FERMAN Sancak Timi’yle geçirdiğimiz o yoğun ikinci günün sonunda, gece yarısı olmuştu. Herkes yorgundu ama masadan kalkmayı da kimse istemiyordu. Planlar yapılmış, detaylar masaya yatırılmış, olasılıklar didik didik edilmişti. Artık zihinler dinlenmek, biraz da kafayı dağıtmak istiyordu. Salonun köşesinde yere bağdaş kurmuş oturuyorduk. Bir yanda haritalar, diğer yanda boş çay bardakları. Sessizlik bir süreliğine yerleşmişti ki, Adanalı Sinan birden ayağa kalktı. Geniş omuzlarını gerdi, elini ensesine attı, sonra sırıtarak hepimize baktı. “La gardaş! Bu kadar gerilim fazla bize ha. Biraz kafa dağıtma zamanı, benim heyheyler geliyür. Soğuk bir şeyler içek ha, dolapta bira kalmış mı? Gidek de bir alak.” Deli Kadir hemen yerinden fırladı. “İyi dedin kral! Valla hayır demem. Dur sana yardım

