ARJİN Polis arabasının arka koltuğunda, camdan dışarıyı izliyordum. Şafak sökmüştü, sokaklar tenhaydı. Normal bir güne uyanan insanlar, kahvelerini yudumluyor, gazetelerini okuyorlardı. Onların dünyası ile benim dünyam arasında uçurum vardı. Benim dünyam kan, yalanlar ve yıkıntılarla doluydu. Annem, yanımdaki polis aracında, kelepçeli vaziyette, ifadesi alınmak üzere karakola götürülüyordu. Onun yüzündeki ifadeyi unutamıyordum; çaresizlik, pişmanlık ve derin bir hüzün... Babam ya da baba bildiğim adam öldü. Gerçek babamsa, ambulansın içinde, hayat ve ölüm arasında gidip geliyordu. Ferman ve Doğa, olay yerinde kalmış, soruşturma için ifade veriyorlardı. Mihriban anneyi ise bir başka polis memuru, şoku atlatması için en yakın hastaneye götürmüştü. Her yer dağılmıştı. Paramparçaydık. Karako

