16.Bölüm/Azledici!

1187 Kelimeler
Lucretia uyandığında gelecek oda,  Günah'a karşı bir melek ,  göğün yıldızları altında geceye ihanet edecek ay... En karanlık zamanda O varolacak... Düşmüş'ün aşkı  İblis'in sadakati Ve bir melez'in şevkati... Onu yeniden var eden herşey gibi yok edecek. Lucretia, ismini bilen herkesi Lanetiyle birlikte sarıp sarmalayacak... Ve yeminle kehanetim o zaman Bir çok canı yakacak... Kehanet gerçekleşmeye başlamıştı.. (Gardeel) bir düşmüşün aşkı , (Kharon) bir iblisin sadakati, (Lux) bir melezin Şevkati ... Onu yeniden var eden herşey gibi yok edecek... Gardeel'e korkusu Kharon'a duyduğu hayranlık , Lux'a duyduğu hoşlantı hepsi yerli bir olmuştu. Dep belki onlara bunları hissediyor olabilirdi ama Lucretia tam anlamıyla farklıydı. O lanetin diğer adıydı.hissettikleride öyleydi. Gardeel aşkıydı. Kharon sadık köpeği Lux'sa şefkatli abisi gibiydi. Lucretia Şeytanın dişisiydi. ............. 'Senden sadakatini istiyorum Kharon!' dedi işaret parmağını iblise doğru sallayarak. İblis  duyduklarına güldü. 'Buraya beni bu çatıya bunu söylemek için mi çağırdın?' sorusunu sorarken her kelimenin üzerine bastırıyor hemen geçmiyordu. Bütün varlığı gücünü haykırırcasına etrafa yayılıyordu. Lucretia onun gördüğü kişi olarak Dep, suratında şeytani sayılacak bir gülümsemeyle arkasını döndü.  Belki henüz bilmiyor olabilirdi ama bu hikaye LUCRETİA'nın hikayesi yeni başlıyordu. 'Tu (Sen)' dedi eski dilden konusarak   'Petitio mea eveniet dedisti iurare (Bana bir isteğimi gerçekleştireceğine dair yemin vermiştin)' 'Etiam(evet)'  dedi Kharon da eski dilden konuşmaya başladıklarını farketmeyerek. Lucretia yüzünde büyük bir sırıtışla önüne dönerken devam etti. 'Et maledicam maledicentibus tibi, puella promissum quod fides. Satanas mea usque ad mortem te Alamlarimsan apud ordines iubet.(Öyleyse ben lanetin kızı da seni sözünün Sadakat olmasıyla lanetliyorum. ölene kadar İblis sözlerim sana emir emirlerimse varlığın olacak)' Kharon'un gözleri irileşirken karşısında ki o masum korkak kızı görmey çalıştı. 'Dep?' dedi onun varlığından şüphe edercesine. İlk gördüğünden daha uzun bakır saçlar aynı ela gözler aynı ten aynı boy.... Ama birşey farklıydı derinlerde, gözlerinde ki ışık daha keskindi sanki masumluğunu yitirmişti. Suratında ki gülümseme mesela diğer gülümsemelere benzesede onlardan ap ayrı ona yakışmayan bir hale gelmişti. Tekrar sordu.. 'Dep?' Kızzdan olumlu bir yanıt alamaması onun kenisine bakan hayran dolu bakışların o uğursuz parıltıların yerini almasını bekledi bir süre ama olmadı. Gelmedi. Dep'i gözlerinde ki bakışlarda gülümsemeside değişmedi. Lucretia bütün bunlara karşılık kötü kadın kahkalarından birtanesini atarken 'Bedel!' dedi.  üzerinde ki cübbeyi çıkartıp fırlattı. 'Bana yaşattığın o acının bedeliydi bu lanetim Kharon. Sakın kendi üzerine alınma sana özel bir durum değil' Kharon aklı karışık bir halde bir kaç adım geriledi. Dep'e ne olmuştu böyle? Lucretia, ismini bilen herkesi Lanetiyle birlikte sarıp sarmalayacak... Ve yeminle kehanetim o zaman Bir çok canı yakacak... 'Ben dep değilim kulaklarını aç ve dinle ben Lucretia'yım' Tekrar gülüp seslendi gökyüzüne doğru bağırdım.  'Peccatum!' Kharon hala kendine gelememiş beni izlerken gözleri hiçbir noktaya odaklanamıyordu. 'Ama... sen.... Dep...' dedi.  İtiraz edecek oldu başta hemen onrasında laneti hatırladı. 'Öyleyse neden?' dedi. Düşüncelerinin hala karmakarışık olduğuna emindim. 'Sen çünkü artık kim olduğumu adımı biliyorsun Kharon. Ve senin üzerinde ki lanetimden kimsenn haberi olmayacak' dedim. Simsiyah tek boynuzlu Atım bu bir kaç günde ne kadar büyüdüğünü göstermek adına gelirgelmez şaha kalktı. Atın balköpüğü gözlerine tatlı tatlı bakıp sırtına bindikten sonra tekrar ayaklandı. Havalanmaya başladığımızda Kharon'u arkamda dağılmış bir halde bana bakarken bıraktımı biliyordum. Gülerken haykırdım geceğe 'Bu bir emirdir!' Onu lanetlediğimi kimseye söylememeliydi. Bu gelecek planlarım için gerekliydi... Obelia Lux Kharon herşeyden önemlisi Gardeel. Aşkımmm.. Kalbimde ki sızıyı görmezden gelmeye çalıştım. Gözlerimden bana itatsizlik eden gözyaşlarım akmaya başladığında bu acının hiçte görmezden gelinemeyeceğinin farkındaydım. 'Keni krallığımıza Kara ormana gidiyoruz Peccattum. Beni evime götür...' (((Öğleden önce))) 'Eksik bir parça var herzaman  Özgürlük gibi,mutluluk gibi,sen gibi  Bekliyorum her güne biçare  Çölde su, Cehennemde cennet gibi ' Gardeel'in gözleri irileşirken dudaklarından ismimin kısaltması tanıdık namelerle döküldü 'Luci...'(Lusi) Luci ya... Luci, yeni uyanan Luci Aşkın Luci Uğruna cennetten düştüğün Luci...  Tabi herşey masallarda ki gibi mutlu sonla bitmezdi. Bitmiyordu da... 'Sen' dedi bana işaret parmağını uzatarak sert bir ses tonuyla. Hatırlanmış olmanın heyecanıyla 'Evet ben!' diye atıldım sınıfın ortasında. Hatırlamıştı işte biricik aşkım beni... Hatırlamıştı!  Sinirlendiğinde Kharon da ki o tanıdık gelen lacivert renge, döndü kurşini gözler... Bizi ayırmalarının hesabını verecekti onlar hepsini mahfedecekti sevgilim... 'Sen!' diyecekti filmlerde ki gibi bende atlıp evet ben! diyecektim...  'Bu şiir'i nereden duydun!' Bütün umudum borsada ki param gibi bir anda değerini kaybetmiş yok olmuştu. 'Ne!' dedim. Sesimin sitemli çıkmasını engelleyemeyerek. Ne diyordu bu? O ise gayet doğal görünerek tekrar sordu 'Bu şi-iri ne-re-den bul-dun?' hecelerini vurguladı sanki ben bir aptalmışım gibi anlıyordum pekala ne dediğiniç Benim takıldığım nokta onun bana en aptalca soruyu sormasıyı. 'Ben' dedim inatçı bir şekilde yerimden kalkarak Obelia beni durdurmak için kolumdan tutup çekmişti fakat ben öfkeyle üzerine yürüyordum. Nasıl olurda beni tanımazdı? 'Luci...' dicektim elbeette ben Luci aşkım beni tanı... ama hayır ona bu kadar kolay veremezdim istediğini aramalıydı önce beni yalvarmalıydı üzülmeliydi. Beni tanıyamamanın cezasını çekmeliydi. Böyle çok kolay olurdu. Bizi ayıranlara yeterince sinirlenmemişti. Onları abimin ailemin katillerini öldüremezdi. Yeterli değildi bu öfke... 'Bir mektup aldım. Bana bunu size okumamı yazıyordu. Altında da şöyle bir not vardı. Oyuncağını kırdık sanırım üzgünüz' Gardeel öfkeyle bağırdı. 'Oyuncak haaaa!!! Benim kadınım oyuncak haaa!' Evet işte bunu istiyordu öyleyse neden hala içimde bir sızı vardı? Soru sormamayı düşündüm yoksa daha da karışıyoru herşey. Simsiyah duvarların içinden girerken sadece üç kulenin birleşiminden ibaret olan şatomu eskisinden de kötü bir halde bulmuştum. Yer yer yıkılmış ddökülmüş ve çoğu yerde orman şatomun içinde canlanmıştı adeta. 'Hoş geldiniz evinize efendim' dedi kahin yerlere kadar eğilerek. Onun bana ne kadar hayran olduğunu daha sonraları hatırlamıştım. Bana tapan deli br kahine sahiptim. Birşeyler eksikti bir sorunlu daha vardı şatomda derken T-Dor gür bir kişnemeyle şaha kalktı ardından bütün bedeni insan vücuduna dönüştü. Karşıma bütün cıplaklığıyla bir adam dursada gözlerinde ki o eğlenceli ifade unuttuğum şeyi bana hatırlattı. 'Peccattum var olan tek sapığım!' Evet atım insana dönüşebiliyordu. Ve en ilginç yanı benim sapığımdı. 'Sizi de bir gün benim gibi görek isterim efendim' Cümlelerde ki kibarlığına aldanmamak gerekliydi çünkü anlamları tamamiyle sapıkça düşlerdi.Başrolünü benim oynadığım sapıkça düşler. Kaşlarımı çatıp azarlayacakken onun çıplak olduğunu yeni farketmişçesine gözlerimi kaçırdım. 'Git üzerine bir şeyler giy!' Peccattum sözlerimden incinmişçesine bir kırgınlıkla baktı bana 'Efendimin göz zevkini mi bozuyorum?' Mesele göz zevkim değildi pekala çok güzel bir vücudu vardı. Kasları ne çok gelişmişti ne de önemsenmeyecek kadar az. Onu incelediğimi görünce dudakları memnuniyetle kıvrıldı. 'Düşüncelerinizi bilmek isterim' 'İyi bir vücudun var ama sadece bu kadar Peccattum şimdi gt odana dinlenmem gerek' Daha başka ne cins yaratıklarım vardı acaba? Yorgunum tüm gün yaşadığım sitres bedenimi çok fazla zorlamış gereğinden çok gerilmiştim. Haliyle şuanda zaman kaybetmeden sızlamaya başlamışlardı.Kulelerden birinin merdivenlerinden yukarı çıktım. İki kaba yatak ve tahtadan yapılma büyük dolaptan başka birşey olmayan odaya girdim. Gözüme kestirdiğim yatağa uzanırken hala aklımda Gardeel vardı. *** Koşuyordum etrafım ateşler içindeydi. Rüzgarın soğukluğunu bedenimde hissedebiliyordum. Üzerimde ki elbise varla yok arasına birşeydi. Bembeyazdı bir kaç santimden oluşan kumaş..  ayaklarım çıplaktı. Dahası saçlarım yeni topuzumdan dağılmış gibi duruyoordu. Benim tek yaptığımsa ateşe doğru koşmaktı. Sebebi arkamda biri olması değildi.. Ateş de biri vardı. Kanat seslerini duyuyordum. Işıkları ... Bıcakları.... Ve dahası Azledicileri... Suratlarını gölgede bırakan kapşonları eskimiş görüntüsü altında adımları ruhsuzdu. Öyleki her hakereketleri heykellerin kımıldayabilmesi kadar şaşırtıcıydı. Adım atarak yürümektense süzülüyormuşçasına ilerlerlerdi. Ve evet ellerinde ki kılıçlar ailemin kanlarına bulanmışlardı. Geriye tek bir kişi kalmıştı Meleğim, onu da benden alacaklardı. .... Korkumu ilk gün ki gibi hissederek uyandım. Kalbim hala aynı şiddetinde atıyordu.. Azdediciler...Varolmaması gereken yaratıklar... Ölüm makineleri...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE