Bölüm 2

2081 Kelimeler
Hayatı sıkıcı olarak devam ediyordu. Rutin olarak her zamanki gibi okula gidip geliyordu. Hiçbir şey değişmiyordu. Ama bir sabah uyandığında bir şeyler farklı gibiydi. Sanki güneş farklı doğmuş, odasını farklı aydınlatmıştı. Odasının yarım açık halde duran camından içeri esen ılık bir rüzgâr, tenini okşuyordu. Evin bahçesinde, ağaçlardaki kuşların cıvıltıları duyuluyordu. Bugünün farklı olacağını hissetti. Geçmişini unutup yeniden başlayacaktı. Birçok kez bunu denemişti fakat başarılı olamamıştı. Ama bu sefer olacaktı. Bugün okulun son günüydü ve 16 yaşına giriyordu. Babası artık ona çocukmuş gibi davranamayacaktı. Annesi kanser hastalığından öldüğünden beri çekilmez, huysuz biri olmuştu. Onu çok sıkıyor, bunaltıyordu. 3 yıl geçmişti ama hala değişmemişti. Belki de kızının da başına bir şey gelmesinden, onu da kaybetmekten korkuyordu. Üstünü giyinip aynanın karşısına geçti. Beline kadar uzun olan siyah saçlarını taradı. Bal rengi olan gözlerini ortaya çıkarmak için güzel bir göz makyajı yaptı. Salona geçtiğinde masanın üstünde bir not buldu. ''Erken çıkmak zorunda kaldım. Doğum günün kutlu olsun. Akşam erken gelmeye çalışacağım...'' Her zamanki gibi sevgiden yoksun bir nottu. Babası bir televizyon kanalında, ünlü bir muhabirdi. Çok çalışıyordu, geç saatlere kadar eve gelmiyordu. Ama bugün Ashley'in doğum günüydü. Erken gelmek zorundaydı... Teneffüste okulun bahçesine adımını atığı anda Becky'i gördü. Kız ona ters bir bakış attı. Ashley bugün bu kızla uğraşmak istemiyordu. Yere bakarak oradan uzaklaştı. Sınıfında Becky ve iki kız bir grup kurmuşlardı. Duncan'ın Becky yerine Ashley'ı tercih ettiğinden beri ona düşmanlık yapıyorlardı. Ashley Duncan'ı reddetmişti. Onun kabadayı ve kendini beğenmiş tavırlarını sevmiyordu. O okulun en yakışıklıları en popülerleri arasındaydı. Kaslı bir vücudu, her zaman jölelediği sarı saçları vardı. Yeşil gözleri hergün okulda, çapkın bakışlarla etrafı izlerdi. Bir göz kırpmasıyla istediği her kızı elde ederdi. Reddedilmek Duncan'ın çok zoruna gitmişti. Ashley Duncanla aynı sınıfta olan siyah saçlı, mavi gözlü ve çalışkan bir öğrenci olan Ericden hoşlanıyordu. Onun kızlarla işi yoktu. Okulun bütün popüler erkekleriyle çok yakın arkadaştı, ama hiçbiriyle bir şeyler yapmazdı. Biraz muhabbet edip uzaklaşırdı. Ders aralarında bile okulun bahçesine çıkıp sadece kitap okurdu. Arada kalın çerçeveli gözlüklerinin üstünden etrafa bakıp yine kitabına dönerdi. Bu Ashley'in çok hoşuna gidiyordu. Aslında çok yakışıklıydı ama kendini her şeyden soyutluyordu. Sınıfa girmeden önce lavaboya gitti. Aynada kendine baktı. '' Bugün güzel bir gün olacak. '' dedi gülümseyerek. Saçlarını düzeltip oradan çıktı. Okulun koridorları çok sessiz ve boştu. Herkes sınıflara girmişti. Kendi sınıfının kapısına yaklaştı. Kapının önünde bekleyip üstüne çeki düzen verdi ve kapıyı açtı. Kapıyı açtığı anda ne olduğunu anlayamadan bir serinlik hissetti. Her şey saniyeler içinde olmuştu. Panikle kapadığı gözlerini yavaşça açtı. Karşısında Becky ve diğerleri kahkahalarla gülüyorlardı. Becky'in sağına baktığında Duncan'ı gördü. Kapının üstüne su dolu bir kova koymuşlardı. Ashley içeri girdiğinde kovadaki bütün su başından aşağı dökülmüştü. Bu kadarı da fazlaydı. Yerinden kıpırdamadan derin derin nefesler alıp gözlerini kısarak onlara baktı. O kadar sinirlenmişti ki ellerini yumruk yapıp sıktığının farkına varmadı. Karşısındakiler hala kahkahalar atarak ona bakıyorlardı. Bir anda hepsinin önünde durdukları cam büyük bir gürültüyle patladı. Kimse ne olduğunu anlayamadı. Her yere cam kırıkları uçuştu. Kırıklar Becky ve Duncan'ın ellerini ve yüzünü kesmişti. Kanları akıyordu. Herkes panikle yanlarına koştu. Peçetelerle, kendi hırkalarıyla yaralarına tampon yapmaya başladılar. Çok kötü yaralanmışlardı. Muhtemelen dikiş atılması gerekiyordu. Becky'nin yüzündeki kanların arasından siyah gözleri parladı. Ashley'e baktı. İşaret parmağıyla onu göstererek; '' Bunu o yaptı. O bir cadı, iblis! ... '' Becky işaret parmağıyla Ashley'i gösterene kadar hala orda aynı şekilde duruyordu. Bir anda kendine geldi. Yumruk yaptığı ellerini gevşetti. Arkasını dönüp koşarak sınıftan çıktı. Her yeri sırılsıklamdı. Olanları düşünecek vakti yoktu. Lavaboya gidip aynadan kendine baktı. Rimelleri akmıştı. Çantasından ıslak mendil çıkarıp yüzünü sildi. Gözünden yaşlar gelirken aynadaki yansımasına bakarak, ' "Lanet olsun, bu makyajı yapmak için çok uğraşmıştım." dedi kendiyle alay ederek. Kendine acımaya başlamıştı. Aynaya tekrar baktı. Alaycı bir ses tonuyla dudak büktü. "Bugün doğum günüm, bugün her şey çok güzel olacak .'' Yoksa kafayı mı yiyordu? Başkalarının yapması yetmezmiş gibi şimdide kendisiyle alay ediyordu. Bir an önce eve gitmesi lazımdı. Merdivenlerden inip okulun bahçesine çıktı. Yürürken bir an duraksadı. Yavaşça arkasına dönüp okula baktı. Bugün okulun son günüydü. 3 ay boyunca buraya geri dönmek zorunda olmadığı için seviniyordu. Eric'i düşündü. Onun için bu okulun tek anlamı oydu. O olmasa belki bu okul çekilmez bir yer olurdu. Her sabah okul için uyandığında, "Bugünde Eric'i göreceğim" diyerek kendini avuturdu. Her teneffüs olduğunda dışarı çıkar ona bakardı. Fakat Eric önündeki kitabına bakardı. Gözlüklerinin üzerinden etrafa baktığında ise Ashley hariç her yere bakardı. Onu o kadar çok seviyordu ki bir kere bile dönüp bakmaması zoruna gidiyordu. Ama seneye onu göremeyecekti. Çünkü Eric bu sene mezun olmuş olacaktı. Düşünceleri arasında binaya göz gezdiriyordu. Gözü kendi sınıfının kırık olan camına takıldı. Bu nasıl olmuştu? Kendisi yapmadığına emindi. Kapının yanındayken camı nasıl kıracaktı ki. Becky'in kanlı yüzü arasında parlayan gözleri, gözlerinin önüne geldi. İrkildi, bir anda düşünceleri dağıldı. Hemen arkasına dönüp yürümeye devam etti. Çıkış kapısına geldiğinde okulun güvenliği ona dik dik baktı. '' Ne bakıyorsun! Sudan çıkmış balığa dönmüş bir kız görmedin mi hayatında? '' Adam omuz silkti. Arkasına dönüp kulübesindeki televizyona bakmaya devam etti. Okulla evinin arasında fazla mesafe yoktu. Koşmaya başladı. Evin önünde geldiğinde hızlı hızlı bahçe kapısından içeri girdi. Saat daha öğlen birdi. Uzun ağaçların yaprakları hafif rüzgârla sallanıyordu. Bahçenin her yerinde renk renk güller vardı. Annesi onları özenerek sular, bakımını yapardı. Öldükten sonra bu işi kendine bir görev edinmişti. Sanki onlara bakmazsa annesine ihanet edecekmiş gibi hissediyordu. Annesinin yaptığı gibi her gün onları sular, onlarla konuşup dertleşirdi. Evinin bahçesi gerçekten çok huzur vericiydi. Evleri 2 katlı dubleks bir müstakildi. Oturdukları semtte ki evlerin hepsi böyleydi. Anahtarı çıkarmak için çantasını açtı. Elini çantasında uzun süre gezdirdi ama anahtarı bulamadı. "Kahretsin!'' dedi. Çömelip çantasını yere koydu. Uzun bir arayıştan sonra anahtarı buldu. Ararken çantasındaki her şeyi yerlere atmıştı. Hepsini hızlı hızlı geri koydu. Anahtarı da yerden alıp kapıyı açtı. İçeri girdiğinde telefonu çaldı. Çantasından telefonu çıkarıp arayanın kim olduğuna baktı. Babasıydı. Telefonu açtı, " Efendim" Etrafında çok ses vardı, sesi çok az geliyordu. Kalabalık bir yerde olduğu belliydi. " Kızım bugün çok fazla çalışmam lazım. Gündem çok yoğunlaştı. Bir yerde patlama olmuş ve bir yerde de büyük bir metro kazası var. Bu haberleri yetiştirmem lazım. Bugün geç saatlere kadar gelemeyeceğim. Çok üzgünüm. Yanına birkaç arkadaşını al alışveriş yap, sinemaya git vakit geçir. Doğum gününü evde yalnız geçirme." " Tamam teşekkür ederim." " Özür dilerim." Arkadan birinin babasına seslendiğini duydu. " Yayına üç dakika" " Acilen gitmem lazım. Kapatıyorum seni seviyorum" dedi. Ashley'in cevabını beklemeden telefonu kapattı. Ashley odasına çıktı telefonu komodinin üstüne bıraktı. Yatağına oturdu." Bugün daha da kötü olabilir mi acaba?" dedi sesli bir şekilde. Hiç yakın arkadaşı yoktu. Tabi babası bunu bilmiyordu. Zaten çok çalıştığı için fazla yakın değillerdi. Genelde evde tek başına oturur, yemeğini tek başına yer, okula gider, televizyon izler veya kitap okurdu. Annesi öldüğünden beri yalnız olmaya alışmıştı. Herkes Becky'den korktuğu için onula konuşmaz, arkadaşlık yapmazdı. Hala ıslak olduğunu fark etti. Banyoya gitti. Kurutma makinesiyle saçlarını kuruttu. Odasına geri dönüp televizyonu açtı. Babasının muhabir olduğu kanalı bulana kadar zap yaptı. Açtığında babası kalabalık bir yerde konuşuyordu. " Olaylar saat on iki sularında oldu. Şu an herkes panik içinde. Patlamanın nasıl gerçekleştiği hala merak konusu. Metro kazasıyla bir bağlantısı olup olmadığı araştırılıyor. Bir terörist saldırısı olabileceği konusunda şüpheler var..." Devamını dinlemedi. Televizyonu kapattı. Pijamalarını giyip evde oturmayı düşünüyordu. Fakat bir anda kararını değiştirdi. "Yalnızlığa alışığım. Tek başıma da olsa bugün dışarda bir şeyler yapacağım" dedi. Dolabını açtı. Birkaç kıyafeti askıdan alıp boy aynasında üstüne tuttu. En az on kıyafeti aynı şekilde üstüne tutup yatağına fırlattı. Sonunda bir kıyafet seçti. Giyinip tekrardan makyaj yaptı. Evden çıkarken ayakkabılarını giydi. Kapıyı açtı.Tek dizini yere koyarak bağcıklarını bağlamaya başladı. Bir an bahçe kapısının önünde biri var sanıp hızlı bir şekilde kafasını kaldırdı. Sanki biri onu izliyor gibi gelmişti. Kapının hemen yanındaki, yerlere kadar dalları inen söğüt ağacından bir iki tane yaprak düştü. Dallar sallanmaya başladı. Sanki biri baktığını anlayıp hızlı bir şekilde oradan uzaklaşmıştı. Göz yanılması ve rüzgâr diye düşündü. Kapıdan çıkıp bahçe kapısına doğru ilerledi. Tek başına ne yapabilirdi? Önce bir alışveriş merkezine gitmeye karar verdi. Bir taksi çağırdı. Yakınlardaki alışveriş merkezinin ismini söyledi. Camdan yolları izledi. Kırmızı ışıkta durduklarında sağ taraftaki kaldırımda annesi ve babasının elini tutarak yürüyen on yaşlarında bir kız gördü. Kız gülümseyerek ailesine bir şeyler anlatıyordu. Çok mutlu gözüküyorlardı. Ashley kocaman bir iç çekti. Gözleri sulanmaya başladı. Yoksa ağlayacak mıydı? Yeşil ışık yandığında araba hareket etti. Görüş açısından çıkana kadar onlara baktı... Beş dakika sonra alışveriş merkezine gelmişti. Taksiciye tutan miktarın üç katını verdi. Gülümsedi. " Üstü kalsın" dedi. Taksici şaşkınlıkla " Teşekkür ederim " dedi. Bugün pek mutlu değildi. En azından birilerini mutlu etmek istedi. Alışveriş merkezine girdi. Babası her zaman çok para verip kendini affettirebileceğini sanıyordu. Bu durumdan bıkmıştı. Tek istediği babasının yanında olmasıydı. Ama hiç olmuyordu. Düşünmeyi bıraktı. Yürümeye başladı. Birkaç mağaza gezip kıyafet aldı. Üst kattaki sinemaya bölümüne çıktı. Filmlere baktı. "Bugün en çok gülmeye ihtiyacım var" dedi. İki tane üst üste komedi filmi izledi. Salondan çıkarken gülümsediğini fark etti. Bu iyi gelmişti. Saat altı olmuştu. Zamanın nasıl geçtiğini anlamadı. Pastane bulup kendine kocaman çikolatalı bir pasta söyledi. Onunla ilgilenen kız, kıvırcık uzun saçlı, sarışın, kahverengi gözlü ve kendi yaşlarındaydı. Kıza " Mumda istiyorum. On altı tane olsun lütfen " dedi. Tek başına mum üfleyip pasta yerken zavallı gibi gözükeceğini biliyordu. Ama bunu umursamadı. Garson kız pastasını getirip masanın üstüne koydu. Gülümsedi, "Şuan çok fazla müşteri yok. Arkadaşım diğerleriyle ilgilenir. O kocaman pastayı da tek başına bitirebileceğini düşünmüyorum, Sana eşlik etmek çok isterim" "Buna çok sevinirim" dedi Ashley. Kız üstündeki önlüğü çıkarıp sandalyeye koydu. Ashley'nin karşısındaki sandalyeye oturdu. Ashley mumları üfledi. Yeni arkadaşı alkışladı. Pastayı kesip yemeye başladılar. Ashley, " İsmin nedir?" diye sordu. " Jenna, ya senin?" " Bende Ashley " " Tanıştığıma memnun oldum Ashley " Gülümsedi " Bende" dedi. " Özel olmazsa sana bir şey sormak istiyorum" " Neden burada tek başıma oturmuş doğum günümü kutluyorum diye mi soracaksın" dedi. Jenna biraz utandı. Soracağı şey tam olarak buydu. Aşırıya kaçtığını düşünerek kafasını yere eğdi. Tırnaklarıyla oynamaya başlatı. " Şey... Evet, onu soracaktım" dedi. Ashley tanımadığı birine özelini anlatmanın saçma olacağını düşündü. Ama tuhaf bir şekilde bu kıza çok ısınmıştı. Sıcak kanlı, iyi bir kıza benziyordu. " Benim pek yakın arkadaşım yok. Babamda bugün geç saatlere kadar çalışmak zorunda. Doğum günümü evde oturarak kutlamak istemedim" dedi. " Anladım. Benimde pek arkadaşım yok. Bende yerinde olsam senin yaptığını yapardım" Konuşmaya devam ettiler. Çok eğlenmişti. Bu kız çok sempatik ve komikti. Ashley'ı çok güldürmüştü. Hayatından da bahsetti. Burada yarı zamanlı çalışıyordu. Maddi durumu pek sıkışık değildi. Ashley, '' O zaman neden çalışıyorsun? '' diye sordu. Jenna '' Benimde pek arkadaşım yok. Boş durmaktan çok sıkılıyorum. Burada çalışırken vakit geçiyor. İnsanlarla ilgileniyorum, yeni insanlar tanıyorum. Zaten işim çok zor değil. Severek yapıyorum. Ailem çalışmamı istemiyor, ama ben çalışmayı çok seviyorum '' Ashley Normal insanlar çalışmayı, başkalarıyla ilgilenmeyi sevmez. Bu kız gerçekten de çok tuhaf diye düşündü. Jenna sanki düşüncelerini okumuş gibi konuşmaya devam etti. '' Bu söylediklerim sana tuhaf gelebilir biliyorum ama kendimi hiçbir zaman bu dünyaya ait gibi hissetmedim. Bu yüzden insanlardan hep farklı davranıyorum. Bilmiyorum evde akşama kadar oturmaktansa çalışmayı tercih ediyorum.'' Dedi. Ashley de hiçbir zaman kendini bu dünyaya ait hissetmemişti. Bunu değil başkasına kendine bile itiraf edemiyordu. Ama Jenna çok rahat bir şekilde söylemişti. Bu kızı gerçekten de çok sevmişti. Saatine baktı sekiz olmuştu. Zamanın nasıl geçtiğini fark etmemişti. İki saattir burada konuşuyorlardı. '' Saat biraz geç olmuş. Ben artık gidiyim '' dedi Ashley. Hesabı ödedi. Jenna,'' İyi akşamlar. Ben genelde buradayım. Gelirsen seninle yine konuşmak isterim '' dedi. Ashley gülümsedi '' Mutlaka geleceğim '' dedi. Oradan çıktığı anda Jenna'nın telefon numarasını almadığını fark etti. Geri dönüp istemeye utanırdı. En iyisi başka bir gün geldiğinde almasıydı. Alışveriş merkezinden çıktı. Taksiye bindi. Şoför '' Nereye gidiyoruz '' diye sordu. Ashley duraksadı. Evinin olduğu semti söyleyecekti. Fakat içinden eve gitmek hiç gelmiyordu. Adamın dikiz aynasından dikkatle baktığını fark edince '' Sahile '' dedi. '' Beni en yakın sahile götür. '' Şoför arabayı çalıştırdı. Deniz havası almak iyi gelecekti. Sahile geldiğinde yine taksiciye tutan miktarın üç katını verdi. Şoför bu duruma çok sevindi. İnip yürümeye başladı. Sıcak bir rüzgâr esiyordu. Yaz akşamlarının huzur verici bir kokusu vardı. Etrafta insanlar gülüşüyor, konuşuyorlardı. Rüzgârın getirdiği deniz kokusunu içene çekti. Mutluydu. Bütün olumsuzluklara rağmen bugün gerçekten mutluydu. Bir an takip edildiğini hissetti. Arkasından ayak sesleri geliyordu. Hızlı hızlı yürümeye başladı. Sesler daha da yaklaşıyordu. Koşmaya başladı. Bir alt geçitte girdi. Geçit karanlıktı. Normal hızının iki katı bir hızla koşmaya devam etti. Geçitten çıktığında etrafının ıssızlaştığını fark etti. İnsanların sesleri çok uzaklardan gelmeye başladı. Yavaş yavaş etrafını bir sis kapladı. Bir metre önünü bile göremez oldu. Durdu. Sislerin içinde bir şey gördü. Saniyeler sonra bir insan silueti belirdi. Yüzünü göremiyordu. Siluet ona doğru yaklaşıyordu...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE