"E, o zaman allahın izni, peygamberin kavliyle kızınız Elçin' i oğlumuz Aras' a istiyoruz."
"Verdik gitti."
Ne güzel. Bayram havası herkes mutlu, olmaması gereken herkes mutlu. Artık tek görevim evimin kadını olmak mı? Yoksa gözyaşlarıma hakim olmak mı? Bilemiyorum, tek istediğim uzun zamandır aklıma gelmese de tekrar annemin yanında olmak olurdu sanırım.
"Elçin kalk hadi içerden tatlıları getir."
"Hı?"
"Ahah pek de şakacıymış benim kızım."
Sahteliğe daha fazla katlanamayacağım için düşünceleri bir kenara savıp mutfağa dün yaptığım tatlıların yanına gittim. Zorla yaptırılan tatlıların. Benim haberim bile olmadan her şey halledilmiş meğerse. Benim yapmam gereken tek şey parmağıma bir yüzük takıp başımı önüme eğmekmiş. Ne yapacağımı düşünmek istemiyorum çünkü her defasında canım daha da acıyor. Buna katlanmak, bilmiyorum. İnsanlar midemi bulandırıyor, kafalarını koparıp gömmek istiyorum hepsi yok olsun istiyorum. Ama bunları yapmaktansa tatlıları bir tepsiye koyuyorum ve içeri götürüyorum. Gülümsememeye dikkat ediyorum, ölümcül bir hata olabilir. Tatlıları dağıtıyorum ama kimsenin yüzüne bakmıyorum. İçimdeki kadına ihanet ettiğimi hissediyorum ama geç kaldığımı fısıldıyor.
"Elçin kızım baban mühendis olduğunu söyledi çalışıyor musun?"
"Mühendis olarak çalışmıyorum Sevim Hanım."
"Elçin söylesene kızım mühendissin işte, arada kendince resim çiziyor da ondan bahsediyor Sevim Hanımcım."
"Kendimce, çizmiyorum ressam olarak çalışıyorum ve mühendisliği temelli olarak bırakmayı düşünüyorum."
"Her insan arada sıkılır mesleğinden Elçincim vazgeçersin merak etme."
"Gençler işte."
Tam anlamıyla hayatımın geri kalanı mahvoldu.