamaz. Yine de çok becerikli bir kadın. Belki kendine ayrı bir yer yapar, olmaz mı abla? Benim de bir ailem olur artık. Annem, babam, kardeşlerim, karım, çocuklarım..."
Ellerini birbirine vurarak elindeki toprakları silkeleyip yanında getirdiği toprağa ekimlik menekşeleri mezar taşının üstüne dizmeye başladı. Ardından ellerini kullanarak toprağı eşeleyerek boş bulduğu yerlere menekşeleri dikmeye koyuldu. Bir yandan da rahmetli ablasının mezarıyla konuşmayı ihmal etmiyordu.
"Eczacı olmuş. Aslında terzi olur diye düşünüyordum. Bana diktiği gömlek ve beyaz önlüğü hatırlıyorsun değil mi? Hala saklıyorum... O zamanlar çok ayıp ettim Kader'e. Onu öyle tersledim, öyle küçümsedim ki hırs yapıp tıp kazanmış. 'Nasıl eczacı olmuş o halde' dersen kan tutuyormuş," deyip kahkaha attı. Kaybettikleri yakınlarını ziyarete gelenler duydukları kahkaha ile irkilip Devrim'in olduğu yöne doğru tuhaf bakışlar atsalar da kendi acılarına dönmeleri uzun sürmedi.
"Benim yüzümden yanlış bir tercihe yönelmiş anlayacağın. Yine de aramız iyi gibi. Yani sürekli eski halimle kıyaslıyor beni. Bu iyi bir şey sayılır değil mi? Onunla evlenmek, bir aile kurmak istiyorum abla. Ben hep seni ve eniştemi örnek alırdım. Tamam ilişkiniz çok vıcık vıcık gelirdi ama nihayetinde bir günden bir güne birbirinizi kırdığınızı görmedim. Sen eniştemin yaralarını öperek, üfleyerek sardın. İnan bu kadarında gözüm yok. Bir hayat arkadaşı, etrafımda bana baba diyen çocuklar da yeter bana. Yemin ediyorum fazlasında gözüm yok abla."
"Devrim?"
Adını duymasıyla başını sesin geldiği yöne çevirdi ve eniştesi Mert ile göz göze geldi. Anında yaşlarla ıslanan yüzünü koluna silerek temizleyip ayağa kalktı ve toprak içindeki ellerini birbirine sürttü.
"Abi?!"
"Kardeşim geleceğini söyleseydin birlikte gelirdik," deyip hızlı adımlarla Devrim'in yanına gelip genç adama sıkıca sarıldı. Ardından kolunu kayınçosunun omzunda bırakarak rahmetli eşinin mezarına döndü yüzünü ve "Nasılsın Müjde'm? Gözün aydın Devrim gelmiş," dedikten sonra gence dönüp "Nihayet seni burada gördük kardeşim," dedi.
"Zor oldu abi. İlk başta acımdan dolayı gelemedim sonra da utancımdan..."
"Bu ziyareti neye borçluyuz peki?" diye soran adama "Evleniyorum," deyip yarım bıraktığı işi tamamlamak için mezarın yanına gidip ektiği çiçeklerin köklerini toprakla kapatmaya başladı.
"Evlenmek mi? Kardeşim hayırdır baba mı oluyorsun?"
Şaşkınca baktığı gencin tebessüm ettiğini görünce eşinin ayak ucundaki mezar taşına oturup "Müjde'm duyuyor musun? Hala oluyorsun," dedi.
"Abi bebeği nereden çıkardın? Yok öyle bir şey," diyen adamın gözlerini göremediği için başını hafifçe eğip Devrim'in dikkatini çekene kadar gence baktı. Derin bir iç çekip başını kaldıran adam, "Abi hamileyse de benden değil. Önce nikahı kıyalım sonra bebeğe bakarız," dedi.
"Sen ciddisin," deyip şakağını kaşıdı Mert. "Kardeşim çok şaşırdım. Senin ilişkilere bakış açını bilince beklemiyor insan evlenmeni."
En son menekşenin de köklerini toprakla örtüp kenarda duran şişedeki suyu eline aldı ve çiçeklere can suyunu verdi. Ardından ellerini de kalan suyla yıkayıp ayağa kalktı. Hareketlerini izleyen adamın önüne gelip "Haklısın abi. Eskiden sorsan asla derdim belki de ama şimdi... Yaşadığım aile özlemini dindirmenin tek yolunun bir aile kurmak olduğunu düşünüyorum," dedi. Derin bir iç çekip "Çok erken yaşta kaybettim ailemi. Çok eksikliğini çektim. Acil durumlarda aranması için numarasını verebileceğim tek kişi sensin," diye bitirdi cümlesini.
"Yani bende fena sayılmam," diyen adamla tebessüm edip "Abi ikinci bir kişi olsa fena mı olur?" diye sordu.
"Yok olmaz da ne bileyim kardeşim... Ee ne zaman tanıştıracaksın beni gelin hanımla? İstemeye gideceğimiz tarih kesinleşince söyle de yeni bir takım alayım?"
"Abi sen tanıyorsun gelini," diyen Devrim ile kaşlarını çattı. "Yoksa Kevser abla mı ayarladı sana kızı? Kim acaba? Hımm... Zehra teyzenin torunu mu?"
"Kader..."
"Kader ne demek oğlum? Daha kız belli değil mi?" diye soran adamla gülümsedi. "Abi Kevser ablanın kızı Kader," diye açıklayınca Mert'in jetonu düşmüş oldu.
"Yok artık!.. Bak sen şu işe. Kevser ablalarla dünür oluyorum demek," deyip sevinçle ayağa kalkan Mert, Devrim'e sıkıca sarıldı.
"Valla öyle oluyor abi. Kader'e evlilik teklif ettiğimde Kevser abla da oradaydı. Salih abinin duyması 1 dakika sürmedi," deyip gülümseyen adamla gülümsedi Mert de.
"Ee, peki gün belirlendi mi? Yani ne zaman istiyoruz kızımızı?"
Ensesini ovuşturan genç adam, "Abi aslında bende buradan çıkışta sana gelecektim. Sen, Kevser ablayı görünce müsait olup olmadıklarını sorarsın ona göre gideriz diye düşünmüştüm," diye açıkladı düşüncesini.
"Tamam kardeşim, zaten bu akşam geçmiş olsuna gelmek istiyorduk. İsteme gününü de görüşür, kararlaştırırız," derken ağzı kulaklarında sırıtıyordu Mert.
"Abi ne bu yüzünün hali. Sana değil bana isteyeceğiz kızı," diyen Devrim ile kardeşi gibi gördüğü adamın omzuna bir yumruk attı Mert.
"Mutlu olmak da mı yasak? Hem ben kotamı doldurdum kardeşim. Sevincim senin de aile kuracak olmana."
"Eksik olma abim... Bu arada sen tek mi geldin?" diye soran Devrim ile başını olumsuz anlamda sallayıp gözlerini uzakta bir noktaya dikti.
"Yok kardeşim. Sevda'nın rahmetli eşi Fatih'in mezarı da bu kabristanda. Onunla geldik. Ben rahmetliye dua edip Müjde'min yanına geldim. Sevda da birazdan gelir," dediği esnada karısını gören adam "Ha geliyor işte," diyerek bebek arabasını iten eşini işaret etti.
"Merhaba," diyerek yanlarına yaklaşan eşinin yanına gidip elini karısının beline yerleştirdi.
"Gel Güzelim, bak seni kiminle tanıştıracağım," derken bir iki adım daha atıp Devrim'in önünde durdular. "Devrim, Müjde'min kardeşi canım. Sana bahsetmiştim uzun zamandır yurt dışındaydı. Kesin dönüş yaptı çok şükür... Sevda, eşim..." deyince genç adamın gözlerinin dolduğunu fark etti. Boğazı düğümlense de gıcık tutmuş gibi boğazını temizleyip "Bu uykucu da Aslan," diyerek bebek arabasında uyuyan oğlunu tanıştırdı.
"Hoş geldin Devrim," deyip ona sıcacık gülümseyen kadından istemese de nefret ediyordu Devrim. Ablası olmalıydı Mert'in yanındaki bir başkası değil. Yine de ona uzatılan eli boş bırakmadı ve soğuk parmaklarını kadının sıcak parmaklarına değdirip mesafeli bir tokalaşma yaşadılar. Ancak Sevda'nın bu tokalaşmanın ardından ona sarılması beklemediği bir hareketti.
"Seni Mert'ten çok dinledim. Başın sağ olsun tekrardan. İyi ki geldin, eminim ablan da çok sevinmiştir. En kısa zamanda eve de gelmelisin çocuklar seni görünce çıldıracak," diyerek ondan ayrılan kadına şaşkınca baktı sadece. Sevda, adamın halini anladığından tebessüm edip oğlunun bebek arabasının altındaki hazneye daha önce yerleştirdiği ekimlik çiçek tepsisini çıkardı.
"Sana bir sürü çiçek getirdim Müjde," diyerek yanından geçerek ablasının mezarının önüne gitti. Devrim ise şaşkınca kadının bıraktığı boşluğa bakıyordu. Omzuna dokunan Mert ile irkilerek başını yana çevirdi ve Sevda'nın mezarın üstündeki çiçeklerle sevgiyle ilgilenmesini izlemeye başladı.
"Aa bu menekşeler yeni. Sen mi ektin Devrim?" diye soran kadına cevabı Mert vermişti çünkü Devrim'in konuşacak hali yoktu.
"Evet, az önce ekti canım."
"Renkleri çok güzel yeni getirdiğim sarı çiçeklerle çok güzel görünecekler," deyip elindeki kürekle toprağı eşelemeye başladı Sevda.
"Kardeşim iyi misin?" deyip Devrim'e dönen Mert, genç adamın buruk bir tebessümle eşini seyrettiğini görünce elini adamın omzuna koydu.
"Kardeşim, Müjde benim hayatımın aşkı. Ben onunla öğrendim sevmeyi, gülmeyi, yaşamayı... O, belki nefes almıyor ama bana öyle güzel evlatlar emanet etti ki ona öldü demek haksızlık olur. Ömrüm boyunca ablanı sevmeye devam edeceğim. Sevda'ya gelirsek... Onun da beni aratmayan yaraları, acıları var. Biz iki acılı insan birbirimizi bulduk ve acılarımızı sevdik. Birbirimizi sevdik. Sevda sadece bana eş olmadı; çocuklarıma da anne oldu. İlk başlarda ablana, hatıralarımıza haksızlık ettiğimi düşünüyordum ancak sonrasında birlikte hatıralarımızı yaşattıkça bunun yanlış bir düşünce olduğunu anladım..."
Oluşan sessizliğin ardından "Ablanın ardından başkasıyla evlendiğim için bana kırgınsın biliyorum ama bunun için özür dilemeyeceğim kardeşim. Tek duam inşallah beni ömrünce anlamak zorunda kalmazsın," diyen Mert'e itiraz etti Devrim: "Yok abi sana kırgın değilim. Üstüne toprak atılmadığı sürece ölenle ölünmüyor. Ben sadece ablamı özlüyorum hepsi o. Size gelirsek bir yastıkta kocayın inşallah."
Kardeşi gibi sevdiği gence tekrar sarıldı Mert. "Darısı başına kardeşim," deyip sırtına iki defa dostça vurduğu adamdan uzaklaştı ve Sevda'nın yanına gitti.
"Çiçeğim ele avuca sığmıyor Müjde. Gülce'den özenmiş makyaj yapmış geçen gün. Okula böyle gideceğim diye yıktı ortalığı. Allah'tan Memo ikna etti onu da vazgeçti hevesinden. Memo demişken, iki sınıf atladı oğlumuz. Aldığı dersler, zekâ düzeyinin epey altında kaldığından derslerde çok sıkılıyormuş... Mert istemedi aslında Memo'nun kendinden büyük çocuklarla okumasını ama Memo haberi duyunca havalara uçtu. Boyu uzun ya çok dikkat çekmiyor yeni sınıfında. Bir de biraz yemek yese daha iyi olacak. Çok zayıf Müjde ya... Her şeye aklı yetiyor ama iş yemeğe geldi mi çok unutkan. Can'ım da tam tersi. Bu çocuğun midesinin röntgenini çektirmek lazım," deyip kıkırdadı Sevda.
"Öyle deme güzelim, Can'ım iştahlı çocuk. Hem yedikleri boya gidiyor," diye araya girdi Mert.
"İyi peki... Gülce'ye gelirsek yakında sergisi var. Çok güzel resimler yapıyor. Bir tablosunda seni resmetmiş. Mert kabul etmiyor ama tabloyu görünce ağladı," diyen kadınla tekrar itiraz etti Mert: "Hiç de bile. Alerjidendi o."
Bir yandan çiçek ekim işine devam eden Sevda, aynı sevecen ses tonuyla konuşmasını sürdürdü: "Öğrenci değişim programıyla İtalya'ya gitmeyi istiyor Gülce ancak Mert izin vermedi. Gerçi Mert'e kadar damat beş kez itiraz etmiş bizim kıza. Hülya sağ olsun her türlü destek olacağını söyledi. Hatta gerekirse birlikte gideriz dedi."
"Güzelim damat da nedir ya? Bir söz taktık alt tarafı," diye araya girip devam etti Mert: "Gülce'm daha küçük hele biraz daha büyüsün düşünürüz. İtalya mevzusuna gelirsek istiyorsa gezmeye gider ama orada bir haftadan fazla kalamaz."
Tüm bu konuşmaları biraz ileriden, bebek arabasının yanından dinleyen Devrim, içten içe bu kadına haksızlık ettiğini anlamaya başlamıştı. Bu esnada uyandığı gibi ağlamaya başlayan bebekle bakışlarını bebek arabasına çevirip kollarını havaya doğru kaldırmış, kucak istediği belli olan küçüğü kollarının arasına aldı. Kucağına sığındığı gibi susup meraklı gözlerle etrafta ve kimin kollarında olduğunu anlamaya çalışan bebeğin yüz hatlarını seyretti. Mert'in ve Mehmet'in yüz hatlarını gördüğü çocukla içi ısındı. Açık mavi gözlerinin yüzünde dolandığını anlayınca çocuğa gülümseyip bebek kokusunu içine çekerek saçlarından öptü.
"Kardeşlerin gibi kokuyorsun," diye mırıldanıp elleri sakallarını çekiştiren bebeğin ellerini avucunun içine alıp bir kez daha öptü. Bu esnada yanına gelen Mert'in "Babacım tanıştın mı dayınla?" diye sorması boğazına bir yumrunun oturmasına sebep oldu. Ne olursa olsun Mert için yerinin değişmeyeceğinin farkındaydı.
"Evet babası yeğenimle tanıştık," diye karşılık veren Devrim, "Maşallah aynı sen," deyince göz kırpan Mert, "Kız halaya oğlan dayıya demişler. Umarım sana benzer," dedi.
Onu görünce kucağına gelmek isteyen oğlunu kırmayıp kucakladı ve yanına gelen karısına teslim edip "Ben Müjde'ye veda edeyim," diyerek mezara doğru yürüdü. Devrim ve Sevda'nın duyamayacağı bir tonda rahmetli karısının mezarıyla konuşup tekrar ikilinin yanına geldi.
"Araba hemen çıkışta. Hiç itiraz istemem bize gidiyoruz," diyen Mert'e itiraz edecekti ki "Çocuklar burada olduğunu biliyor ve onları görmeye gelmediğin için üzgünler," diyen Sevda ile başını öne eğdi.
"O halde hadi bakalım," diyerek boş bebek arabasını çıkışa doğru sürmeye başlayan Mert'e eşlik ettiler.