Narcissa
Başıma gelenleri aklım bir türlü kabullenemiyordu. Daha doğrusu kabul etmek istemiyordu. Safkan ile karşılaştığım lanet günden bu yana sadece iki gün geçmişti ve hayatım resmen bok çukura dönmüştü. Artık ne yapacağımı bile bilmiyordum. Dawson'ın gidişi ile kafamdaki düşüncelerle bir saniye önce varlığının bulunduğu boşluğa bakmaya başladım. Karnımdan gelen guruldama seslerini tekrar duyarken, sıkkınca soluk verdim.
Düzenli beslenmeye alışmış midem yemek için kıvranırken, ben mideme de hayatımı mahveden safkana da küfürler ediyordum. Lanet piç kurusu! Safkan demişken o beyinsiz beni burada, öylece bırakmıştı. Gerçekten de onu dinleyip uslu bir kız olup bekleyeceğimi falan mı sanıyordu? Eğer durum buysa, feci şekilde yanılıyordu.
Bana miniğim dese de ben minik bir kız çocuğu değildim. Aksine oldukça saldırgan ve bir o kadar ölümcül bir avcıydım. Gerçi, şu an avcı sayılmazdım. Yani ölüm emrinden sonra... Beni aralarına alacak bir avcı ailem yoktu.
Kafamı bununla bulandırmam gerektiğinden kaçış için düşünmeye başladım. Acaba araba ile ev arasında ne kadar mesafe vardı? Her şey öyle hızlı gerçekleşmişti ki, gözlerimi açıp kapatma sürem de bu lanet eve gelmiştik. Bildiğim tek şey ormanın içinde bulunuyor olmamızdı.
Peki, dışarıda başıma ne gelebilirdi? Ormanda yaşayabilirdim, sanırım. Yani onca eğitimden sonra, gerçi guruldayan midem hala sinirlerimi bozuyordu ama önemli değildi. Önemli olan buradan bir an evvel gitmekti. Bu düşüncemle hızlı adımlarla dış kapının önüne gelip kapıyı sonuna kadar açtım.
Temiz havayı içime çektikten sonra adım atmak istedim, ama bir sorun vardı. İstiyordum, ama yapamıyordum. Yine ne oluyordu? Aklıma vampirin kalbine bir türlü sokmayı beceremediğim bıçak geldi ve şimdi de bir türlü dışarıya adım atamıyordum. Tüm bedenimi adım atmak için adeta zorluyordum. Kaslarım acımaya başlamıştı. Nefesim sıklaşırken kendimi zorlamayı bıraktım.
Tanrım! Neler oluyordu? Elim boynumdaki ısırığa gittiğinde aklıma birkaç teori geldi. Ama hepsi de bir diğerinden daha kötüydü. Beyinsiz vampire bağlı olabilir miydim? Peki ya onun kölesi olabilir miydim? Tek bir ısırık hayatımı daha ne kadar mahvedebilirdi? Ben avcı değil miydim? Bir vampir beni köle yapamazdı. Ama bir dakika! Ben avcı kanı taşımıyordum. Öfkem bedenimi ele geçirirken atamadığım lanet adım yüzünden sinirle kapıyı çarparak kapattım.
Sinirle koridorda biri ileri bir geri volta atarken ne yapacağımı bilmiyordum. Bu lanet eve tıkılıp kalmıştım. Kendimi kontrol altına alıp sakinleşmek için evi gezmeye karar verdim. Bu şekilde öfke ile vampiri geldiği ilk saniye boğmaya kalkardım ve o boğazlamanın sonunda sonumun yatakta bitmesini gerçekten istemiyordum. Safkan beni öldürmeyeceğini açık açık dile getirirken, yatağa atma olasılığının ne kadar yüksek olduğunu göstermişti.
Girişteki odalara kısa bir göz attıktan sonra gördüğüm kütüphane beni şaşırttı. Vampirler kitap okur muydu? Bize verdikleri hiç bir eğitimde bu tür şeylerden bahsedildiğini duymadım. Daha çok onları nasıl etkisiz hale getirip öldürürüz üzerine çalışırdık. Kitaplara bakmayı sürdürürken oda olarak burayı seçebilirim diye düşündüm ve sonrasından merdivenlerden üst kata çıktım.
Kapısı kapalı odaları dolaşırken bir anda aklımda çok aptalca bir soru belirdi. Acaba bu yaratık buraya kaç tane kız kapatmıştı? Bir dakika bundan bana neydi? Kendi hapis hayatıma odaklanmam gerekiyordu. Kafamı dağıtmak için başka bir durum değerlendirmesi yaptım. Buradan dışarı adım atamıyordum. O yüzden evden gitmem imkansızdı. O pisliği öldürmeyi de beceremiyordum. Ama diğer yandan onun ne istediği belliydi, kan bankası. Bende onun kan bankası olacak istek var mıydı? Tabi ki HAYIR! Attığım çığlığın ardından biraz daha iyiydim. Akıl sağlımın pamuk ipliğine bağlı olduğunu düşünürsek gerçekten iyi miydim?
Koridorda gördüğüm merdivene den geldiğimde bir kat daha yukarı çıktım. Şu ana kadar gördüğüm tüm odalar oldukça düzenliydi. Bu oda ise oldukça garipti. Yani bana en yakın erkek örneği bücürüm Nestor'du ve onun dağınıklığını sürekli ben toplamak zorunda kalırdım. Bir vampirin ise ev işlerini yapacağını düşünemiyordum. Bu kattaki hafif aralık kapıdan içeri girdiğimde gördüğüm manzara ile güldüm. Bingo! Dawson'ın odası burasıydı ve evet dağınıktı. Buda diğer odaların düzenini açıklardı, safkan o odalara uğramıyordu. Ama nasıl bir takıntısı vardı da bu kadar çok odalı büyük bir evde kalıyordu.
Dış kapının sesini duyduğum da merdivenlere yönelip aşağı inmeye başladım. Açlıktan başım dönmeye başlamıştı. Açlığın dışında birde tüm gece benim kanımla beslenmesi yüzünden halsizlikte hissetmeye başlamıştım. O yüzden şimdilik uslu bir kız gibi getirdiği yemekleri yiyecek ve güç toplayacaktım. Safkanı belki öldüremiyor ve ondan kaçamıyor olabilirdim. Ama bu yine de ona bir şekilde zarar veremeyeceğim anlamına gelmiyordu. Bıçağı kalbine sokamıyor olsam da bu başka uzuvlarına delik açamayacağım anlamına gelmiyordu.
~~Dawson~~
Rio ile yaptığım konuşma sonrası aklıma cici kuzenim geldi. Mia'ı şu anda görmek isterdim. Bir safkan olarak bayılmayı becermiş bile olabilirdi. Ondaki bu tatlılık ile dalga geçsem de hoşuma gidiyordu. Evet, ailemden nefret ediyordum ama Mia'ı sevdiğim konusunda emindim. Onu sinir etmek ise kesinlikle zevkliydi, tıpkı Rio gibi.
Elimdeki poşetlerle ormana girdikten saniyeler sonra evin önüne geldim. Yaramaz miniğin kaçma girişiminde bulunup bulunmadığını anlamak için duyularımı harekete geçirdim. En yoğun kokusu evden geldiğine göre kız dışarı çıkmamıştı, işte bu güzeldi. Kapıyı açarken burnuma dolan yoğun kokusu beni yine baştan çıkarıyordu. Üstelik onu almaya hazır olmam bundan sadece bir saat önceydi. Elbette avcılar her şeyi bozana kadar... Diğer yandan kızın bitkinliğini yüzünde gördüğümde beslenme işini askıya alarak poşetleri masaya bıraktım.
"Al bakalım minik. Bu kadar yiyecek her halde guruldayan karnına iyi gelir."
"Bana minik deme yaşlı safkan."
"Yaşlı mı? O dediğin kişi benim babam oluyor miniğim. Bana daha iyi bir lakap bul."
"Piç kurusu sana uyar mı?"
"Senin ağzını bir ara terbiye edelim miniğim. Hadi beslenmene bak çabuk toparlan biliyorsun ki işimiz var. "
"Ne işi?"
"Seni yatağımda yemek gibi bir iş anladın"
"Rüyanda görürsün!"
"Rüyamda değil bebeğim birazdan göreceğim. Yemek öncesi seni yememi istemiyorsan kendi midene odaklan."
Avcı bir şey demek istese de onu dinlemeden yukarıya çıktım. Kızın evinde omzuma batırdığı bıçak yüzünden kanlı ve yırtık tişörtümü yere fırlatıp duşa girdim. Yaptığım banyo sonrasında da odaya geçip altıma sadece iç çamaşır ve pijama altı giydim. Avcı kızın midesinden sonra birde kıyafet derdimiz olacaktı. Gerçi evde çıplak gezse daha mı iyi olurdu? Ona istediğim an, her yerde sahip olabilirdim. Ama elbette kızın bu kadarını kabul edeceğini hiç sanmıyordum. Beslenmek için bile onu terbiye etmem gerekiyordu. Ama elbet alışacaktı, ondan sıkılana kadar avcıyı bırakmak gibi bir niyetim yoktu.
Mutfağa indiğimde, sırtımı kapıya dayayıp kızı seyretmeye başladım. Gerçekten çok aç olmalıydı, hazırladığı yemeği neredeyse nefes almadan yiyordu. Yanına doğru ilerleyip dolaptan kendime bira alıp yanına oturdum. Onun yüzü yediği besinle canlanırken ben onun kalp atışını dinliyor ve biramdan yudumlar alıyordum. Alkol etkili olmasa da boğazımda bıraktığı hafif acıyı seviyordum. Yemeğin sonuna geldiğini gördüğümde de konuştum.
"Uslu durmaya karar vermeye şaşırdım, minik."
"Sana bana minik deme dedim. Ayrıca sözünü dinlediğim falan yok, evden çıkabilsem kaçardım ama çıkamadım."
"Ne demek çıkamadın? Kapıyı kilitlediğimi hatırlamıyorum."
Narcissa ağzını açıp bir şey diyecekken vazgeçmiş gibi sustu. Bu işin altında kesinlikle başka bir şey olmalıydı. Bıçaklarla üstüme atlamadığına göre yüzde yüz henüz bilmediğim bir dolaplar dönüyordu. Onu konuşturmak için sıkıştırmak zevkli olabilirdi ama canım şimdilik konuşmak istemiyordu. Onun tadını çıkarmak istiyordu.
"Karnın doydu mu minik?"
"Doydum ama benden uzak dur, piş kurusu"
Onunla bu şekilde atışmak komikti. Kız avcı olsa da yapacağı şeyler oldukça sınırlıydı bunu anlamasını sağlamam gerekiyordu. Bu yüzden sorumu es geçerek kızı kucakladığım gibi en üst kattaki odama götürüp yatağa yatırdım. Bedeni, bedenimle kaplanırken bileklerini kavrayıp başının iki yanına sabitledim.
"Kalk üstümden istemiyorum seni."
Konuşurken çırpınmaya devam ediyordu. Ben ise her çırpınışın da hareketini biraz daha engelliyordum. Pes etmiyor oluşu bana direnmesi hoştu.
"Sen istemiyor olabilirsin ama ben istiyorum. Kan bankası olarak görevin bu."
"Son kez söylüyorum ben kan bankası değilim. Senin istediklerini yapmak zorunda da değilim. Bir yolunu bulduğum anda seni yok edeceğim."
"Ölüm tehdidi üstelik hareket etme alanın böylesine azken. Sanırım cesaretini tebrik etmeliyim ama elbette edecek kadar kibar değilim. Diğer yandan dayanmaya çalışman boşuna güzelim. Yeniden adımı inlemelerin ile süsleyecek olmana sadece bir diş izi kadar uzaktasın."
"Of! Lanet olsun. Keşke, keşke kalbine o bıçağı sokup, kalbini sökebilseydim."
"Ama bıçağı elinden aldım üstelik kolayca."
"Ondan bahsetmiyorum beyinsiz sen uyurken de denedim ama lanet bıçak kalbine bir türlü girmedi."
İşte bu ilginçti. Bedenime bıçak değse hissederdim. Ama hissetmemiştim, dahası minik denediyse mutlaka başarılı olacak yetenekte bir avcıydı. Onu avlanırken görmüştüm.
"Ben yokken dışarı çıkmaya çalıştın ama çıkamadın nedenini açıkla."
Narcissa'nın gözlerine baktıktan sonra dudaklarına odaklandım. Dudaklarını birbirine bastırmış konuşmak istemiyor gibiydi. Bileklerini başının üstünde birleştirip tek elimle tuttuğum da, boşta kalan elimle çenesini kavradım.
"Konuş minik hadi?"
Başını iki yana sallarken, çenesi biraz daha sertçe sıktım. Resmen bakışlarımla konuşmasını emrediyor şekilde bakıyordum. Buda tepki olarak da kızın çözülmesi oldukça kısa sürdü.
"Dışarı adım dahi atamadım. O lanet ısırığın sadece kanımı almanı sağlamadı, sanırım ortada garip bir durum var. Beni etki altına mı aldın?"
"Hayır, seni etki altına falan almadım. Sadece beslendim ve tadını çıkardım."
"Öyleyse bana olan bu saçmalığın adı ne?"
"Bilmiyorum ama her neyse hoşlandım. Kokun beni etkilerken daha fazla konuşmak istemiyorum."
"Dur!"
İkazını görmezden gelerek önce güzel dudaklarını öpmeye başladım. Cinsel isteğimin kan arzumun önüme geçmesi ciddi anlamda tuhaf geliyordu ama durum tam olarak buydu. Çok öpüşen biride değildim ama onu öpmek istiyordum. Dudaklarını, tenini, bedeninde dudaklarımın değmediği nokta kalmasın istiyordum.
Avcı kız ise öpücüğe direnmeye çalışıp çırpınmaya devam ediyordu. Dizini bacağıma vururken güçlü olduğunu bir kez daha fark etmemi sağladı. Teslim olmuyordu, direniyordu. Kaybedeceğini bilse bile direnmeye devam ediyordu. Alt dudağını dişlerimin arasına alıp hafifçe ısırdım. Dudakları acıdan açılırken dilimi ağzına sokup tadını çıkardım. Dilime dişini geçirmesi canımı yakarken kendimi geri çekip güldüm.
"Vahşisin güzelim, hoşuma gitti."
"Pisliğin tekisin."
"İltifatlarını sevmeye başladım, devam et. Beni daha fazla kışkırt. Bedeninde benden daha fazla izler taşımak istiyorsan tabi ki devam etmenin mahsuru yok."
"Sen! Elimden gelse bana dokunan ellerini keserim."
Bu kez ona cevap vermeden yeniden dudağını öpmeye başladım. Çenesine doğru ilerlediğimde dişlerim sivrileşmeye başladığından boynuna doğru kısa bir yol izledim. Atan nabzı adeta beni çağırırken dişlerimi sertçe boynuna geçirdim. Attığı çığlık memnun edici olurken arkasından duyduğum inleme sesi ile ellerim bedeninde gezinmeye başladım. Her saniye kanı boğazımdan aşağı akarken avcının vücut ısısı da giderek artıyordu. Ellerini çıplak gövdem de hissederken bende onun çıplak tenine dokunmak istedim. Bu arzu ile kızın tişörtünü parçalara ayırıp, göğüslerini örten sutyenin içine ellerimi sokup sıkmaya başladım.
Kulağıma dolan inilti giderek artarken dişlerimi boynundan çekerek kızın üzerinde ne varsa parçalara ayırdım. Tamamen çıplak kaldığında üzerimdekilerden kurtulup dudaklarına kapandım. Kanı ile dudaklarının tadı birbirine karışırken beni mest ediyordu. Öpücüklerim göğüslerine doğru inerken göbeğine öpücükler kondurarak devam ettim. Çıkardığı sesler hoşuma giderken çığlık duymak istediğim her an bedeninin çeşitli yerlerine dişlerimi geçirip kanını emdim.
Elim bacaklarının arasına indiğinde elime bulaşan ıslaklık benim için hazır olduğunu gösteriyordu ve bu kez beklemeyecektim. Aslında yeniden özünün tadına bakmak istesem de derinliklerinin verdiği his daha ağır bastığında kendimi içine doğru ittim.
Adımı haykırarak inlemeye başladığında hızlanmaya başladım. Boynuna dişlerimi geçirip kanını yavaşça içime çekerken hareketlerim daha da hızlanmış, kan içmem ile büyük bir tezatlık oluşturmuştu. Birkaç kez tatmin olan kızın kokusu farklılaşsa da etkisi hiçbir şekilde değişmedi. Hala beni mest ediyordu. Kanını bir yerde emmeyi bırakmam gerektiği için kendimi derinliklerine bıraktığımda dişlerimi bedeninden ayırıp doğruldum.
Narcissa bu kez kendinden geçmemişti. Tatmin duygusunun bedeninde yarattığı etki yüzünden, ifadesi şaşkındı. Kanında afrodizyağın etkisi tam olarak kaybolmadığı için sakinliğini korurken kendimi yatağın diğer tarafına attım. Yorgun değildim ama kızın yorgun olduğu aldığı sık nefeslerden belli oluyordu. Bir kaç dakikanın ardından omzuma atılan yumrukla başımı ona çevirdim.
"Hayvan herif."
"Ben de ne zaman kendine geleceğini merak ediyordum."
"Adi, şerefsiz, piç kurusu..."
"Yine ağzını bozmaya başladın."
Çarşafları çekiştirerek bedenini örtmeye çalışırken, hafifçe kıpırdanarak ona yardımcı oldum.
"Bir gün seni gerçekten öldüreceğim."
"Denediğini görmek isterim bebeğim. Diğer yandan yine manzaramı kapatıyorsun ama şimdilik önemli değil. Banyoyu kullanabilirsin."
Narcissa bedenine sardığı çarşafla ayağı kalkarken hafifçe yalpaladı. Sonrasında da bakışları paramparça edilmiş kıyafetlerinde takılı kaldı.
"Adi herif kıyafetlerimi yırttın ben şimdi ne giyeceğim?"
"Ben senin için o işi dışarı çıkınca halledeceğim. Şimdilik benim tişörtlerle falan idare et. Aslında birlikte mi banyo yapsak?"
"Defol git doyumsuz pislik. Etkin yüzünden sana karşı koyamıyor olsam da, daha fazlasına asla sahip olamayacaksın."
"Biraz daha konuşursan seni dizime yatırıp poponu kızartmaya başlayacağım haberin olsun. Sonra canım seni yeniden isterse bana laf edemezsin."
-Of! Tamam, hadi git yıkan. En azından tek başıma banyo yapmak istiyorum."
"Tamam, ben alt kata iniyorum, oradaki banyoda işimi görürüm. Zaten sonra da gidiyorum sana evde iyi eğlenceler."
Hızla aşağı inip kısa bir banyodan sonra giyinmek için yukarı çıktığımda tişörtümü giymiş avcı ile karşılaştım. Kız kendi iyiliği için fazla seksiydi, elimde kalma olasılığı olduğundan giyinip hızlıca evden ayrıldım. Şimdilik farklı bir eğlence arayışım vardı. Bu gecelik köle vampirleri es geçerek avcıları avlayacaktım. Sabahki avcılardan bu sayede intikamımı alabilirdim.
Rio
Kral Lysandre'dan emir aldığımdan beri işlerim bir türlü bitmiyordu. O günden beri çömezler ile daha uzun süreli zaman geçirdim. Her birini itaatkar askerlere dönüştürmek gibi bir zorunluluğum olduğu için yerimi korumak adına oldukça sıkı çalışıyordum. Diğer yandan prensesi aklıma getirmemekte başka bir uğraştığım konuydu. Onunla tanıştığım günden bu yana hep kısa süreli vakitlerde görüşmüştük. Şimdi ise Kral'ın emri ile balo günü çift olacaktık.
Mia'nın farklılığı sadece sürekli kan içmesi ya da zayıf olması değildi, onda bundan çok daha fazlası vardı. Güzelliğinin yanında farklı kokusu... Bu koku kan arzusu gibi etkilemiyordu çok farklı bir etkisi vardı. Eğer bir süre yanında kalırsam onu arzulamama sebep olacak kadar güçlüydü. Ama ona dokunmak ölümüm olurdu. Sırf bu nedenle onu düşünmeden işime konsantre olmak için uğraşırken aklıma ufak bir detay geldi. 'Ravenous Malikanesi'.
Davet krallık yerine orada olacaktı. Bu da benim işimi zorlaştırmak dışında hiçbir işe yaramıyordu. Eğer davet burada verilse her şeyi kısa sürede hazırlardım ama şimdi tüm soyluların güvenliği benim sorumluluğumda olduğu için her detayı düşünmeliydim. Oraya gidecek askerleri, konumlarını, değişim zamanlarını... Çömezleri Taio'a bırakıp odama geçtim. Malikanenin çevresi ve içerisi hakkında detaylı planları elime aldığımda birkaç saatimi konum belirleme işine ayırdım. Malikaneye büyük ihtimalle avcı saldırısı olmazdı, onların bilinen bölgelerinin dışında buluyordu. Asıl büyük tehlike Wesker ve adamlarıydı.
Wesker, vampir dünyasında oldukça ün yapmış kötü kuzenin ta kendisiydi. Mia ve Dawson'ın kuzeni... Başımızda bulunan kral ve konseyinin düşüncelerinin aksine onun gözünü tamamen kan ve güç bürümüştü. Başlarda kral olma gibi bir hevesi vardı. Dawson'ın isteksizliği buna eklenince bir şansı olacağını düşünmüştü. Ama Kral Lysandre'ın isteği ve kardeşi Leandro'nun yani Wesker'ın babasının bu isteğe karşı çıkması yüzünden kendi ailesine düşman oldu.
Bunun altındaki başka bir nedende insanları köleleştirme arzusuydu. Bunun içinde saraydan çıkmıştı. En başta önem verilmeyen bu durum şu an başımıza gerçek bir bela açıyordu. Yeni safkanlar doğmadığı için dönüşüm geçiren vampirler önem kazanmıştı ve Wesker dönüştürdüğü her vampiri kölesi olarak kullanıyordu. Aslında bundan fazla onları birer bomba gibi kullanıyordu. Girdikleri her ortamı tarumar edecek patlayıcılar gibi... Benim yaptığım da bundan pek farklı sayılmazdı ama ben koruma ve kollama becerilerinin de üzerinde çalışıyordum. Diğer türlüsü içi boş ölüm makinesi oluyordu ve Wesker işte adamlarını tam olarak bu şekilde yetiştiriyordu.
Tüm planlarımın üzerinden bir kaç kez daha geçtikten sonra eğitim alanına geri döndüm. Taio, güvenimi kazanan tek askerimdi. Onun dışında insanların babana bile güvenme lafını yaşayarak öğrenmiş biri olduğumdan hiç kimseye güvenmezdim. Güvendiğim biri olarak sadece Dawson vardı. Tabi bu güven genelde çıkarlarımız uygun olduğu sürede mümkündü.
Prens aklıma geldiğinde tüm bu komutanlık görevim dışında aldığım iki özel görevde ne yapacağımı düşünmeye başladım. İlk özel görevim Dawson'ı ne olursa olsun davete getirmekti. Konu o olunca bu görevin ne kadar zor olduğunu kral da en az benim kadar iyi biliyordu. Ama neyse ki en azından benim için gelecekti. Hoş yine de bu konuda tedirgin olmuyor değildim. Ona canımı emanet edecek kadar güveniyor olabilirdim ama iş kral olma yolundaki durumlar olunca yan çizmesi muhtemel biriydi. Taio'nun her şeyi yoluna soktuğundan emin olup krallığın dışına çıktım.
Vampirlerle dolu bir ortamda gizli konuşmak elbette imkansızdı. Dawson ile yaptığım konuşma istediğim gibi geçse de tam tahmin ettiğim gibi daveti unutmuştu ve bu gerçekten sinir bozucuydu. Şimdi ise özel görevin diğer kısmı vardı, Mia. Daha önce davete hiç davetli adı altında katılmadığım için giyeceğim kıyafetin bile ne olması gerektiğini bilmiyordum. Sıradan bir takım elbise oradaki safkanların yanında kötü bir görüntü olurdu, kötüden ziyade göze batardı.
Onlar gibi olup göze batmamak zorundaydım. Zaten Mia'ı koluma taktığım ilk anda tüm gözlerin üzerimde olacağı gerçekti. Tek dayanak noktam ise Dawson'dı eğer o bir delilik yapar ve daveti karıştırırsa dikkatler ben ve Mia'dan uzaklaşırdı. Mia'dan uzak durmak içinde bir planım vardı. Davetten önce beslenmek... Bu sayede onun kokusundan ve güzelliğinden etkilenmemeyi umuyordum. Planlar hazır olduğuna göre bedenimin açlığı şu an ilgilenmem gereken yegane konu oldu.
Paradise isimli bara girdiğimde ne istediğim açık ve net belli olduğu için hiç uğraşmadan gözüme bir sarışın kestirdim. Tek başına takılan güzelleri her zaman daha cazip bulduğum için kızın yanına yaklaştım. Kısa bir sohbetin ardından barın arka tarafına gözlerden biraz uzak bir bölgeye geçtiğimizde kızı duvara yapıştırdım. Gözlerine bir kaç saniye bakıp korkma emrini verdikten sonra boynuna dişlerimi geçirdim. Sonrası kadının zevk aldığı benim ise kan arzumu tatmin edişimle son buldu. Yine de Mia'ın etkisini yok saymak için daha fazlasına ihtiyacım vardı. Bu da bu gece fazla sayıda kadınla vakit geçireceğim anlamına geliyordu.
Mia
Kütüphaneden özenle seçtiğim kitabı tüm gece gözümü kırpmadan bitirmeyi başardığımda yüzümde tatlı bir gülümseme vardı. Karakterlerin başına gelen bir sürü felakete ve yanlış anlaşılmalara rağmen birlikte olmaları güzel bir sondu. Keşke benim hikayemin de mutlu sonu olsa diye düşünmeden edemiyordum. Ama bunun imkansız olduğunu biliyordum. Yine de mutlu olacağım bir konu vardı. Beş gün sonraki davette Rio benim eşim olacaktı, buna hala inanamıyordum.
Bu düşünce ile ayaklanıp şapşal hareketlerle dans ederken kapım çalındı. Kendimi toparladığımda gözüm saate takıldı, kan saati. Bana uzatılan bardağı tek dikişte bitirip yatağıma yerleştim. Güzel bir uyku çekmeliydim. Hayatımda ilk kez bir balo için heyecanlıydım ve güzel olmayı gerçekten çok istiyordum. Saatler süren uykum Rio ile ilgili gördüğüm rüyalarla taçlanırken kalbimin daha hızlı attığını hissediyordum. Rüyam balo gecesi ve Rio ile yaptığım dansla ilgiliydi. Gözlerden uzakta müziğin eşliğinde sadece o ve ben vardık. Dans müziğinin bitişi ile yüzümüz giderek birbirine yaklaşırken dudaklarımız birbirine dokunmak üzereydi ki gözlerimi açtım.
Bu yüzden neredeyse ağlayacaktım, gözlerimi isteyerek açmamıştım. Yardımcı kızlar odayı toparlamak için geldiklerinde çıkardıkları sesler yetmişti. Ben ise sırf rüyamda Rio'u öpemediğim için onları parçalamak istiyordum ki ben oldukça uysal biriydim.
Tekrar uyumamayı başaramayacağımı bildiğim için hızla kendimi banyoya attım. Uzun ve güzel bir duşun ardından bugünkü yapacaklarımı düşündüm. Elbette elbise seçmeliydim. Güzel, seksi ve baştan çıkarıcı... Rio'nun bana hayran olmasını istiyordum. Evet, belki onunla asla birlikte olamayacaktım ama ben güzel görünmek istediğim tek erkeğe güzel olmak istiyordum.
Çıplak bedenimden sular süzülürken bedenimi havluya sardım. Günlük kıyafetlerimi üzerime geçirdikten sonra ıslak saçlarımı topuz yattım. Yeni bir kan saatini atlattıktan sonra dolabımın önüne geçtim. Yıllardır davetlerde giydiğim onca elbiseden güzel bir tanesini seçmek istiyordum ama hiç biri beni yansıtmıyordu. Çünkü zaten hiç birini ben almamıştım, her birini annem özenle seçmişti. Krallıktan çıkamadığım için alışveriş işi de yatıyordu. Gözüm masamın üzerindeki laptopa takıldığında yapmam gerekeni buldum, internet alışverişi.
Tek başıma ekrana gömülüp istediğim şekilde bir elbiseyi ararken bir sonraki kan saatim gelmişti. O an bu işin tek başıma olmayacağına karar vererek yardımcı kızlardan en çok sohbet ettiğim kişiyi odama çağırdım. Joanna, bana diğer kızlardan biraz daha yakın davranan tek kişiydi. Bendeki bu heyecanı anlamadığının farkındaydım. Çünkü ben her zaman davet öncesi somurtan üzgün kızı oynardım şimdi ise bu şekil bir heyecan yaşıyordum. Aslında bunu içimde saklamalıydım ama şu an pekte kendimi kontrol edemiyordum. Yine de kıza tam olarak hiçbir açıklama yapma zorunluluğum olmadığı için tek kelime etmedim. O da sorgulamadı zaten. Bir saatin ardından ikimizde aynı resme odaklanırken ben kararımı vermiştim. Kırmızı elbisenin üzerimde harika duracağına emindim. Joanna odadan ayrıldığında bende bilgisayarı alıp annemin yanına gittim. Biraz asık suratla en azından bu kez davette istediğim bir kıyafeti giymek istediğimi söylerken annemin kabul ettiğinde neredeyse bilgisayarı düşürecektim. Ama neyse ki çabuk toparladım. Sakinliğimi koruyarak odaya gittikten sonra ufak çaplı bir mutluluk krizi eşliğinde dans etmeye başladım. Her şey istediğim gibi giderken belki partinin sonunda rüyamda alamadığım o öpücüğü Rio'dan çalardım.