NAZLI SEYMEN Elimdeki telefon, bir defa daha aynı numarayı ararken gözlerim karanlığı çöken gökyüzünde geziniyordu, camın kenarında. Titreyen bedenim, hafiften çıkan ateşimi ele alır gibi bir hali vardı. Kullandığım ilaç pek fayda etmemiş dikkatsizliğimin sonucunda ise ilerletmiştim soğuk algınlığımı. Gün ağarmış, karanlık gökyüzünü ele almıştı. Kararan gökyüzü, yeniden ağarırken onun gidişinin üzerinden dört gün geçmişti. Dillere kolay görünen. “Söz vermiştin.” Telefon yine çaldı. Hattın diğer ucu, yine açılmamıştı. “Gelirim demiştin bana.” Hızla telefonu koltuğun üzerine fırlattığımda, içimi saran öfke ve acının eşliğinde derin nefesler alıp verdim. Tek başımaydım. Yine. Bir başıma. Kimsesiz. Çalan zil sesi, evin içinde yankılanırken içimi saran umudun eşliğinde koşar adımlarla sal

