Azra
Okuduğum mektup, tüm umutlarımı kül ederken bir yandan da gözümü açmıştı. Belki Ali daldığım düşünce denizinden beni uyandırmasaydı anımsayacağım hatırada Selçuk beyin verdiği ismi öğrenebilecektim. Mektubu her kim yazmışsa Selçuk Bey ile görüştüğümü biliyordu. Ve Selçuk Beyin bana vermekten söz ettiği ajandadan da haberi vardı. Selçuk beyin benden yardım dilendiğinden haberi vardı. Evet ama bana mektup yazdığını bilmiyordu. Çünkü Selçuk Beyin bana vermek istediği mesajdan benimde haberim yoktu. Derin bir soluk aldım ve mektubu okuması için partnerim Aliye verdim. Bakalım onun bu konu hakkında ki düşüncesi ne olacak?
Ali okuması için verdiğim mektubu gözü ile okurken ben de etrafı süzüyordum. Dikkate değer bir şey olup olmadığını görmek için. Çünkü bir cinayetin açığa çıkması için en iyi delil cinayet mahallidir. O sırada ahşap krem rengi kitaplıkta düzenli olarak sıraya dizilmiş kitaplar dikkatimi çekti. Daha doğrusu diziliş şekilleri. Bir kitap sıradan geriye kaymış kendini bariz belli ediyordu. Ali hala mektubu okurken dikkatini dağıtmak için seslendim. O sırada kitaplığa yaklaşmıştım.
''Baksana Ali! Senin de burada dikkatini çeken bir şey oldu mu?'' Okuduğu mektuptan kafasını kaldırıp sorgular bir şekilde önce bana sonra gösterdiğim kitaplığa baktı. Sonra gözlerimde ki parıltıyı görmüş olmalı ki konuşmaya başladı. ''Kitaplar var, sıralı bir şekilde. Dur tahmin edeyim.'' Elini çenesine koymuş gözlerini kısarken düşünüyormuş gibi bir imaj çizmişti. Sonra kısık gözlerini araladı ama benim kadar olmasa da heyecanlı bir şekilde konuştu. İşaret parmağını havaya kaldırmıştı bunu yaparken. ''Kitaplardan birisi sırayı bozuyor!'' Olumlu anlamda kafa sallayıp ayaklarımın ucunda uzandım. Çünkü kitaplık resmen tavana değiyor ve dikkatimizi çeken kitap ilk rafta. Kitabı elime alıp incelemeye başlarken bana yaklaşan adım seslerini duydum. Bulduğum kitap Alinin de ilgisini çekmişti.
Kitap'ın dış kapağında Dünya Edebiyatının Klasiklerinden birinin adını yazıyordu. Sanırım Selçuk Bey bize göstermek istediği mesajı başkalarının dikkatini çekmeyecek bir şekilde sıradan bir yol deneyerek iletmek istemişti. Defterin sayfalarını karıştırmak için araladım ama fazla bir sayfası yoktu sadece iki yaprak var ve gerisi kapalı kutu gibiydi tabi ortasında asılı duran anahtarı da unutmazsak. Bunun sıradan bir kitap olmadığı her halinden anlaşılıyordu. Anahtarı asılı olduğu yerden çıkarıp kutunun kenar kısmında ki anahtar deliğine yerleştirip bir kere çevirdim. Açıldığını dair bir ses duyduğum da Ali ile birbirimize baktık. Umarım Tolga Bey bu detayı fark etmemiştir.
O sırada Selçuk Beyin cesedi otopsi yapılması için ekip tarafından karakola götürülmüştü. İçine bakıp bakmamak arasında kararsız kalırken konuştum. ''Sence bu da Tolga'nın bir oyunu mudur?'' Ali omuz silkti. Onun da kafası karışmıştı. Uzun süre sessiz kaldıktan sonra derin bir nefes aldı ve defteri gözleri ile işaret etti. ''Açsana. Bakalım içinde ne var?'' Bir şey demeyip olumlu anlamda kafa salladım ve içimden besmele çekerek kapağı açtım. İçinden yine bir anahtar ve not kağıdı çıkarken endişe ve heyecan için de Ali' ye baktım. O da benim hissettiğimi hissediyordu ama dışarıya yansıtmayı tercih etmedi. Onun yerine ifadesiz tuttuğu mimikleri ile kutuda ki anahtarı eline aldı. Sonra etrafa arayış içinde etrafa bakarken konuştu. ''Acaba bu anahtar nereyi açıyor?'' Omuz silktim ve kutunun içinde ki katlanmış kağıdı elime aldım.
Bunu da aynı titizlikle açıp okumaya başladım. Kağıt saman sarısı rengindeydi. Sağ üstte ki tarih dünü gösterirken yazılanları okumaya başladım. Ali de duyuyordu okuduklarımı.
Mektubu yazmaya nereden başlayacağımı bilmiyorum. Korkuyorum Polis Azra. Ama bu mektubu acizliğimi anlatmak için yazmıyorum elbette. Bu mektup aynı kanı taşıdığı kuzeni yüzünden hayatı mahvolan bir adam tarafından kaleme alındı. Bir tehlikenin içindeyiz Polis Azra. Hissediyorum, felaket şeyler olacak. Benim için geç olsa da sizin daha vaktiniz var! Yani ben öyle temenni ediyorum. Tolga Bey, tanıdığım en tehlikeli mafya adamı. Yani Tolga Karan. O adama çok dikkat edin. Lütfen. Eminim masamda duran kağıdı görmüşsünüzdür. Kimliğini net olarak açıklamamış olabilir. Ama ben onun olduğundan eminim. Eğer bu mektubu okuyorsanız da muhtemelen artık hayatta değilimdir.
Sadece şunu söylemeliyim, o mektupta okuduğunuz hiç bir şey doğru değil. Evet orta da bir ihanet var. Ama o ihaneti eden taraf ben değilim. Ben yanlış gördüğüm bir şeyi düzeltmek istedim. Hayatıma mal oldu biraz. Bu yüzden günlerdir tehdit mektubu alıyordum. Düzeltmek pahasına mafyaya ihanet etme sebebim ise uyuşturucu kaçakçılığı, ve bu ticaret için hayatları mahvolan küçük savunmasız çocuklar. Evet doğru duydunuz, uyuşturucular çeşitli operasyonlar ile çocuklara naklediliyor. Bünyesi yeterince güçlü olmayan kaç çocuk bu yüzden hayatını kaybetti. Ben ise sadece bu vahşeti durdurmak istedim.
Eminim bunu bildiğin halde neden mafyaya katıldın diye soracaksınız. Bilmiyordum, mafyanın böyle pis işler yaptığını. Sonuçta her mafyanın kuruluş amacı farklıdır. Ve kuzenim Cüneyt te bana bundan bahsetmemişti hiç. Ben bunu o kutlama yemeği akşamının ertesi günü öğrendim. O günden beri gelişen olaylarda malum. Hem masumiyetimi kanıtlamak hem de tüm pis işleri ortaya çıkarmak için o ajandayı tuttum bunca yıl. Şimdi de aynı sebepten bu mektubu yazıyorum. Umarım bana inanırsınız. Çünkü hiç bir şeyi kötülük için yapmadım ben.
Muhtemelen o ajandayı yaktığını düşünüyordur. İşte bu yüzden masanın üstüne önemsiz sıradan bir ajanda koydum. Muhtemelen asıl delili yaktığını düşünecektir. Öleceğimi bilmeme rağmen bütün bunları yazıyorum. Şimdi bütün bunları nereden bildiğimi soracaksınız. O kavga, Cüneyt'in bilerek çıkardığı bir kavga değildi. Onu kışkırtan bendim, o akşam üyesi olup, beni de dahil ettiği mafya hakkında özellikle de Tolga Bey hakkında ileri geri konuşmuştum. Sırf bana şiddet uygulamasını istediğim için. Mazoşist değilim acı hissetmekten zevk almıyorum. Ama bazen fedakar olmak gerekir.
Gerçekleri ortaya çıkarmak için. O yüzden bilerek Cüneyti kızdırdım. Çünkü o tabiri caizse Tolga Beye tapıyor. O itişmeli kavga da yakasına dinleme cihazı taktım. Yani tüm her şeyin farkındayım.
Bu arada kitaplığa dikkat edin ne olur ne olmaz. Belki işinize yarayan bir şey vardır orada. Diyeceklerim bu kadar. Bir de kuzenim Cüneyte dikkat edin. Çünkü o bir katil. Benim katilim. Nereden biliyorsunuz demeyin. Ses cihazı yerleştirdiğimi söylemiştim. Ofis masasının çekmecelerine de dikkat edin. Benden bu kadar umarım yaptıklarımı affedebilirsiniz.
Mektubu okumayı bitirdiğimde derin soluklar içerisinde ıslık çaldım. Bu kadarını Ali ile ikimiz de tahmin edememiştik. Kim ak kim kara? Bunun kararını veremiyordum. Bildiğim tek şey Tolga Bey bir şerefsiz. Selçuk Bey de iyi niyetinin kurbanı olan biri. Cüneyt denen kuzene de kuzen demeye yüreğim el vermiyor. Kafa karışıklığı ile Aliye baktım. O da bin bir suratla bana bakıyor sessizliğini koruyordu. ''Ne düşünüyorsun? Bütün bu olanlar karşısında yani.'' Ellerini iki yanına açıp havaya kaldırırken omuz silkti. ''Bir şey düşünmüyorum. Çünkü ne düşüneceğimi bilmiyorum.'' Durum tam anlamıyla buydu. Daha iyi özetlenemezdi. İki partner, aynı şeyi hissediyorduk. Derin bir nefes alırken çekmeceyi gösterdim. ''Neyse şuraya bir bakalım. Durduk yere dikkat etmemizi söylemedi sonuçta.'' Düşünen bir ifade ile kafa salladı.
O sırada kucağıma siyah beyaz bir fotoğraf düştü. Mektubun vermiş olduğu şaşkınlık yüzünden bunu fark etmemiş olmalıyım. Çünkü kafam çok karışmıştı. İki yana katlanmış fotoyu açarken gördüklerime inanamadım. Peşine casus olarak takıldığım Karan da bu resimde yer alıyordu. Sonra içimden kendime kızdım. Ne bekliyordum ki? O da o mafyanın bir üyesi elbette resimde yer alacaktı. Ama hayal kırıklığına uğrama sebebim bu değil sanırım. Yoksa? Saçmalama Azra asıl amacını unutma! Sen onu deşifre etmek için hayatına girdin. Etkilenip yanlış hayallerin peşinde koşma! Bunu yapma!
''Burada bir şey yok!'' İrkilip Aliden tarafa baktım. ''Ne yok?'' Eğildiği yerden kafasını kaldırıp şüphe içinde bana baktı. ''Aramamız gereken şey. Ajanda, burada yok.'' Panik içinde dudağımı ısırıp onun yanına doğu ilerledim ve yanına geldiğinde onun gibi diz çöktüm. ''Emin misin?'' Olumlu anlamda kafasını salladı. Sıkıntı içinde ofladım. ''Nasıl olmaz ya? Dikkat etmemiz gerektiğini söylemişti.'' Sıkıntı içinde çekmeceyi süzerken Ali bir süre yandan yandan bana baktı. Ve o çok korktuğum ihtimali dile getirdi. ''Ya katil, ona bizden önce ulaştıysa?'' Ali hayatımda gördüğüm en gerçekçi insan olduğu için ona çıkışma gereği duymadım. Yine de anın vermiş olduğu adrenalin canımı sıkarken siniri çekmecenin kenarına yumruk attım. Ama masa ağır olduğu ve ben de aşırı şiddetli vurduğum için elim acımıştı. Etrafımda gelişen olaylara kayıtsız kalıp elimi sıvazlamaya başladım.
''Açıldı, çekmecenin gizli bir bölgesi varmış.'' Sıktığım elimi yere bırakırken merakla Aliden tarafa baktım. O ise bir çekmeceye bir bana bakarken bakışları demin vurduğum elime kaydı. ''Elin kızarmış, çok mu kötü vurdun?'' cıklayıp önemli bir şey olmadığını söyledim. Tek kaşını inanmıyormuş gibi havaya kaldırdı. ''Dikkatli ol, sen ekibe lazımsın.'' Ciddi tavrı bozulup gülümsemeye başladığında ben de gülümsedim. Düşündüğü için söylüyordu sonuçta kaç yıllık partneriz. Olumlu anlamda kafa sallarken açılan çekmeceyi gösterdim. ''Beni boş ver de, baksana içinde bir şey var mı?'' Sonra bilmiş bir şekilde sırıttım. ''Umarım boş yere acı çekmemişimdir.''
Tavrım üzerine somurtup gözlerini devirdi. Gülerken omuz silktim. ''Bence komik.'' Cevap vermemeyi seçip çekmeceden tarafa baktı. Alınmamıştım. Onun yerine ben de merak içinde çekmeceye baktım. Ali çekmecede bir şey görmüş gibi ileriye doğru eğildi. Olduğu yerde geri doğrulunca elinde ki şeyin aradığımız ajanda olduğunu gördüm. Umarım kopya değil de orijinal olan budur. Kapağı lacivert olan deri kaplamalı ajandaya bakarken bir soru yönelttim. ''Sence buna karakolda mı baksak? Katil, kontrol için cinayet mahaline geri dönebilir.'' kafasını olumlu anlamda salladı. Şüphe bırakmamak için her şeyi bulduğumuz gibi bıraktık. Ama bulduğumuz deliller hariç.
Polis arabasına binip temkinli bir şekilde etrafı süzdük ve bir tehlike olmadığına karar verdiğimizde binadan uzaklaştık. Araba karakola doğru yol alırken kafamı cama çevirdim. ''Ne düşünüyorsun?'' Bu soru Aliden gelmişti. Yanından geçtiğimiz her şeye bakarken cevap verdim. ''Nereden başlayacağımı.'' Cümlemin sonlarına doğru kafamı ondan tarafa çevirdim. Duyduğu şey üzerine kafasını olumlu anlamda salladı. Ama hala yola bakıyordu. ''Karar verebildin mi bari? Nereden başlayacaksın?'' Sorusu üzerine düşünüyormuş gibi yapıp-ki gerçekten düşünüyorum- gözlerimi kıstım. Bir günde iki tane itiraf mektubu okuduğum için kafam laçka olmuştu. o an için mafya adamına değil de avukat olan Selçuk Beye inanmayı seçtim.
Ki, şuan için bu daha mantıklı ama körü körüne bir şeye inanmamam gerektiğini de biliyordum. Tek merak ettiğim acaba Karan bu olayın neresinde? Mektupta sadece Cüneyt ve Tolganın bahsi geçiyordu. Karanın değil. Mantığımı devreye sokma vakti gelmişti sanırım. Ya Karan hakkında bildiği bir şey yoksa? Sonuçta Selçuk bir avukattı. Gerekli gereksiz kimseyi suçlamıyor. Dediğinden çok davranışlarına baktığımda da durum böyle. Ama Karanı da bir araştırmam gerekecek sanırım. Asıl sorun şu, yörüngesine girmeden bunu nasıl yapabilirim?
Uzun süre sessiz kaldığımı gören Ali kısa bir an için kafasını çevirip bana baktı. ''Yine nereye daldın gittin? Yoksa şu okuduğun itiraf mektupları mı?'' Karanı düşündüğümü belli etmedim ve sanki asıl sorun mektuplarmış gibi cevap verdim. '' Aynen ya! Sence Cüneyti suçlamak doğru bir davranış mı?'' Direksiyonu sallarken gözlerini yoldan ayırmadı. Sakin görünüyordu. Sakin ve düşünceli. ''Acele etmemize gerek yok, ağırdan almalıyız. Sırf bir mektup yüzünden birisini adalete teslim edemeyiz.'' Göremeyeceğini bilsem de kafa salladım. Karakolun önüne geldiğimiz de olduğum yerde doğrulup Aliden tarafa yaklaştım. ''Sence o anahtarı nereyi açıyordu?'' Sonra ofiste ki masa çekmeceleri aklıma geldi. ''Çekmecelerin üstünde anahtar deliğine benzer delik göremedim. Sen?'' Arabayı park edip motoru susturdu ve araba anahtarını geri çıkardı. Bunları yaparken konsantre olmak için sağladığı sessizliği koltuğa geri yaslanırken bozdu. ''Ajandayı açıyor o anahtar. Senin de dediğin gibi çekmecede anahtarla açılabilecek bir göz yok.''
Aklıma yatmıştı. Onu onaylayıp eş zamanlı olarak arabadan çıktık. Ben önden ilerlerken o da arabayı kilitliyordu. Kapının önünde ki merdivenden iki kat çıkıp belden tarafımı ona bakmak için çevirdim. Onu beklediğimi anlamış olacak ki seri bir şekilde yanıma geldi ve merdivenlerden birlikte çıkıp binaya beraber girdik. Binanın içinde bir kaç kat çıktıktan sonra Aliden tarafa kafamı çevirdim bu sırada hala yürüyorduk. ''Sence ilk ajandaya mı inceleyelim yoksa Rıza komiserin yanına mı uğrayalım?'' Rıza Komiserin ofisinin olduğu yere doğru ilerlerken soruma cevap vermiş oldu. Ben de ona ayak uydurup yanından ilerlemeye başladım. Ajanda benim kucağımdaydı. Olabildiğince ajandaya bakmamaya çalışıyor, sanki üzerimde saatli bomba taşıyormuş gibi hissediyordum.
Ali kapıyı bir kaç kez tıklatıp içeriden gir' e benzer bir ses duyduğunda kapıyı açtı. Açılan kapıdan ilk o, onun arkasından da ben girdim. Rıza abi de hem monitöre bakıyor hem de klavyede bir şeyler yazıyordu. Geldiğimizi görünce yönünü bizden tarafa çevirdi. Sonra elimde tuttuğum ajandayı görünce dikkatini bana verdi. Bakışları daha çok soru sorar gibiydi. Birkaç saniye sonra bu cümlelerine de yansıdı. ''Azra, o elinde tuttuğun şey nedir?'' Kucağıma bastırdığım ajandayı biraz daha Rıza komisere göstermek için yaklaştırdım ve konuşmaya başladım. ''Cinayet mahallinde bulduk, ama oldukça değişik bir şekilde gizlenmiş.'' Rıza abi tek kaşını çatarken Aliden tarafa baktı. ''Değişik derken, Azra ne demek istiyor Ali?'' Ali bir tuttuğum ajandaya bir de bana bakarken kafasını Rıza komiserden tarafa çevirip konuşmaya başladı. ''Şöyle anlatayım, Selçuk Bey ölmeden bir gün önce kimse ajandaya erişemezsin diye kendince bir düzenek kurmuş.'' Sonra eliyle beni işaret etti. ''Azra ile ilk görüşmesinde öyle sözleşmişler çünkü. Ama her şey ani geliştiği için son dakika bir mektup daha yazmış. Olay mahallinde iki tane mektup bulduk.''
Rıza komiser oturduğu yer de geriye yaslanırken benden tarafa bakıp kaşlarını meraklı bir şekilde çattı. ''Azra ne sözleşmesi bu? Bana hiç söylememiştin.'' Mahcup bir şekilde ajandaya daha çok sarılırken konuşmaya başladım. ''Siz beni yanınıza çağırıp mafya ile ilgili gelişme olup olmadığını sorduğunuzda, işleri daha sıkı tutmam gerektiğini anladım. Ve araştırma esnasında mafyanın eski çalışanı olan Avukat Selçuk beye rastlamıştım.'' Derin bir nefes alıp Rıza Komiserin tepkisini incelemek için kafamı kaldırdım. Çattığı kaşları normal halini alırken bundan güç bulup konuşmaya başladım. ''İşte ben de Avukat Selçuk Bey ile görüşme ayarlamıştım. O gün de söylediği gibi ajandayı vermek için tarihi bugüne ayarladı. Ama talihsizlik işte, bizzat onun elinden almak nasip olmadı.''
Olumlu anlamda kafa sallayıp bir soru daha sordu. Bu sırada ilk Aliye sonra yine bana bakmıştı. ''Ali iki tane mektubun varlığından söz etti. O nasıl oluyor?'' Derin bir nefes aldım. Şimdi bunu nasıl açıklayacaktım? Kesin bir şey söyleyemezdim. En iyisi durumu olduğu gibi anlatmak. ''Alinin de dediği gibi iki mektup bulduk. Biri Selçuk tarafından yazılmış, diğeri ise kimin tarafından yazıldı emin değiliz. Ama Selçuk Bey, bu mektubu Tolga beyin yazdığından eminmiş.''
Bir kaç dakika sessiz kaldım, kafamda cümleleri nasıl bir araya getirebileceğimi düşünüyordum. O son mektup kafamı çok karıştırmıştı çünkü. Tedirgin bir şekilde Rıza Komiserin yüzüne baktım, söylediklerim onun kafasını daha da karıştırmış gibiydi. Kaşlarını daha da çatmış olduğu yer de iyice doğrulmuştu. Şu an çok ciddi görünüyordu. Daha da kafa karıştırmamak için konuşmaya kaldığım yerden devam ettim. ''Ki bence de öyle, diğer mektup daha çok hesap sorma amaçlı yazılmış. Sanki yazan kişi intikamını almış gibi konuşuyordu yazdığı mektupta.''
Rıza komiser düşünceli bir şekilde bakarken konuşmaya başladı. ''Görebilir miyim şu mektupları? Durum baya ciddi gibi görünüyor.'' Ben sessizliğimi korurken Ali benim yerime konuşmaya atıldı. ''Maalesef, şu an için göremezsiniz. Adli tıp incelemek için iki mektuba da el koydu. Şuan sonuç raporunun gelmesini bekliyoruz.'' Rıza Bey anladığına dair kafa sallarken elini düşünürcesine çenesine getirdi. Sonra yarım saattir tutmaktan neredeyse kolumun kopacak hale geldiği ajandaya bakıp konuşmaya başladı. ''Peki o ajanda ne olacak? Açıp okudunuz mu hiç?'' Beklenti içinde Aliye baktım. Buraya gelmek onun fikriydi çünkü. Topu ona attığımı anlayan Ali sıkıntı içinde konuşmaya başladı. ''Daha okumadık, önce sizin yanınıza gelmeyi daha uygun buldum çünkü. Soruşturmanın ilerleyişinden haberdar olmak istersiniz belki.''
Rıza Komiser ikimiz üzerinde bakışlarının gezdirirken en sonunda Aliye baktı. ''İyi düşünmüşsün aferin.'' Ali zafer kazanmış bir şekilde bana bakarken bıyık altı güldü. Fiilen gülemez çünkü yanımızda Rıza abi var. Rıza komiserden ajandayı okumak üzere izin alıp odadan çıkarken Rıza komiser adımı seslenip beni durdurdu. Ali de durmuştu. ''Ajandayı okuduktan sonra yanıma gel Azra. Sana vermek istediğim özel bir haber var.'' Olumlu anlam da kafa salladım. Kafam karışmış ve heyecanlanmıştım.
Sonunda kendimizi odanın dışına attığımız da kapıdan biraz daha uzaklaştık. O sırada Ali olduğu yerde durup bana baktı. Anlamamış gibi tek kaşımı havaya kaldırıp ne var dercesine baktım. ''Acaba komiserin sana vereceği önemli haber ne?'' Omuz silktim bilmiyorum der gibi. Sonra konuyu geçiştirmek için hızlı bir şekilde konuştum. ''Şu ajandaya bakalım mı artık? Ne dersin?'' Elini ensesine getirip mahcup bir şekilde yüzüme bakarken konuşmaya başladı. ''Doğru ya, ajandaya bakacaktık.'' Bilmiş bir şekilde gülümsedim ve yürümeye başladım. Karşı taraftan Aylin bize doğru geliyordu. Üzerinde yine beyaz laboratuvar önlüğü vardı. Kahverengi-kızıl saçlarını yukarıdan alt kuyruğu toplamıştı. Yanımıza biraz daha yaklaştığında göz altı morluklarını da görmüş oldum. Yorgun yüzüne tezat sıcak gülümseyişi enerjik bir hava veriyordu.
Sonra ellerine baktım elinde zarf vardı. Yanımıza geldiğinde konuşmaya başladı. ''Bulduğunuz cesedi inceledim. Rapor şu an elimde ama yalnız konuşabileceğimiz bir yere geçsek iyi olacak. Zira diyeceğim şeyler çok önemli.'' Ali ile birbirimize baktık ve olumlu bir şekilde kafa salladık. Bir kaç dakika daha yürüdükten sonra nihayet ofisime varmıştık. İlk onları odaya alıp kapıyı arkamızdan kapattım ve stor perdeyi kimsenin burayı görmeyeceği şekilde aşağı doğru indirdim. Tek bir açık bırakmamıştım. Onlar karşı karşıya duran ve aralarında masa bulunan sandalyelere otururken ben de bilgisayarın karşısında yerimi aldım. Ajandayı da masanın üstüne bıraktım. Alinin de uzanıp alabileceği şekilde duruyordu ajanda.
Ofis sandalyesini masaya doğru biraz daha yaklaştırdım ve Aylin den tarafa dönüp konuşmaya başladım. ''Seni dinliyoruz Aylin, hadi aydınlat bizi.'' Tebessüm edip elinde ki zarfı masamın üstüne koydu ve konuşmaya başladı. ''Cesedi incelerken açıkçası biraz zorlandım. Çünkü boğaz kısmında bir takım morluklar var.'' Direk ortaya olmasa da bir şekilde konuşmaya dahil oldum. ''Evet ben de görmüştüm o morlukları. Kuzeni ile sürtüşme yaşamışlar.'' Dediğim şey Aylin'in ilgisini çekmiş olacak ki konuşmaya başladı. Gözlerinde heyecanlı bir parıltı vardı. Heyecanlı ve meraklı. ''Ne zaman olmuş bu olay peki? Sana net bir şey söyledi mi?''
Düşünüyormuş gibi gözlerimi kısıp tavana baktım ve geçen hafta ki konuşmayı aklıma getirmeye çalıştım. Bir kaç anı film şeridi gibi gözümden geçerken konuşmaya başladım. ''Geçen çarşamba konuşmuştuk Selçuk la. Sorduğumda ise iki gün önce olduğunu söyledi. Yani kavga pazar günü gerçekleşmiş.'' Sonra merak içinde ona baktım. ''Acaba katil ile ilgili her hangi bir bulguya ulaşabildin mi? Nasıl biriyle karşı karşıyayız?''
Sorumu duyunca yüzünden emin olmadığını gösteren bir karartı geçti. Tahmine dayalı bir çıkarım yapacaktı sanırım. Ama nereden başlayacağına karar veremiyordu. Ali ile bana baktı ve beklenti içinde olduğumuzu görünce yerinde doğruldu. Öksürüp boğazını temizledi ve konuşmaya başladı. ''Bunu nasıl söyleyebilirim bilmiyorum ama sadece tahminde bulunabilirim hemen heveslenmeyin o yüzden.'' Olumlu anlamda kafa salladık Ali ile birlikte. Aylin bizi süzüp konuşmaya başladı. ''Cesedin tırnakların da siyah yün ip bulduk. Sanırım katil kar maskesi takıyormuş. Kimliğini açık etmemek için.'' Sıkıntı içinde soluklandım ve ellerimle oynamaya başladım. Aylin konuşmaya devam etti. ''Ama damarında ki kesiğin açılış şeklini inceledim düzensiz bir yarık çizilmiş. Yani anlayacağınız katilimiz solak.'' Anladığımı belli eder şekilde kafamı sallayıp olduğum yerde doğruldum. ''Peki bu kadar mı? Selçuk bey dinleme cihazı yerleştirdiğini söylemişti. Eminim kendi üzerine de bir tane takmıştır.'' Aylin tek kaşını çatıp anlamaz bir şekilde sordu. ''Dinleme cihazımı?'' O sırada odaya paldır küldür Hakan atladı.
Biz şaşkın bir şekilde ona bakarken bulunduğu durumu anlayıp duruşunu dikleştirdi. ''Şey özür dilerim. Konuşmanın ortasına birden böyle atladım ama önemli bir konu muydu?'' Ben konuşmak için ağzımı aralamışken Ali benden önce atladı. ''Sayılır. Peki sen ne diyecektin? Odaya bu şekilde damladığına göre önemli bir şey olmalı.'' Hakan, Alinin alttan alttan manalı laf sokma girişime karşı sessiz kalıp benden tarafa baktı. Elinde ki cihazı görüp merak içinde konuşmaya başladım. ''Önemli değil de elinde ne var senin?'' Sorum üzerine elinde ki şeye baktı ve yanıma doğru gelip cihazı masaya bıraktı. ''Ses dinleme cihazı, kurbanın üstünden düşmüş sizden önce gelen ekip yerde bulmuş sanırım.'' Anladığımı belirtir şekilde kafamı sallarken ilk çıkarımı mı yaptım. ''Yani katil hala üzerinde ki ses dinleme cihazı ile geziyor.'' Sonra Aliden tarafa baktım. ''Kim bilir belki de çoktan çıkardı.''
Ali, ifadesiz bir şekilde suratıma bakarken yönümü bizi izleyen Aylin ve Hakandan tarafa çevirdim. ''Her şey için teşekkür ederim. Şimdi izninizle soruşturmamız gereken önemli bir dosya var.'' Olumlu anlamda kafa sallayıp şans dilediler ve bizi odada yalnız bıraktılar. Kayıt cihazı, otopsi raporu ve ajanda masanın ortasında dururken iki elimi de sıkıntı içinde saçımın arasından geçirdim. ''Sence hangisinden başlayalım?'' Düşünceli bir tavırla ilk bana sonra masanın üstünde duran delillere baktı. ''Ajanda, önce ondan başlayalım. Aylin otopsi ile ilgili düşüncelerini zaten söyledi. Raporda da bu dediklerinden farklı bir şey yazacağını sanmıyorum.''
Olumlu anlamda kafamı salladım o da bir sandalye çekip yanıma oturdu. Şimdi ikimizde ajandaya eşit açıdan bakabilecektik. İçimden besmele çekerken gözlerimi kapattım. ''Hadi o zaman başlayalım.'' O da olumlu anlamda tebessüm etti. ''Olur, başlayalım.''
Yarım saat sonra;
Ajanda Selçuk beyin de dediği gibi çıkmıştı. Olaylar kronolojik bir şekilde sıralanmıştı. Gözlerimizle okuyup defterlerimize not ediyor ve olayların kritiğini yapıyorduk. Her soruşturma anında yaptığımız gibi. Ses kayıt cihazını da dinlemiştik benim isteğim üzerine. Çünkü ajandayı okurken aklım duyabileceğimiz gerçeklere kayıyordu. Ali de direnmedi ve birlikte ses dinleme kaydını dinledik. Ama parazit varmış sanırım bir şey çıkmadı. Sadece Selçuk Bey konuşuyordu ve bir itişmeye benzer ses ardından Selçuk Beyin acı çığlıkları...
Her ne kadar odaklanmak zor olsa da başarılı bir şekilde ajandayı inceleme işlemini tamamladık. Ajandayı üzerinde anahtarın bulunduğu çekmeceye koyarken üzerine bir kaç kağıt çıktısı da ekledim. Alenen ortada görünmesin diye. Belki de Rıza Komisere vermem daha doğru olurdu. Rıza Komiser demişken, o, ajandayı inceleme işlemini bitirince yanına gitmemi söylemişti değil mi?
Anahtarı ceketimin iç cebine atarken Aliden tarafa baktım. Zarftan çıkan otopsi raporunu okuyordu. Zaten bir incelemediğimiz o kalmıştı. Hala o otopsi raporunu incelerken soru sordum. ''Sence bu soruşturma da katil kim? Sen de Selçuk Beyin kuzeninden şüpheleniyor musun?'' Kafasını okuduğu otopsi raporundan kaldırıp içimi okumak ister gibi yüzüme baktı. ''Beni bilmem de sen inanmış gibisin. Ses cihazında olanları duymadın mı? Selçuk kuzenine seslendiğinde adamdan çıt bile çıkmadı. Öylece öldürdü Selçuk'u.''
Sonra gözüne taktığı ama burnunun üzerine düşen gözlüğü geri gözlerine takarken konuşmaya başladı. ''Ben şahsen bir hesaplaşma falan bekliyordum. Yılların hesaplaşması gibi mesela.'' Mahcup bir şekilde elimi alnıma getirip sıvazladım. ''Haklı olabilirsin.'' Bir şey demeyip bilmiş bir tavırla gülümsedi. Sonra aklına bir şey gelmiş gibi meraklı bir parıltıyla bana baktı. ''Sen cinayet mahalini incelerken siyah beyaz bir fotoğraf bulmamış mıydın? Ne oldu o fotoğrafa?'' Hangi fotoğraf olduğunu hatırlamaya çalışırken ceplerimi yokladım. Elime kağıt gibi cisim değdiğinde seri bir şekilde cebimden çıkardım. Katladığım kağıdı açtım ve Alinin de görebilmesi için masanın ortasına bıraktım. Ali izin ister gibi bakıp kağıdı incelemek için eline aldı. Ben ise hem stres hem endişe içinde ona bakıyordum. Çünkü baktığı kadrajda Karan da vardı.
Fotoğrafa bakarken gözlüğünün altında duran gözlerini kıstı ve sağ elinin işaret parmağını bir şeyin üstünde tutarken gayet rahat bir şekilde sordu. ''Bu senin ki değil mi ya?'' Afallamış gibi gözlerimi bir kaç kez kırpıştırdım. ''Benim ki mi?'' Eminim şuan gözüne far tutulmuş tavşan gibi görünüyorumdur. Öylesine şaşırmış, öylesine nutku tutulmuş...
Ali kafasını benden yana çevirip baktığında artık o an nasıl görünüyorsam? Cümlesini düzeltme ihtiyacı hissetti. ''Senin, peşine düştüğün mafya adamı işte. O değil mi?'' Derin bir nefes aldım ve rahat bir şekilde gülümsedim. ''Ha, aynen o ya!'' Sonra cümlelerimi vurgulayarak konuştum. Alinin bir daha bu yakıştırmayı yapmasını istemediğimi belli eder şekilde. ''Peşine düştüğüm mafya adamı bu. Aynen.'' Ciddiyetimi gördüğünde yutkundu. Alinin üzerinde ki otoriteme bayılıyorum ya. O sırada kapı bir kaç kez tıklatıldı. Girmesini söyledim Kapı açıldı ve içeri Demet girdi. Merak içinde ikimiz de ona bakarken konuşmaya başladı. ''Kurbanın yakını sizi görmek istiyormuş, söyleyeceği bir şey varmış.''
Aliye kaşlarımı çatıp bakarken Demetten tarafa baktım. ''Adı ne, bu akrabanın?'' Demet düşünüyormuş gibi yaptı. ''Cüneyt Özkaya, kurbanın yakının adı.''