"Bu gece bu yatakta benimle kalmayacak mısın?"
Bazen hayat öyle bir oyun oynar ki karşısındakine, kim mağlup kim galip anlayamaz insan.
O anlardan birindeydim şimdi. Ne yapacağımı da bilmiyorum üstelik. Kafamda bir plan otutturmadan hareket ediyorum ve nasıl birine dönüştüğümü artık ben bile bilmiyorum.
"Sen," dedi yüzüyle yüzüm arasında bir karış bile mesafe kalmamışken. "İyi misin?" Sanırım o da inanamıyordu benim gibi bir kadının ona bunu sormuş olmasına.
Cilveli bir şekilde gülümsedim. "Kötü gibi duruyorum Barlas Karaman?"
"Uyu." dedi otoriter ve katı bir ses ile. "Ne dediğini bilmiyorsun."
"Ben mi ne dediğimi bilmiyorum yoksa sen mi benim ne demek istediğimi anlamamlıktan geliyorsun?" Yüzüne biraz daha yaklaştım, bir nefes uzaklıktaydık birbirimize ve her konuştuğumda nefesim yüzüne değiyordu. "Sen, beni arzuluyorsun Barlas Karaman. Hem de hayatım boyunca hiçbir kadını arzulamadığın kadar arzuluyorsun beni."
"Sen ne dediğini bilmiyorsun!" Sesi öfkeliydi. Öyle öfkeliydi ki bu öfkesi beni yutacak sandım.
"Peki tamam, kabul." dedim alaycı bir gülümseme belirdi dudağımda. "Ben ne dediğimi bilmiyorum. Ama madem öyle, sen neden hâlâ benim üzerimden kalkmadın Barlas Karaman?"
Öfkeli bir hırıltı döküldü dudaklarından ve derin bir nefes vererek hızla üzerimden kalktı. Dehşetle yüzüne baktım. Bu geceyi benimle birlikte geçireceğinden öylesine emindim ki bu yaptığını anlamlandıramamıştım; ondan her hamleyi bekliyordum ama asla bunu değil. Bu geceyi benimle birlikte geçireceğini sanmıştım, hatta sanmamıştım bundan fazlasıyla emindim, ama o benim düşüncelerimin tam tersini yaparak kalkmıştı üzerimden.
Kibirli bir insan olmamıştım ama şunu iyi biliyordum ki hiçbir erkeğin karşı koyamayacağı kadar güzel bir kadındım ben. Bunu, bir ortama girdiğimde üzerime çevrilen bakışlardan ve aldığım sayısız çıkma teklifinden bile anlayabiliyordum. O... O nasıl olur da beni reddederdi?
Hazmedemeyen bir biçimde baktım yüzüne. Bu artık benim için bir intikam planı olmaktan çıkmış, bir hırs meselesine dönüşmüştü. "Sen beni gerçekten bırakıyor musun?"
"Ne yapmamı bekliyordun?" Güldü alayla. Sonra bir anda eğilip yüzüme yaklaştı ve kulağıma tek bir cümle fısıldadı: "Neyin peşinde olduğunu biliyorum Rima Akalay. Ama sen, karşında kimin olduğunun, nasıl biriyle savaştığının henüz farkında değilsin. Sana bir tavsiye, benimle sakın bu savaşa girme. Kaybeden sen olursun."
Başka bir şey söylemedi, söylememe de izin vermedi, arkasını dönüp hızlı yürümeye başladı kapıya doğru. Kapıdan serçe çıkıp çıktığı gibi kapattı kapıyı. Kapının çarpma sesi kulağımda yankılanırken ne olduğuna inanamıyormuş gibi bakıyordum karşıya.
Hiddetle ayağa kalktım ve hemen yanımda duran komodine elimin tersiyle sert bir darbe geçirdim. "Nasıl?" diye bağırdım kendi kendime. "Bu nasıl olur, beni nasıl reddeder? Kimsin sen?" Ellerimi öfkeyle saçlarımdan geçirdim. "Kimsin sen Barlas Karaman?"
İnanamayan gözlerle kapıya baktığımda kulağımda hâlâ onun sesi ve kapıyı çarpıp çıkmadan önce bana söylediği o sözler yankılanıyordu: 'Neyin peşinde olduğunu biliyorum Rima Akalay. Ama sen, karşında kimin olduğunun, nasıl biriyle savaştığının henüz farkında değilsin. Sana bir tavsiye, benimle sakın bu savaşa girme. Kaybeden sen olursun.'
Ellerimi bir kez daha saçlarımdan geçirip odanın içinde volta atmaya başladım. "Ne demek istiyor? Bu sözlerle..." Ayağıma tekrar bir sızı girdiğinde acıyla inleyip kendimi yatağa bıraktım. Az önce öfkenin verdiği adrenalinle ayağa kalkarken acımı hissetmemiştim ama şimdi ayağım sızlıyordu sanki. "Zararsın Barlas Karaman, sadece zararsın. Aklıma, fikrime, kalbime, ruhuma.... Zehir kadar tehlikeli bir zararsın sen."
Gözlerimi kapattım. Düşünmek istemiyordum artık. Aynı savaşta aynı anda o kadar fazla cepheyle mücadele ediyordum ki artık dayanamıyordum. Kimdim ben? Bütün bunlar yaşanmadan önce kimdim ben? Nasıl biriydim?
Güçlüydüm. Tek başıma herkesi karşıma alıp hepsini tek teke yenecek kadar güçlüydüm ama şimdi... Şimdi Alper yoktu ve Alper'in gidişi bir kanadımı kırmış gibiydi. Güçsüz değildim, tek kanadımla bile olsa savaşırdım; bırakmazdım bu savaşı ama... Ama bir şey eksikti içimde ve ben o şeyi kapatamıyordum.
Bu his hem her an geçecek hem de hiçbir an geçmeyecek gibiydi, içten içe bir zehirdi ve beni öldürüyordu.
"Hepsi senin yüzünden Barlas Karaman. Hepsi senin yüzünden. Alper'i sen öldürdün, beni bu duruma sen düşürdün. Yemin ederim, sahip olduğum her şeyin üzerine yemin ederim; sana bunu ödeteceğim Barlas Karaman. Sana bunu..." Gözlerimi kapattım. "Ödeteceğim..."
Uyumaya çalışıyordum ama aklımda yüzlerce düşünce kol gezerken bunu yapmaya çalışmak öylesine zordu ki bir savaşta düşmanla boğuşuyormuş gibi hissediyordum kendimi ve yaşadığım durum bir nevi öyledi, düşmanla boğuşuyormuş gibi... Barlas Karaman, benim düşmanımdı ve ben bu gece onun kokusuyla uyumaya çalışıyordum.
Çünkü kokusu odaya yayılmıştı, içime çektiğim her nefeste onun kokusu vardı ve ben bu hisle mücadele edemiyordum. Başımı çevirdiğim her yerden karşıma o çıkacak gibiydi. Kendime itiraf edemiyordum belki ama bu korkunç bir histi.
Dakikalar geçti, belki de saatler. Zaman kavramını yitirmiştim. Bir süre sonra kokusunu duyumsamamaya başladım. Ama güzeldi, çok güzel erkeksi bir kokusu vardı. Ve ona alışıyor olmak...
...
Gözlerimi araladığımda sabah olmuştu. Güneş, perdelerden içeri süzülüyordu. Gözlerimi ovup ayağa kalktım ve bir an afallayarak odanın içine baktım. Nerede olduğumu, yerimi yadırgıyordum. Ama sonra saniyeler sürmedi ki her şey birer birer doldu aklıma. Yaşananlar ve ne için burada olduğum...
Yataktan kalktım, odayı turlamaya başlarken bir kapı gördüm ve hızla açtım. Banyoydu burası. Sanki çölde su bulmuş gibi bir ifadeyle baktım banyoya. Kapıyı kilitleyip hızla üstümdekileri soydum ve kendimi suyun altına bıraktım. Hızlı bir duştan sonra kendimi arınmış hissedip bulduğum havluyla kendimi kuruladım. Ardından yine yeni olduğu belli olan kırmızı bornozu üstüme geçirip kemerini bağladım ve kapının kilidini açıp banyodan çıktım.
Çıkar çıkmaz odanın içinde bir hareketlilik fark ettim ve başımı çevirdiğim an karşımda bir kadın gördüm. Dehşetle gözlerim açılırken üstümde bornoz olduğunu hatırlayıp derin bir nefes verdim ve ona ters ters baktım. "Odama ne cürretle izinsiz girdin?" dedim öfkeli bir tonda.
"Haklısınız Aleda Hanım, ben size haber vermek için gelmiştim aslında buraya."
Kaşlarım çatıldı. "Ne haberi?"
"Bunlar," dedi yataktaki kıyafet yığınını göstererek. "Sizin."
"Ne?!" İnanamayan gözle yataktaki kıyafetlere bakıp hızla yanlarına gittiğimde daha etiketlerinin bile üstünde durduğumu fark ettim. "Ne ara?" dedim mırıldanarak.
"Barlas Bey bunları sizin için getirtti."
"Her taşın altından da o çıkıyor." diye homurdandım öfkeyle.
"Anlamadım, bir şey mi dediniz?"
"Yok, bir şey." Başımı salladım olumsuz anlamda. "Tamam, sen çıkabilirsin. Teşekkür ederim."
"Ah, az kalsın unutuyordum," dedi kapıya doğru ilerlerken son anda durmuştu. "Barlas Bey sizi kahvaltıya bekliyor. Lütfen hızlı hazırlanın, kendileri bekletilmeyi hiç sevmez."
Çenemi sıktım. "Niye, kendisi kraliyet üyesi mi?"
Kadın ne dediğimi anlamamış bir şekilde yüzüme boş boş bakarken "On beş dakika içinde aşağıda olmanızı söyledi," dedi ve başka bir şey söylemeden benim de sormamı istemeden hızlı adımlarla odadan çıktı.
"On beş dakika içinde aşağıda olmamı istemişmiş!" Öfkeyle yatağa attım kendimi. Bir yandan da kıyafetlere bakıyordum. İçlerinden ne giysem diye kıyafetleri kurcalarken elime bir sütyen çarptı. Kaşlarımı çatarak sütyenin etiketine baktım. Ve o an gözlerim dehşetle açıldı. Bu... Bu tam benim bedenimdi!
"Bu adam benim göğüs bedenimi nereden biliyor ya?!" Çenemi sıktım bir kez daha. "Ruh hastası herif." diye homurdanıp üstümdeki bornozu soyup kıyafetleri giymeye başladım.
Beni dünkü reddedişini daha unutmamıştım.
İlk defa bir erkek beni reddediyordu ve bu reddedilişi hazmettiğim de söylenemezdi.
Bir başka hazmedemediğim kısım, bu teklifi ona düşünmeden yapmış olmamdı. Düşünmeden hareket etmiştim ve bu çok canımı sıkıyordu. Reddetmesi bir yana, ben nasıl bir anda bu kadar ileri gidecek kadar bir hata yapmıştım?
"Bir daha olmayacak." dedim net bir sesle. "Aynı hatayı bir daha asla yapmayacağım."
Buna kendimi inandırmıştım. Aklımda hâlâ net bir plan otutturamamış olsam da onu kendime bağlama fikrini benimsemiştim. Bir anda değil, yavaş yavaş hayatına sızacaktım. Onu kendime bağlayacaktım. Onu kendime öyle bir bağlayacaktım ki benden bir daha asla kopamayacaktı.
Ne yaşanırsa yaşansın, o intikam senden alınacak Barlas Karaman.
Aklımdaki düşünce ihtilâlini derin bir nefes alarak sonlandırmaya çalıştım.
Üstümdekilerden emin olduğumda boy aynasında son kez kendime baktım. Kot bir elbise ve beyaz spor ayakkabı giyinmiştim; hâlâ ıslak duran saçlarımı sıkınbir at kuyruğuyla bağlamıştım. Güzel görünüyordum ama yüzüm solgundu. Eh, onca yaşananlardan sonra buna pek de şaşırmıyordum doğrusu.
Tam odadan çıkacakken makyaj aynasının önünde dizilmiş makyaj malzemelerini gördüm. Şaşkınla o tarafa bakarken kaşlarım sorgularcasına çatıldı. Bunlar bana mıydı?
Bu odayı bana tahsis ettiğine göre... Evet, bütün bu malzemeler benimdi. Gülümseyerek makyaj aynasına ilerledim ve puf koltuğu çekip aynanın karşısına oturdum. Dudaklarına mat, pembe bir ruju dudaklarıma iyice yaydım ve beyaza yakın krem bir farı göz kapaklarıma sürdüm. Son olarak nizami bir eyeliner sürdüğümde işim tamamlanmıştı.
Güzel görünüyordum. Ama böyle görünmek istediğim için değil, böyle görünmek zorunda olduğum için.
Onu etkileyecektim. Bu planımın temel taşıydı.
Ama dünkü yaşananlardan sonra iradesinin ne kadar güçlü olduğunu ve ne denli zor etkilendiğini görmüştüm.
Ama ben Aleda Rima Akalay'dım.
Benim elimden hiç kimse kurtulamazdı.
Hazırlandığımdan emin olduğumda hızlı adımlarla kapıdan çıkıp alt kata ilerledim. Ama burada kimse yoktu?
Yanıma gelen o kadın görevli de Barlas'ın beni nerede beklediğini söylememişti. Etrafıma bakındım. Burada çeşit çeşit kapı vardı. Ve nedensizce içimden bir ses, bu kapıların içlerinden birinde bana lazım olacak şeyler olduğunu söylüyordu.
Etrafıma baktım.
Kimse yoktu.
Rastgele bir kapının kulpunu tutup açtım. Açılmadı, kilitliydi.
Bir başka kapıya ilerledim ve kapının kulpunu sert bir şekilde tutup derin bir nefes vererek aşağı çektim. Açıldı.
İçeri girdim hızla, kapıyı ardımdan kapatır kapatmaz etrafı süzmeye başladım. Burası çalışma odası gibi bir yerdi. İlerledim. Masanın üstünde kırmızı kapaklı dosyalar vardı. Elime aldım ve karıştırmaya başladım. Bunlar iş nakliyatlarının dosyalarıydı. Gizli dosyalardı. Bunlardan birini elime geçirirsem Barlas Karaman'ın işini bitirebilirdim.
Ama tam da o an, kapı kırılırcasına bir hızla açıldı ve kalbimi yerinden oynatacak bir ses duydum:
"Sen burada ne halt yiyorsun Rima Akalay?"