11/Pencereden uçurmak

1681 Kelimeler
Durup derin bir nefes aldı Sare. Öyle bir gece geçirmişti ki kendine gelmesi epey zaman almıştı. Parmaklarını yavaşça dudaklarına yaslarken titreyen kirpiklerinin kapanmasına izin verdi; sanki adamın öpücüğü dudaklarında asılı kalmıştı. İz'in nefesi yeniden tüm yakıcılığıyla teninde gezinir gibi olduğunda ürpererek iç çekti. Kendini, hiç istemediği halde bir tuzağa çekiliyormuş gibi hissediyordu; bir kuş gibi kanadından yakalanıverecekti. Anlam veremediği bir hissin, yumak gibi sarılarak içinde daha fazla yer kapladığını hissetmeye başlamıştı. Tüm boşluklarından daha büyük bir boşluk, derin sızılarla ruhunda kendine yer açmaya çabalıyordu. Adam, boncuk gibi ipe dizdiği omurgasını elinde tutarak, kızın tek bakışıyla dalgalandırdığı ruhunda adeta taş sektiriyordu. Sare için tüm bunlar yeniydi, alışık olmadığı duygular tarafından çepeçevre sarılmaya başlamıştı. Kalbinin daha önce böyle derinden titrediğini, teninin bu şekilde ürperdiğini, ciğerlerinin şiddetle karıncalandığını hatırlamıyordu. Hepsi, hayatına İz'le beraber dâhil olmuştu. Çok pis yenilecekti; adam ona böyle apansız çarpmışken başka türlüsü mümkün değildi. Sare, aklının yaya kaldığı bu yolların acemisiydi ve İz'in çok tehlikeli bir şeye göz diktiğini hissediyordu; ruhuna. Adam, kızın soyunup etinden çıkmasını; onu yalnız ve yaralı ruhuyla yalın bir şekilde görmek, tanımak, bilmek istiyordu. Sare bunu, bu arzunun derinliğini adamın ela gözlerindeki dipsiz koyulukta görebiliyordu. Bu da onu, elsiz ayaksız koyuyordu sanki; öyle derin bir çaresizlik. Sare Çetinkor, bir adama teslim olmayı bilen kadınlardan değildi. Telefonuna art arda gelen bildirimlerle daldığı düşüncelerden sıyrılarak bakışlarını önüne eğdi. Ekran kilidini açıp gelen son bildirime dokunduğunda, bir an nefesinin kesildiğini hissetti. Bir magazin sayfası, İz'le öpüştüğü anların kaydedildiği kısa videoyu internette paylaşmış; altına da kadının kim olduğuna dair tahminleri sorduğu kısa bir yazı paylaşmıştı. Sare tuttuğu nefesini bırakırken titreyen parmaklarıyla ekrandaki videoyu oynattı. Yirmi saniyelik kısacık görüntüyü izlediğinde düşündüğü ilk şey, yüzünün net bir şekilde seçilmediğiydi; tek şansı da bu olmalıydı. Görüntü yalnızca İz Gece Üstünel'in gece yarısı, bir restoran çıkışında gizemli bir kadını öptüğünü kanıtlıyordu; o kadının Sare olduğunu net bir şekilde ayırt etmek mümkün değildi. Tabi sayfanın altındaki hemen hemen her yorumda ismi etiketlenmişti ama şimdilik bunu umursamamaya karar verdi. Kendini bu duruma düşürdüğüne inanamıyordu, öfkeyle dudaklarını kemirdi. Sıkıntıyla iç çekerken dolan gözlerini kırpıştırarak başını çevirdi. Aynı anda telefonundan yükselen melodi nefesini tutarak bir an beklemesine neden oldu. Ekranda Oğuz'un ismini gördüğünde rahatladığını hissederek ekranı kaydırdı. Adam "Sare," diye atılırken kızın tek yapabildiği gözlerini kapatarak dudaklarını sertçe birbirine bastırmak olmuştu. "Videoyu gördün mü?" "Gördüm," diye mırıldanırken çıkan sesin kendine ait olduğuna inanamadı Sare. "Oğuz..." "Göksel amcayla konuştum," diyerek hızla araya girdi Oğuz. "Ona, senin gece boyunca yanımdan bir an bile ayrılmadığını söyledim, Sare. Aslında önce eve ulaşıp ulaşmadığını sordum, doğrudan konuya girmemek için. Sare'nin telefonu sessizce herhalde, dedim; duymadı. Konusu açılınca da şüphelenmesine engel olmak için gereken her şeyi söyledim. Böyle bir şeye ihtimal vermiyordu zaten, ikna etmek kolay oldu." Sare titremesini bir türlü engelleyemediği parmaklarını şakaklarına bastırırken "Oz," diyerek sessizce iç çekti; çocukken de ona böyle seslenirdi. "Rahat ol," dedikten sonra Oğuz da kıza çocukluğundaki gibi seslenmeyi tercih etti. "Sese. Babanı da biraz alttan al, hangi baba olsa böyle bir haber karşısında tepki gösterir." "Teşekkür ederim." Araba evin bahçesinde durduğunda derin bir nefes alarak kendi tarafındaki kapıyı açtı. Bu akşam yaptıkları için Harun'a hala kızgın olduğu için ona bir şey söyleme gereği duymadan adımlarını eve doğru yönlendirdi. Adamın peşi sıra geldiğini ayak seslerinden anlayabiliyordu. O kadar gergindi ki bacaklarının onu eve kadar taşıyabileceğinden dahi emin değildi, tüm kaslarının titrediğini hissediyordu. Evin ışıkları açık olmasa da babasının hesap sormak için onu beklediğini biliyordu. Tek umudu, Oğuz'un söylediği gibi gerçekten de babasını o kızın kendisi olmadığına ikna etmiş olmasıydı yoksa olabilecekleri düşünmek dahi istemiyordu. Kapının önüne geldiğinde derin bir nefes alarak anahtarı kilide yerleştirdi. Temkinli adımlarla geniş salona doğru ilerlerken odasına çıkan merdivenlerin başına gelmişti ki Göksel Çetinkor'un evi geniş sütunlarından sarsacak kadar güçlü bir sesle "Sare!" diye gürlediğini duydu. Korkuyla yutkunurken yüzünü ifadesiz tutmaya çalışarak bakışlarını babasına çevirdi. "Evet?" Kızın yüzündeki soğuk ifadeyi yerinde tutmak için kanının son damlasına kadar mücadele ettiğinden haberi olmayan adam, bu sakin meydan okumaya karşılık bakışlarını sessizce Sare'nin hafifçe omzuna doğru eğdiği boynuna baktı. "Benimle gel." Sakince, babasının çalışma odasına giden adımlarını takip etti kız. Sanki aralarındaki her şey kahrolası bir iş ilişkisinden ibaretti. Adamın, babalık yapmaya bile profesyonelce yaklaştığını düşünürken alayla gözlerini devirdi. Çalışma odasından içeri girdiğinde sessizce Harun'un kapıyı kapatmasını izledi, elbette ki o da buradaydı. Babasının, onunla yine Harun aracılığıyla iletişim kuracağını sanıyordu ama "Otur," diyen sert ses onu yanılttı. Oturmayı reddederek çenesini kibirle havaya kaldırdı. "Dinliyorum." Göksel Çetinkor'un kaşları, kızının bu hareketi üzerine meydan okurcasına havalandı. Şartları eşitlemek istercesine o da ayağa kalktı ve aralarında bir adımlık mesafe bırakana kadar Sare'ye yaklaştı. Güçlü durmaya çalışarak omuzlarını geriye atan kıza üstten bir bakış atarken dişlerini vahşi bir öfkeyle birbirine sürttü. Çok geçmeden az öncekinden kat kat şiddetli bir ses "Sare," diye yeniden gürlediğinde, kız olduğu yerde korkuyla titreyerek gözlerini kapattı. "Ne demek oluyor bu haberler?" Kız başının dönmeye başladığını hissederken kuruyan dudaklarını ıslatarak yavaşça kirpiklerini araladı. Adamın öfkesi, sırtında soğuk bir el gezinir gibi ürpermesine neden oluyordu. Midesinde şiddetli bir ağrının düğümlendiğini hissetti, iki büklüm olmamak için kendini zor tutarken onu taşımakta zorlanan bacaklarına biraz daha yüklendi, kesinlikle dizleri titriyordu. "O kız ben değilim." "Sen benim soyadımı taşıyorsun!" diye bağırdı Göksel Çetinkor. Harfleri dişlerinin arasından tükürür gibi "Sen," diye tısladığında gözlerindeki en belirgin his küçümsemeydi. Kızı olduğu için Sare'den iğrenir gibi bir hali vardı. "Allah'ın belası, bir Çetinkor'sun! Böyle bir haberde nasıl adın geçebilir? Nasıl, açıkla!" Sare ağlamamak için dudaklarını ısırırken "Ben," diye mırıldandı. "Sen beni nasıl böyle küçük düşürürsün! Sen kendini ne sanıyorsun?" Sesini alçaltırken gözlerini Sare'nin gözlerine dikerek alayla kaşlarını kaldırdı. Kızın canını yakmak için bilerek yapıyor gibiydi. Bir yarayı kabuğundan sıyırıp ayar gibi hızla devam etti. "Küçük, beceriksiz bir kız çocuğusun." "Yeter," diyerek titreyen sesiyle araya girdi Sare. Gözünden akıp giden bir damla yaşı hızla silerken onu daha ziyade kalbi kırık, savunmasız bir kız çocuğuna benzeten iri, kahverengi gözlerini kaldırıp adama baktı. Akıtmadığı yaşlar hala gözbebeklerindeydi. "O kız ben değilim, Oğuz da söylemiş zaten." Derin bir nefes alırken, adamın onu onayladığını görerek biraz olsun toparlandı. Demek ki Oğuz, Göksel Çetinkor'u o kızın Sare olmadığı konusunda gerçekten ikna etmişti. Bunun sağladığı güvenle başını kaldırırken "Burada durup, senin hakaretlerini dinlemeyeceğim," diyerek arkasını döndü. Sırtına ağır bir yük gibi binen gövdesini sürükleyerek merdivenleri tırmanmaya başladığında sessizce iç çekti. Ağlamamak için kendini sıktığından burnunun direği sızlıyordu. Oysaki şimdiye kadar buna alışmış olması gerekiyordu, babasının bu tavırlarına yani. Ruhunun çocuk yanını bu evin pencerelerinden uçurmuştu, ürkek kalbini kuşlara bu evin çatısında ufalamıştı, odalarına hıçkırıklar salmıştı. Muhtemel ki her duvarın dibinde kâfi miktarda ağlamıştı, bu ev kirişler ya da kolonlar sayesinde değil, Sare'den zorla koparılanlarla ayakta durabilmişti bunca zaman. Ama kızın kalbi umut etmekten bir türlü vazgeçmiyordu. Hala annesi ve babası tarafından sevilmek için çırpınıp duruyordu. Son basamağı da çıktığında annesinin odasının aralık kapısını görerek bir an duraksadı. Sesleri daha iyi duyabilmek için açmış olmalıydı. Çekinerek de olsa bir adım attığında Feraye Çetinkor'un yüzünü sağ profilden gördü, diğer tarafta ağır yanık izleri olduğu için kadın hep bu şekilde dururdu. Yanan gözlerini kırpıştırırken titreyen sesine aldırmadan "Anne," diye fısıldadı kız. Şu anda en çok ihtiyacı olan şey, başını koyabileceği merhametli bir kucaktı. Büyük bir adım atarak odanın önüne geldiğinde sertçe kapanan kapı yüzüne bir tokat yemiş gibi hissetmesine neden oldu. Bir eli hızla tokmağı kavrarken diğer elini sertçe kapıya vurmaya başladı. "Anne!" O kapının önünde ciğerleri sökülene kadar ne kadar öyle bağırdığını bilmiyordu. Sonunda acıyan boğazıyla güçsüzce dizlerinin üzerine çöktü. Sırtını duvara yaslayarak şiddetle akan gözyaşlarına aldırmadan başını duvara yasladı. Ağlayarak uyuduğu gecelere bir yenisi daha eklenirken tek yapabildiği o kapının önünde dizlerini kendine çekerek iyice küçülmek olmuştu. Sabah başında dikilen karaltıyla uyandı, kirpiklerini aralamak için uğraşırken babasının "Uyandır, Belma," diyen sesiyle kaşlarını çattı. Dayak yemiş gibi hissediyordu, her yeri tutulmuştu. Kadının şefkatle yanağına yaslanan elinin altında teninin sızladığını hissederken içinde uyanan hislerle ürpererek geri çekildi. Ağzının içinden "Günaydın," diye homurdanırken sarsak hareketlerle doğrulup merdivenlere yöneldi. "Sare..." Belma'nın ona seslendiğini işittiğinde basamakları tırmanmayı bırakıp başını ondan tarafa çevirdi. Kadın sıcacık bir gülümsemeyle konuştu. "Bir duş alıp toparlan. Kahvaltıya bekliyorum seni." Elbette ki öyle bir şey olmayacaktı. Ağlamaktan şişmiş gözlerinin altındaki koyu mor halkaları kapatmak için kat kat makyaj yaptıktan sonra, her zamankinden daha fazla süslenerek evden çıktı Sare. Onun hayatına devam etmek için bildiği tek yöntem buydu, kimseye zayıf yanlarını göstermemeliydi. İnsanlar tarafından eninde sonunda o zayıf yanlarından vurulacağını adı gibi biliyordu. Ama kızda daha fazla hasar almaya yetecek can kalmamıştı. Telefonuna bir kez bile bakmadan çantasını alıp evden çıktı. Korumalarından birinin açtığı kapıdan arabaya binerek kapalı gözleriyle başını geriye yasladı. Bugün önce derslerine girecek, sonra da Gazel'in yanına gidecekti. Tüm bu olanlar için ona bir açıklama yapması gerekiyordu. Gelen bildirim sesiyle bakışlarını ilgisizce telefonuna çevirdi. İz'den mesaj gelmişti. Onunla ilgili bir şey yapmayı düşünmüyordu, en azından şimdilik. Okula ulaştığında çevresindeki kimseyle ilgilenmeden kendini dersinin olduğu atölyeye attı. Herkesin ona bakarak fısıldaması yeterince sinir bozucuydu, bu nedenle mümkün olduğu kadar az insanla muhatap olmak istiyordu. Ders, tüm bunları başına açan hocasının, Turgut Ak'ın dersiydi. Bir an adamın karşısına dikilip "Bana yaptıklarına bir bak!" diye bağırmak için şiddetli bir istek duysa da bunu yapmayacağını biliyordu. Baş edebileceğini biliyordu, şimdiye kadar hep baş etmişti. Ders başladığında eskiz defterini açarak bir şeyler karalamaya başladı. Çizdikleri de ruhu gibi karanlık, karmaşık ve belirsizdi ama zaman geçtikçe çizgiler belirginleşmeye ve bir surete bürünmeye başladı. Sonunda geri çekilip baktığında tüm o karmaşık çizgilerin içinde İz'in silüetini fark ederek kaşlarını çattı. Adama kapılmak istemiyordu. Dersleri bittiğinde onu bekleyen arabaya bindikten sonra "Efla'ya," diyerek gidecekleri güzergâhı bildirdi; bu dört adamı yanında taşıdığı sürece istediği yere gidebileceğini biliyordu. Elinde çevirdiği telefondan birden yükselen melodi dalıp gittiği için korkuyla yerinde sıçramasına neden olurken nasıl yaptığını bilmediği bir şekilde çağrıyı cevaplandırdığını fark ederek kaşlarını çattı. Kimin aradığına bakmadan aramayı sonlandıracakken İz'in "Sare," diyen sesiyle duraksadı. Eli ondan bağımsız bir şekilde hareket ederek telefonu kulağına götürdü. "Orda mısın?" Kaçmanın bir işe yaramayacağını düşünürken "Buradayım," diye mırıldandı, sesi saklamaya gerek görmediği bir biçimde keyifsiz çıkmıştı. "Nerdesin?" "Bir arkadaşıma gidiyorum." "Konuşmamız lazım," dedikten sonra söyleyeceklerini toparlamak ister gibi nefes aldı İz. "Nereye gidiyorsan söyle, yanına geleyim." Sare, Gazel'in İz'i görmekten memnun kalmayacağını tahmin edebiliyordu. "Hayır," diyerek itiraz etti. "Ben seni sonra ararım," dedikten sonra adamın vereceği cevabı beklemeden telefonu kapattı; işin açığı umudu adamın söylediklerine kulak asmasıydı ama nedense içinden bir ses İz'in sınırları sonuna kadar zorlayacağını söylüyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE