Sabahın ilk ışıkları odanın loş köşelerine dolarken, Ada’nın minik hareketleri beni uykumun en hafif yerinden çekip uyandırdı. Gözlerimi açtığımda onun kollarımı hafifçe itişini fark ettim. Küçük bedeni neşeyle kıpırdanıyor, kendi kendine mırıldanıyordu. İçim bir anlık huzurla doldu. Kızımı kucağıma alıp ayağa kalktım, odanın sıcak atmosferi bir an için içimdeki tüm gerginliği unutturdu. Ama o anda alt kattan gelen, hafifçe yankılanan sesler dikkatimi çekti. Vladimir ve Ecevit konuşuyordu. Ecevit’in alaycı ama her zaman bir ciddiyet barındıran ses tonu, Vladimir’in daha sert ve kontrollü sesiyle kesişiyordu. Sanki önemli bir şey konuşuyorlardı. Ada’yı biraz daha sıkıca göğsüme yasladım ve kapının yanına ilerledim. Merdivenlerden aşağıya doğru eğilip dinledim. “Bak, Vladimir,” dedi Ecevi

