Poyraz son sözünü söyleyip çekip gitmişti. Abim evlenmişti. Ne arayıp ne sormuştu. Onlar için bukadar değersiz miydim? Duvarın dibine çökerek ne yapacağımı düşünmeye başladım. Dayım, o bile artık beni bu zalim adamın elinden alamaz. Töreleri batsın hepsinin!
Odanın kapısının yavaşça açıldığında yaşlı gözlerim o tarafa döndü. İçeri geçen gün avluda gördüğüm genç kadın girdi. Hemen gelip yanıma diz çöktüğünde korkuyla duvara yaslandım.
"Korkma,” dedi. Dizime yasladığım ellerimi avuçlayıp üzüntüyle baktı gözlerime.
“Ben Poyraz’ın yengesiyim. Onun adına özür dilerim, aslında böyle biri değildir o. Gülbahar’ın bu yaptığını kendine yediremediği için böyle.”
Ne olursa olsun bunun cezasını bana kesemezdi.
“Adım Zühre, senin de Vera duyduğuma göre?” dedi sorarcasına. Dudaklarında samimi bir tebessüm vardı. Onu onaylayarak sadece başımı salladım.
“Seni hazırlamam gerek, bir saat sonra imam nikahınız kıyılıcak." Hemen başımı olumsuz anlamda sallayıp ağlamaya başladım.
“Olmak zorunda. Tüm Ağalar kararı berdel yönünden vermiş." Hiçbir şey diyemiyordum sadece başımı olumsuz anlamda sallıyordum.
“Vera" dedi âdeta içi acırcasına. “Abinle Gülbahar evlendi, geri dönüşü yok artık. Öldürürler onları merhamet et, en azından abine.”
Abim bana merhamet etmişmiydi ki? Göz yaşlarımı elimin tersi ile silerek hüzünle baktım Zühre hanımın gözlerine. Dediği gibi istesem de istemesem de kabul etmek zorundaydım. Ben yine bana merhamet etmeyen abime merhamet etmiştim. Başımı isteksizce olumlu anlamda salladım.
“Hadi kalk, her işin vardır bir hayırlısı sabırlı ol" diyerek kolumdan yavaş bir şekilde tuttu. Oturduğum yerden kaldırdı.
"Benim odama gidip hazırlanacağız, nasıl kıymış o Poyraz senin gibi güzel bir kıza" dedi, yırtılan elbiseme ve ne zaman sarıldığını bilmediğim dizlerime baktı.
Nemli gözlerimi silerek koluma girmesine izin verdim. "Hadi güzelim,” yürütmeye başladı.
İyi biri olduğu bakışlarından belli oluyordu, belki şuan ilk defa kendimi güvende hissediyordum. Poyraz’ın odasından çıkıp Zühre hanımın odasına gelmiştik.
Yatağında duran kutuya doğru ilerleyip kapağını açtı. "Aceleyle aldım, inşallah beğenirsin.” dedi, Kutudaki beyaz elbiseyi çıkarıp gösterdi.
"Gelinlik giymeni çok isterdim, Poyraz’a desem de kabul etmedi. Bende kendi çapımda sana böyle bir elbise aldım.”
Zaten gelinlik giymek istemiyorum diyemedim, bu elbiseye de gerek yoktuki. İçime derin bir nefes çekerek, Zühre hanımın elindeki elbiseye doğru ilerledim. Güzel beyaz sade bir elbiseydi, parmak uçlarımı değdirdim; yumuşak dokusu parmaklarımı karıncalandırdı.
“Hadi geç yıkan önce, sonra da seni bir güzel giydirelim. Fazla zamanımız yok.”
Kafamı olumlu anlamda sallayıp işaret ettiği banyoya doğru ilerledim. Kapı koluna uzandığım an;
"Vera dur" dedi, yerimde durup bakışlarımı yüzüne çevirdim. "Havlu ve iç çamaşırı vereyim sana bekle.” Aceleyle gardırobuna doğru ilerledi.
Utançla başımı öne eğip beklemeye başladım. İki dakika sonra elime tutuşturduğu havlu ve iç çamaşırlarını alarak banyoya girdim.
*****
Yazar Anlatımıyla…
Zühre odada bir o yana bir bu yana gidip gelip Vera’nın banyodan çıkmasını bekliyordu. Vera’nın haline üzülse de elinden gelecek birşey yoktu. Nasıl kıymışlardı bu kadar güzel bir kıza anlamıyordu.
Vera’yı avluda ilk gördüğü an güzelliği karşısında resmen büyülenmişti. Hafif kıvırcık ve ateş turuncusu saçları, kocaman mavi gözleri karşısında dili tutulmuştu resmen.
Avluda onu gören herkes de aynı şekilde Vera’nın güzelliği karşısında şaşırıp kalmış , kendi aralarında güzelliğini dillere dökmüştü. Zühre tekrar ikisi için de hayırlı olanı dileyip beklemeye başladı.
*********
Vera’nın Anlatımıyla…
Bedenimi tamamen yıkamış kurulamıştım. Zühre hanımın verdiği beyaz iç çamaşırlarını utançla bakıp giydikten sonra tekrar havluyu bedenime sararak çıktım banyodan.
“Çıktın mı? Hadi gel saçlarınıda kurutalım hemen." diyerek hemen yanıma geldi Zühre hanım ve makyaj masasına aceleyle geçirdi.
Hareketleri aceleci ve telaşlıydı. “Kusura bakma, az bir zaman kaldı ondandır acelem.”diyerek eline aldığı fönü saçlarıma tutu.
Parmak uçları ile hafifçe saçlarımı aralıyor incitmekten korkak gibi kurutuyordu. Benim içimdeki korku hiç geçmeden yerini korkuyor, bu gerçeğe inanmak istemiyordu. Zühre hanım on dakikanın ardından saçlarımın yeterince kuruduğuna emin olarak makinayı kapattı.
Ellerine aldığı tarakla taramaya başladığı an içim burkuldu.Kimse böyle saçlarımı tarayıp şefkatle dokunmamıştı bile. Gözlerimi tekrar yaşlar esir alınca aynadan bakışlarımı kendisine çevirdim.
“Saçların çok güzel ateş gibi" diyerek okşamaya başladı.
Hissetiyim derin şefkate dayanamayarak hemen kendisine doğru dönüp kollarımı boynuna sardım. Ağlamaya başlamam ile onun da ağladığını inip kalkan göğüs kafesinden anlamıştım.
“Şşş, tamam ağlamak yok. Bak bana,”
Başımı kaldırıp mavilerimi onun kahve rengi gözlerine çevirdim.
“O güzel gözlerin yaş dökmesi yasak,” diyerek göz yaşlarımı usulca sildi.
Burnumu çekerek tamam anlamında başımı salladım.
“Hadi giyin bakalım. Poyraz delirip bir şey yapmadan gidelim.” Yatağa bıraktığı beyaz elbiseyi işaret etti.
Hüzünle kalktım oturduğum puftan.
“Kapıda bekliyorum giyindiğin de çağır.” dedi zarif sesiyle, ardından odadan çıkarak kapıyı kapattı.
Yatağa doğru ilerleyip bedenime sardığım havluyu çıkarıp yatağa bıraktım. Bem beyaz tül elbiseyi elime aldım. Arkasında olan fermuarı da açtıkdan sonra başımdan geçirerek üzerime giyindim.
Hareketlerim bir ruhsuzdan farksızdı. Derdimi bile anlatamıyordum. Elbisenin fermuarını kolum yetiştiği kadar kapattım ama daha ilerisine gidemedim. Kapıda olan Zühre hanım aklıma gelince yürüyerek odanın kapısını açtım. Zühre hanıma baktım. Onun da bakışları bana dönünce üzerimde ki elbiseyi beğeni ile süzüp yanıma geldi.
“Çok yakışmış Vera,” dedi beni süzerken.
Küçük ve samimi bir tebesüm yüzüme kondurarak Zühre hanımın ellerinden tutarak içeri girmesini istedim. Odaya girdikten sonra sırtımı ona doğru dönerek saçlarımı sol omzumda topladım.
“Kapatalım bakalım fermuarını.” Yarım kalmış fermuarımı titizlikle kapatarak önüme geçti.
“Gerçektende çok güzel olmuşsun, peri gibisin."
Utanıp kafamı eğdiğimde tekrar konuştu; “Tamam utanma. Hadi şalıda örtelim başına,” diyerek kolumdan çekiştirip pufa doğru götürüp oturttu.
Odada bulunan şifonyere doğru ilerleyip çekmeceyi açtı. Geri geldiğinde elinde beyaz hafif işlemeli bir örtü vardı. Saçlarımı belime alarak beyaz örtüyü saçlarımın üzerine konumlandırdı. Masadan aldığı şiş tokalarla tuturduktan sonra aynadan yansımama baktı.
“İşte oldu, hadi gidelim birileri delirmeden.”
Zühre hanım benden önce ilerleyip kapıyı çıkmam için açtı.Hava kararmış gündüz yerini gece ye bırakmıştı bile.
“Hadi canım geç şöyle.”
Odadan çıkıp arkamdan kapıyı kapatı. Derin bir nefes alıp peşinden ilerlemeye başladım. İçimi esir alan telaşı ve korkuyu gideremiyordum. Dayım ne yapmıştı acaba? Bir yolunu bulabilmişmiydi hiç bir fikrim yoktu.
Merdivenleri Zühre hanımla birlikte çıkmış, nereye geldiğimizi bilmediğim bir kapının önün de durmuştuk.
"Vera, Kan dökülmemesi için bunu yapmalısın, abin yemiş bir halt kaçırmış Gülbahar’ı. Töreleri de biliyorsun, başka yolu yok bunun." Gözlerime bakıp ellerimden tuttu.
"Hadi geçelim bizi bekliyorlar" diyerek önden yürümeye başladı.
Peşine takılarak ürkek adımlarla takip ettim Zühre hanımı. Geldiğimiz salonda gezindi bakışlarım. Ortada iki minder ve Kur'an-ı Kerim vardı. Poyraz imamın karşısındaki minderde oturmuştu. Sol tarafındaki boş minder ise benim yerimdi.
Bakışlarım Zühre hanıma kayınca gözleri ile işaret ederek gidip oturmamı bellirti. İmamın en arka tarafında ise bilmediğim iki kadın ve Poyrazın annesi vardı.
“Buyur kızım gel otur şöyle.” imamın seslenmesi ile bakışlarım Poyraz’a kaydı. Onun da bana baktığını gördüğüm an hemen gözlerimi üzerinden çekerek yürümeye başladım.
Poyrazın solundaki mindere dizlerimin üzerinde oturdum. Tanımadığım iki adamda gelip Poyraz’ın sağ tarafına oturunca, bakışlarımı ellerime çekip oynamaya başladım.
İmam birşeyler diyor ama ben ne duyuyor ne de dinliyordum. Benim içim cayır cayır yanıyor yaşadığım herşeyin bir kabus olmasını diliyordum.
“Kızım sana soruyorum, Poyraz Akyıldırımı kocalığa kabul eder misin?" demsi ile mavi gözlerim usulca kalkıp imamı buldu.
Derin bir nefes alarak başımı sadece olumlu anlamda sallamakla yetindim.
“Kızım bir cevap ver, ediyor musun?” Tekrar sorması ile burnumun direği sızladı, gözlerim yaşla dolduğunda başımı hemen tekrar önüme eydim.
“Konuşamaz o imam efendi.”
“Cevap vermesi gerekiyor, neden konuşamaz?"
“Dilsizdir,” Poyraz’ ın tam açıklık getirmesi ile imam bir kaç şey söyleyip sesizce mırıldanmıştı.
“Tekrar soruyorum o halde başını olumluca salamam yeterli"
“Poyraz Akyıldırımı kocalığa kabul eder misin?
Derin bir soluk ciğerlerime çekerek başımı olumlu anlamda salladım.
“Eder misin?” Başımı tekrar olumlu anlamda salladım.
“Eder misin?” Başımı tekrar olumlu sallayarak sol gözümden akan yaşa engel olamadım.
İmam aynı soruları poyraza da sorup olumlu cevaplar aldıktan sonra şahitlere sormuştu. Benim içim ise kor bir volkan gibi yanıyor, kalbim korkuyla kasılıyordu.
“Mehir olarak ne verirsin?"
“On tane tam altın veriyorum,” diye cevaplamıştı Poyraz.
‘Allah'ım yalvarırım sana bitsin artık yeter’ diyerek içimden dua etmeye başladım.
İmamın okuduğu dualar bir süre sürdükten sonra konuştu; “Vera Aşiroğlu Poyraz Akyıldırımın nikahlı karısıdır.”
Beynim de çınlayan karısı sözü bedenimin buz kesmesini sağlamıştı. Başka ne oldu ne konuşuldu bilmiyordum beynimde yankılanan söz susmuyor ruhsuz gibi durmamı sağlıyordu.
"Vera, iyimisin?” Omzuma dokunan el ile hemen yan kayarak ellerimle başımı korumaya başladım.
"Benim Vera,” Zühre hanımın sesini duyduğum an hemen kollarımı indirip bakışlarımı yüzüne sabitledim.
"Hadi odaya götüreyim seni.” dediğinde gözlerim odada gezindi.
Herkes ne zaman gitti bilmiyordum, etrafa kaçamak bakışlar atıktan sonra bakışlarımı tekrar Zühre hanıma çevirdim. Oturduğum yerden yavaşça doğrularak kalktım. Ardından Zühre hanımın peşine takıldım.
“Bak Vera,” diyerek konuşmaya başladı.“ Berfin sabaha kapıda olur. Sonuçta artık Poyraz’ın nikahlı karısısın.” derin bir nefes alarak tekrar devam etti cümlelerine; “Ne demek istediğimi anlıyorsun dimi?"
Evet, dediklerini çok iyi anlamıştım, ve öyle birşey hayatta yapmazdım. Nikahlı karısı olabilirim ama bu isteyerek olmamıştı. Zühre hanımı rahatlatmak için başımı sadece olumluca sallamakla yetindim.
“Yenge!" Duyduğumuz sesle ikimizde anında yerimizde durmuştuk.
“Sen odana git geç oldu,” diyerek yanımıza gelen Poyraz’a baktım.
“Ben karımı odamıza götürüm, her şey için çok sağol.” dedi.
“Peki madem, Vera sana emanet incitme onu.” dedi bakışlarını yüzüme çevirerek “İncitmem yenge.” diye cevapladı yengesini.
“İyi geceler o zaman size.” Zühre hanım gözlerime son kez ne yapacağını bilemeden baktı. Ardından arkasına dönüp gitti.
“Gidelim bakalım odamıza,” Poyraz bileğimden hafifçe tutarak arkasından çekiştirmeye başladı.
Nefes nefese korkuyla peşinden sürüklenerek odasının kapısına varmıştık. Poyraz kapıyı yavaş bir şekilde açtıktan sonra beni de peşinden çekiştirerek içeri koydu. Tutuğu bileğimi elleri arasından çekerek kurtardım. Ondan bir kaç adım atarak uzaklaştıktan sonra, Poyraz hemen kapıyı kapatarak kilidinide yavaş şekilde çevirdi. Anahtarı cebine koyduktan sonra bana döndü.
“Soyun bakalım,” derken üzerindeki ceketi tek hamlede çıkartarak odanın bir köşesine fırlattı.
Başımı anında olumsuz anlamda sallayarak geri geri gitmeye başladım.
“Zorluk çıkartma, fazla uzun sürmeyecek. Çarşaf için bunu yapmak zorundayız.”
İçimde gittikçe boy saran korku ile gözlerine kararlılık ile baktım. Tekrar başımı olumsuz anlamda salladım.
“Senin yüzünden adıma leke getirmekle uğraşmayacağım Vera Akyıldırım!”
Üzerindeki gömleğide hızla soyup odanın bir köşesine fırlattı.
“Sen mi soyunursun? Ben mi soyayım?”