“İnsan bazen sesini kaybeder. O an kalbinin sesi büyür.” Gece, İzmir’in üstüne ağır bir örtü gibi serildiğinde mahalle sakinleşir sanırdım. Balkonlardan yükselen televizyon sesleri azalır, sokak lambalarının altında birkaç kedi dolaşır, rüzgâr Körfez’den gelip taşların arasına girer ve bütün telaşı süpürür Oysa o gece rüzgâr süpürmedi. O gece rüzgâr, içimde ne varsa yerinden oynattı. Uyumaya çalıştığım her an, gözlerimin önünde aynı görüntü beliriyordu, siyah arabanın kapısı… Cemşit’in bileğime kapanan eli… kapalı bir kutunun içindeki benzin kokusu… ve sonra Emre’nin kolundaki kanın o ince çizgisi. Çok değildi ama kanın miktarı değil, anlamı ağırdı. Kendi ellerime baktığımda hâlâ asfaltın pütürlü dokusunu hissediyordum. Omzumda sıcak bir yanma, dizimde sızlayan bir ağrı vardı. Beden, yaş

