Yazardan,
Mustafa , etrafı saran adamları eşliğinde kendinden emin sert ve büyük adımlarıyla Halis Baş'ın koca köşkünde ışığı yanan salonuna gözünü dikerek adımlıyordu.
Halis Baş öldükten sonra bu köşk kullanılmamış karanlığa ve sessizliğe bırakılmıştı.
Mustafa , büyükler denilen hala ne olduğunu çözemediği tuhaf tarikat ile görüşmesinin ardından belki bir umut proje olarak karşısına çıktı denilen Halis baba dediği adamın evinde bir ip ucu bir iz bulmak için gelmişti. Fakat köşkün bahçesine giriş yaptığı anda kendisinden önce gelmiş olan devlete ait özel plakalı siyah bir araç kapıda duruyordu. Ve Mustafa biliyordu ki gelen her kimse yalnız değildi muhakkak görünmeyen yerlere birileri yerleştirilmişti.
İçeriye adamları eşliğinde girdiğinde ışığı yanan salona doğru gitti ve daha fazlasına adamları şahit olmasın diye eliyle geri çıkmaları işaretini verdi.
Geniş salona giriş yaptığında arkası dönük tekli koltukta oturmuş bir adam gördü.
"Demek sonunda geldin ha Karahanlı." dedi yaşlı bir erkek sesi.
Mustafa, kendinden emin bir şekilde "Geldim ama sizi burada görmeyi beklemiyordum." dedi geçip saçları beyaz hafif kilolu yaşlı adamın karşısındaki koltuğa kurulup otururken.
"Devlet insanın karşısına en beklemediğin anda çıkar Mustafa." dedi.
"Ona ne şüphe efendim." dedi Mustafa.
Kısa bir süre susan ikili bir birlerine baktıktan sonra Mustafa aklındakini sorma gereği ile konuştu.
"Sizi buraya getiren nedir?" diye sordu.
"Seni buraya getiren neyse beni de getiren sebep o'dur." dedi yaşlı adam.
"Halis Baş'ı ne kadar tanıyorsunuz Emin bey?" diye soru yöneltti Mustafa.
Gözlerinin ardında sakladığı onca şeyle konuştu Emin bey,
" Halis Baş , sağlam bir devlet adamıydı onu biz yetiştirdik. Bir çok görevde yer aldı. Irak , Suriye , Lübnan , İran aklına gelebilecek bir çok orta doğu görevinde adamımızdı." dedi.
Mustafa duydukları ile Halis baba dediği adamdan emin olmuştu ama yeterli gelmiyordu. Devam edip,
" Peki büyükler denilen şu tarikatte ne işi vardı üstelik bana hayatımı tasarladıklarını bile söylediler , Halis Baş benim hayatımda bir projeymiş." deyip rahatça geriye doğru yaslandı.
" Bak Mustafa biz uzun yıllardır kaostan ve kandan beslenen bu yapılanma ile mücadele içindeyiz. Ülke içinde öyle faliyetler yapıp öyle üst noktaları parmaklarında çeviriyorlar ki akıl sır ermiyor. Halis'i özel eğittik ve yine yıllar önce bu yapılanan tarikatin gözüne soktuk. İşler tam da istediğimiz gibi olmuştu. Halis'i kabul edip aralarına almışlardı. Bir kaç uyuşturucu işi için görev verip güven testine soktular tabi bilgisi bize geldiği için Halise müsamaha gösterdik kontrolümüz altında. Böylece güvenlerini kazanıp içlerine sızmayı başardı. Bir çok faaliyetten bizi uzun yıllar haberdar etti. Fakat bundan yirmi küsür yıl önce senin ailenin o faciası ile işler değişti." dedi.
Mustafa kaşlarını çatıp, "Bu kurgunun ben neresindeyim Emin bey?" dedi.
"Anlatacağım evlat...anlatacağım." dedi.
" Bak Mustafa, devlet özel adamlarını , özel seçer ve özel yetiştirir. Gelişigüzel kimseyi içine sokmaz. Bu durum özel çocuklarımız içinde geçerlidir. Yetimhanelerden çıkan çocuklardan ne kadar savcı hakim çıkıyor haberin var mı? Bir gün Halis bize senden bahsetti. Aileni kaybettikten kısa bir süre sonra Büyükler tarikatı seni o dönem gözüne kestirmişti. Çok zeki bir çocuktun hemde haddinden fazla , senin yerinde bir başka çocuk olsa bu kadar uzun süre yaşıyor olamazdı herhalde, Seni sıkı takibe aldık yaşın küçük, yüreğin mangal, gözün karaydı ama sen agrasif bir ergen gibi hemen atılgan değil intikam için sabırla zamanını beklediğin için cezbettin iki tarafı da Devlet seni Batıl olana yem etmezdi. Sen de , seni o kadar takip etmemize göre öyle yem olacak bir çocuk değildin. Halis'i devreye soktuk. Ve bir sebepten içeriye yanına kadar girdi. Seni eğitti, güçlendirdi. O dönem senin şimdi oturduğun koltukta Halis oturuyordu ve büyük barondu." dediğinde Mustafa şaşkınlığını gizleyemeden. " Ne? Halis baba baron muydu? bundan bahsetmediler bana."dedi.
Emin bey küçümseyici bir şekilde dudağını kıvırıp tısladı. " O şeytanlar sana işlerine geldiği gibi açıklama yapmış. Masanın o dönem üç adayı vardı en güçlü olan Halis olunca o seçildi. Nedim en baştan elendi. Aksaçlı ise hem Halis'e yakındı hem de Halis'ten daha fazla büyüklere, kıskanç , hırslı ve öfkeli , zalim bir adamdı. Halis'in o dönemler imajı herkesin gözünde çok iyi olunca masaya seçildi. Büyük uyuşturucu baronlarının el altından , göze batmadan çok mücadele edip ayağını kesti ama iş bir noktadan sonra rengini değiştirdi. Halis ifşalandı ve... uğruna başını koyduğu dava yolunda adamımıza saldırı düzenleyip şehit ettiler. Herkes yolu tıkanan uyuşturucu baronları yaptı sandı ama esas yapan aksaçlıydı. Sırf masaya geçebilmek için...öyle de oldu. İstediğini aldı. Fakat Büyüklerin bir talimatı vardı. Seni masada tutmak. Aksaçlı her ne kadar senden haz etmese de elindeki gücü kaybetmemek için onlar ne dediyse yaptı ve en yakın arkadaşının oğlu Tahir'i bile göz ardı edip seni masaya seçti." dedi.
Mustafa , öne doğru eğilip ellerini kenetledi birbirine ve durgunca kafasında oturan hikaye ile konumunun artık ne olduğunu iyice anladı.
" Emin bey , bana bir görev vereceklerinden bahsettiler. Kız kardeşimi öne sürdüler bunun için yerini bildiklerini ve bilinçli olarak yıllar önce adını sanını değiştirip bir aileye evlatlık vermişler. Şimdi siz söyleyin bana uğruna canımdan vazgeçtiğim vatanım için geri çevirip henüz nerede olduğunu bilmediğim kız kardeşimin hayatını mı tehlikeye atmalıyım? yoksa verecekleri görev her neyse yapıp devletimi istemeyerek zora mı sokmalıyım?" diye sordu sıkışmış bir şekilde.
" Sana ne görev verirlerse versinler bil ki bilgimiz ve kontrolümüz dahilinde sana yardım ederiz. Kız kardeşinin peşine düşüp bizzat arayacağım ve onu koruma altına alacağım Karahanlı ama unutma her ne kadar devletin nefesi ensen de olsada sen bu savaşta tek başınasın evlat. Kaderini kararların belirleyecek." dedi , Mustafa minnetle gülümseyip,
"Sağolun efendim. Ama şunu anlamıyorum Zeki olmak benim şimdi hayrıma mı oldu yoksa şerrime mi ?" diye sordu Mustafa.
Emin bey gülümseyip, "Aşırı zeka insanı ya deli yapar, ya katil ya da Kahraman evlat. Bu senin iradenin sağlamlığına bağlı. Dediğim gibi kaderin senin kendi avuçlarının içinde. Bizim senden şüphemiz yok senin de olmasın." deyip yaşlı adam ayaklandı.
" Halis'in evini boşuna arayıp talan etme o Zeki bir adamdı sırrını asla kolay yerlerde tutmazdı." dedi ve arkasına bakmadan çekip gittiğinde arkasından Mustafa ayaklanıp çıktı köşkten, kapıdan çıkıp Emin beyin arabasına geçip binişini izledi o sırada tam tahmin ettiği gibi geldiğinde görünmez olan adamlar bir anda uzun namlulu silahları ile Emin beyin etrafını sarıp güvenli bir şekilde oradan ayrılmasını sağladı ve ardından hepsi gözden kayboldu.
Cahit , yanında durup, patronuna doğru dönüp, "Şimdi ne yapıyoruz abi?" diye sordu.
Mustafa derin bir nefes alıp bıraktı ve başını kaldırıp gecenin karanlığına gözlerini dikti.
" Bu günümüz burada bitti Cahit. Fakat herşey yarından itibaren yeniden başlıyor olacak." dedi.