Bölüm 5: Zoraki Düğün
Hazal, istemeyerek de olsa düğün hazırlıklarına başlamıştı. Bu evlilik, ailesi için bir kurtuluş yolu olarak görülüyordu. Babası Halil Ağa, Hazal'ın bu zor kararı kabul ettiğini görünce büyük bir sevinç duymuştu. Artık ailelerinin üzerindeki düşmanlık yükünden kurtulacaklarına inanıyordu.
Annesi ise gözyaşları içinde kızının bu zoraki evliliğe razı oluşunu izliyordu. Kızını adeta bir kurban gibi bu evliliğe teslim etmek, onun yüreğini parçalıyor, ama yapacak başka bir şey olmadığını biliyordu.
Hazal'ın kalbi ise her an biraz daha ağırlaşıyor, her geçen gün daha da umutsuzluğa kapılıyordu. Düğün hazırlıkları hızla ilerlerken, Hazal kendini bir girdabın içinde kaybolmuş gibi hissediyordu. Şahin'in güçlü ve kararlı varlığı, onu bu evlilikten kaçmaktan alıkoyuyordu.
Düğün günü gelip çattığında, her şey kusursuz görünüyordu. Hazal, gelinlik içinde büyüleyici görünüyordu ama içindeki acı ve çaresizlik yüzüne yansıyordu. Babası, düğün alanına adım attığında gururla kızını izledi. Annesi ise gözyaşlarını tutamıyordu; hem kızının güzelliğine hem de kaderine ağlıyordu.
Tam nikah kıyılmak üzereyken, beklenmedik bir olay gelişti. Düğün alanına hızla yaklaşan bir grup atlı, davetlilerin dikkatini çekti. Şahin'in kaşları çatıldı, neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. Atlılar yaklaştıkça, misafirler arasında bir mırıltı yayıldı. Bu, düşman ailelerden birinin baskını mıydı, yoksa başka bir sürpriz mi?
Atlıların önünde, doğrudan Şahin'e doğru ilerleyen biri vardı. Bu, Şahin'in sevdiği kadın Roza'ydı. Gözlerinde kıskançlık ve öfke vardı. Kendisini bırakıp onunla evlenmek üzere olduğunu bilmek, Roza'yı çileden çıkarmıştı.
Roza, düğün alanına girer girmez bağırmaya başladı: "Bu düğün olmayacak! Şahin, seninle biz evlenecez! Bu evlilik oyununu bozarım!" Davetliler arasında bir kargaşa çıktı, herkes neler olup bittiğini anlamaya çalışıyordu. Havaya silahlar atılmaya başladı.
Hazal, şaşkınlıkla olanları izliyordu. Roza’nın gelişi, onun için bir kurtuluş olabilir miydi?
O sırada Şahin ise yüzündeki öfkeyi saklamaya çalışarak Roza'ya yaklaştı.
"Roza, bu düğün senin için değil, ailelerimizin barışı için. Lütfen burada sorun çıkarma," dedi sesindeki kararlılık ve sertlikle.
Roza ise yılmadan devam etti: "Hayır, Şahin. Bu evlilik gerçekleşmeyecek. Seninle birbirimizi severken başka bir kadınla evlenmene izin vermem."
Bu beklenmedik çıkış, düğün alanındaki tansiyonu iyice yükseltti. Herkesin gözleri, Şahin, Hazal ve Roza üçlüsüne çevrilmişti. Bu düğün, tam anlamıyla bir çıkmaza girmişti ve kimsenin bu karmaşadan nasıl çıkacağı belirsizdi.
Hazal, içinde bir umut kıvılcımı hissediyordu. Belki de bu beklenmedik olay, onun için bir kurtuluş yolu olabilirdi. Ama aynı zamanda, bu durumun nasıl sonuçlanacağını kestirmek de zordu. Gözlerini Şahin'e dikti, onun bu karmaşayı nasıl çözeceğini merak ediyordu.
Şahin, Roza’i kenara çekerek sakinleştirmeye çalıştı. “Roza, dinle beni. Bu evlilik sadece aileler arasındaki düşmanlığı bitirmek için. Hazal’ı kullanıp ailelerimizi kurtaracağız, sonra da yollarımızı ayıracağız. Seninle olacağım.”
Roza, Şahin’in yüzüne inanamazlıkla baktı. “Demek Hazal’ı kullanacaksınız?” diye bağırdı. “Onun hayatını mahvederek ailelerinizin savaşını bitireceksiniz!”
Bu sözler düğün alanında yankılandı. Kaya ailesi, büyük bir şok ve öfke içinde bu itirafı dinledi. Halil Ağa’nın yüzü kireç gibi olmuştu, annesi ise gözyaşlarını tutamıyordu.
Hazal ise neye uğradığını şaşırmıştı. Şahin’in planı, onun için bir ihanetten farksızdı. Bu evlilik bir oyundu ve o, sadece bir piyondu. İçten içe sevinsede adına ve ailesine leke getirecekti.
Şahin, durumu toparlamaya çalıştı. “Roza, lütfen, şimdi değil,” dedi, sesini alçaltarak.
Ama iş işten geçmişti. Herkes gerçeği öğrenmişti ve düğün, büyük bir karmaşaya sürükleniyordu.
Bu beklenmedik gelişme, düğün hazırlıkları içinde olan herkes için bir dönüm noktası olacaktı. Halil ağa, bu oyunun içinde nasıl bir yol bulacağını düşünmeye başlarken birden bire;
Bir an bile tereddüt etmeden, belindeki silahı çekip Şahin’e doğrulttu. Kalabalık aniden sustu; sadece Halil Ağa’nın tehdit dolu sesi yankılandı.
“Eğer kızımı sana veriyorsam, orospuluk yapsın diye değil!” diye bağırdı Halil Ağa, sesi titriyordu ama kararlılığı gözlerinden okunuyordu.
“Hem ailemizin geleceği hem de sizin için bu evlilik olacak! Bu zamanda yiğit bulmak zor demiştim ama yine haklıymışım.”
Şahin, silahın namlusunun tam karşısında duruyordu, ama gözlerinde korku yoktu. Soğukkanlılığını koruyarak, Halil Ağa’nın gözlerine dik dik baktı. Bu an, iki aile arasındaki gerilimin doruk noktasıydı.
“Kızınızla evlenmek, sadece ailelerimizin barışını sağlamak için değil,” dedi Şahin, Halil Ağayı sakinleştirmek için“Hazal’a zarar vermek gibi bir niyetim yok. Onu koruyacağıma söz veriyorum.”
Bu sözler, Halil Ağa’nın öfkesini yatıştırmak için yeterli değildi. Silahını daha da sıkı kavradı ve Şahin’e daha da yaklaştı. “Eğer kızımın kılına zarar gelirse, seni ve aileni yok ederim. Bu sadece bir tehdit değil, bir vaat.”
Bu sırada Karadağ ailesi, Kaya ailesinin karşısında saf tutmaya başladı. İki aile arasındaki gerilim, herkesin nefesini tutmasına sebep oluyordu. Herkes, bu düğünün barış getirmesini beklerken, şimdi yeniden savaşın eşiğine gelmişlerdi.
Karadağ ailesinin reisi, Şahin’in babası, İbrahim Karadağ sakin ama otoriter bir sesle araya girdi. “Bu durum, iki aile arasında çözülmeli,” dedi. “Silahlar çekilirse, bu sadece daha fazla kan getirir.” Dedi bacağındaki geçmişin yara izlerini göstererek.
Halil Ağa, bir an düşündü, sonra silahını yavaşça indirdi. Ancak, gözlerindeki tehditkâr bakış hala geçmemişti. “Bu evlilik olacak,” dedi kararlı bir şekilde. “Ama şartlar benim belirlediğim gibi olacak.”
Şahin, Halil Ağa’nın bu kararlılığını kabul edercesine başını salladı. Ancak, bu an, onun için de bir dönüm noktasıydı. Hem ailesinin hem de Hazal’ın güvenliği için ne yapması gerektiğini bir kez daha düşündü.
Düğün hazırlıkları devam ederken, herkesin aklında bu gerilim ve belirsizlik vardı. Hazal, babasının tehditleri ve Şahin’in sessiz kabullenişi arasında kalmıştı. Kendi geleceği hakkında ne yapacağını bilmeden, çaresizlik içinde günleri saymaya başladı.
Bu beklenmedik gelişmeler, iki aile arasındaki düşmanlığı daha da alevlendirmişti. Düğün günü yaklaşırken, herkesin aklında tek bir soru vardı: Bu evlilik gerçekten barışı getirecek miydi, yoksa daha büyük bir çatışmanın habercisi miydi?
Halil Ağa’nın tehditkâr sözleri havada asılı kalmışken, kalabalıktan bir ses yükseldi. Roza, Şahin’e doğru adımlarını hızlandırarak öne çıktı. Gözleri öfkeyle parlıyor, sesi titriyordu.
“Peki ya bu kız deminden beri ne diyor, Şahin?” diye sordu Halil Ağa, kaşlarını çatarak. “Eğer haklıysa, Hazal’ı nasıl koruyacaksın? Verdiğin sözleri nasıl tutacaksın?”
Roza, gözyaşlarını tutamıyordu artık. “Şahin bana, Hazal’ı sadece ailelerimizin barışı için kullanacağını ve sonra ayrılacağını söyledi,” diye bağırdı. “Siz Hazal’ı koruyacağınıza inanıyor musunuz? O sadece kendi çıkarlarını düşünüyor! Ve biz birbirimizi seviyoruz. ”
Kalabalık bir kez daha sessizleşti, herkes nefesini tutmuş bu beklenmedik açıklamayı dinliyordu. Halil Ağa, şaşkınlıkla Şahin’e döndü. “Bu doğru mu, Şahin? Kızımı gerçekten kullanacak mısın?” diye sordu, sesi öfke ve hayal kırıklığı doluydu.
Şahin, bir an duraksadı, sonra derin bir nefes alarak konuşmaya başladı. “Roza, söylediklerinde haklı değil. Evet, başta bu evliliği ailelerimizin barışını sağlamak için düşündüm. Ama Hazal’ı tanıdıkça, onu koruma isteğim daha da arttı. Evden kaçmadan önce başına adam silmiştim, adamım sayesinde onun izini sürerken yanlışlıkla çarptım ve dağdaki şifacı anneye götürdüm. Hazal orada uyurken beynim plan ve fesatlık, kalbim ise çok değişmişti. Bu yüzden şuan onu asla kullanmam, bu konuda söz veriyorum.”
Roza, Şahin’in sözlerine inanmazcasına başını salladı. “Bana yalan söyledin, Şahin. Seni sevdiğim için bana acı çektirdin. Hazal’ın da benim gibi acı çekmesine izin vermem.”
Halil Ağa, Şahin’in yüzüne sert bir bakış fırlattı. “Ne demek adam taktım, ne demek çarptım, ne demek şifa odasında başbaşa kalmak?” dedi sesindeki öfke ve bağırganlıkla.
“Peki ya bu kızın söylediklerini nasıl yalanlayacaksın? Kızımı koruyacağını nasıl kanıtlayacaksın? Hemde arabayla ona çarpmışken!”
Şahin, Halil Ağa’nın gözlerinin içine bakarak konuştu. “Hazal’a zarar vermeyeceğime dair size yemin ediyorum. Onu koruyacak, ona zarar gelmemesi için elimden geleni yapacağım. Roza’nın öfkesi anlaşılır, ama Hazal benim sorumluluğum olacak. Size ve aileme verdiğim sözü tutacağım.”
Halil Ağa, Şahin’in sözlerini değerlendirirken, Roza bir adım daha öne çıktı. “Şahin, seni sevdiğim için bu oyunu bozmaya geldim. Hazal’ı kullanmana izin vermeyeceğim. Eğer onu gerçekten koruyacaksan, bunu ispatla.”
Şahin, Roza’nın gözlerinin içine bakarak bir kez daha konuştu. “Roza, seni incittiğim için üzgünüm. Ama Hazal’a zarar vermek gibi bir niyetim yok. Eğer ona zarar verecek olursam, bunun bedelini ödemeye hazırım.”
Halil Ağa, durumu tartarak bir karar vermeye çalışıyordu. “Şahin,” dedi sonunda, “eğer kızımı koruyacağını gerçekten ispatlamak istiyorsan, onu bu düğünden sonra da koruman gerektiğini bilmelisin. Eğer verdiğin sözleri tutmazsan, bunun bedelini ağır ödersin.”
Şahin, Halil Ağa’ya kararlı bir şekilde başını salladı. “Size ve Hazal’a verdiğim sözü tutacağım. Onu koruyacak ve ona zarar gelmemesi için elimden geleni yapacağım. Bu konuda söz veriyorum.”
Bu sözlerle birlikte, düğün hazırlıkları devam ederken, herkesin aklında bu yeni gerilim ve belirsizlik vardı. Hazal, Şahin’in sözlerine inanmak istese de, içindeki şüpheler onu rahat bırakmıyordu. Roza’nın müdahalesiyle birlikte, düğün günü yaklaştıkça gerilim daha da artıyordu.
İbrahim Karadağ, oğlu Şahin’in yanında durarak, Halil Ağa’nın gözlerinin içine baktı.
“Şahin, sözünü tutacağına dair bana da yemin etti,” dedi, sesi derin ve kararlıydı.
“Eğer verdiği sözü tutmazsa, kendi kanını dökmekten çekinmem. Ailelerimizin onuru ve geleceği için bu evlilik şart.”
Roza, bu sözleri duyunca gözyaşlarını tutamayıp kahroldu. Şahin’e dönerek, “Demek Hazal için ölmeyi göze aldın,” diye bağırdı.
“Bana yalan söyledin, beni kandırdın. Benim hislerimi hiçe saydın!”
Şahin, Roza’nın acısını ve öfkesini anlamaya çalışarak, “Roza, sana zarar vermek istemedim. Ama ailelerimizin barışı için bu evlilik gerekli. Seni incittiğim için üzgünüm,” dedi.
İçindeki göz yaşlarını tutarak. Ve daha önce böyle bir duruma karşın yazdığı notu gizlice fistanının küçük cebine.
Roza, Şahin’in sözlerini duymak istemiyormuş gibi başını iki yana sallayarak, “Seninle hiçbir şeyim kalmadı,” dedi.
“Hazal’ı koruyacağına dair verdiğin sözlere inanmak zorunda değilim. Ama umarım ona gerçekten zarar vermezsin.”
Bu sözlerle birlikte Roza, konağı terk etti, gözyaşları yanaklarından süzülerek. Kapıdan çıkarken, herkesin bakışları üzerinde ağır bir yük gibi hissediliyordu. Üzüntü ve öfkeden, atının nalları konağı sarsıyordu adeta. Halil Ağa, İbrahim Karadağ ve diğer aile üyeleri, arkasından bakarken, Roza’nın acısını ve öfkesini hissedebiliyorlardı.
Halil Ağa, son bir kez daha Şahin’e döndü. “Bu evlilik, sadece iki aileyi değil, geleceğimizi de belirleyecek. Eğer verdiğin sözleri tutmazsan, bedelini ağır ödersin. Bunu unutma,” dedi, sesi tehditkâr ve kararlıydı.
Şahin, başını sallayarak, “Sözümü tutacağım,” dedi. “Hazal’ı koruyacak ve ona zarar gelmemesi için elimden geleni yapacağım.”
Bu sözlerin ardından düğün hazırlıkları devam etti, ancak herkesin içinde bir huzursuzluk vardı. Hazal, Şahin’e güvenmek istemese de, bu zor durumda başka seçeneği olmadığını biliyordu.
Hazal ve Şahin’in önünde zorlu bir yol uzanıyordu. Gelecekleri belirsiz, ancak umut dolu bir şekilde, ailelerinin ve kendi kaderlerinin peşinde ilerlemeye devam edeceklerdi.