SARP Duştan yeni çıkmıştım. Günüm, sabahın erken saatlerinden itibaren Demir’in taburcu işlemleriyle geçmişti. Yorucuydu, evet. Ama iyi bir yorgunluktu bu. Eve döndüğümde içimde huzura benzeyen tuhaf bir duygu vardı. Bu ev, gürültülü bir geçmişin ardından sessiz ama sıcak bir liman gibiydi artık. Ve bu limanın tam ortasında oğlumun gözleri, gülüşü, sesi vardı. Havluyla belimi sardığım gibi odama geçtim. Demir’in odasına açılan kapıdan bir loşluk süzülüyordu. Işık sızmasın diye kapatacaktım ki içeriden bir hışırtı geldi. Kapıyı biraz araladım ve gördüğüm manzara karşısında birkaç saniye nefes almayı unuttum. Hilal. Sallanan sandalyede, gözleri yarı kapalı, Demir’i göğsüne yaslamış haldeydi. O kadar doğal, o kadar... ait görünüyordu ki. Bir yabancının, hem de bu kadar içine kapanık bir ka

