Nefesi kesilene kadar koşmak, ciğerlerin acısa da koşmaya devam etmek. Öyle koşmak ki düşünememek. Kimseyi… Hiçbir şeyi… En çok da hataları… Mümkün müydü gözlerini acıya açmamak? Her şeyi unutmak mümkün müydü? Her şeyin ilacı vardı da neden unutmanın ilacı yoktu? Olsa satmaz mıydı? Alıcısı olmaz mıydı? Yeter ki unuttursun, o ilaca binler sayılmaz mıydı? “Abla iyi misin?” diye soran çırağı Mete’nin sesiyle irkildi Kader, normalden de erken bir saatte açmıştı eczanesini. Ağrı kesici almak için eczaneye giren bir mahalleliyle de dalmıştı düşüncelere. Ağrı kesici vardı ama acı kesici yoktu. Beyninin ona yaptığı eziyeti engelleyecek, ona hatalarını unutturacak bir ilaç ne de iyi olurdu. “İyiyim Metecim. Biraz başım ağrıyor da. Ben en iyisi hava alayım,” deyip ayaklandı. Cevaba yer bırakmadan

