Tahir Zaimoğlu Konağın geniş avlusuna indiğimizde, akşamın ilk serinliği yüzümüze çarparken bir yandan da düğün hazırlıklarının son telaşı her yanı sarmıştı. Büyük kazanlardan yükselen buhar ve baharat kokuları, tencerelerden sızan etin aroması havaya karışıyor, çocukların çığlıkları, davul-zurnanın prova yapan müzisyenlerden yükselen nağmeleriyle birleşiyordu. Her yer hareket halindeydi. Tam da bu koşturmacanın ortasında, Ceylan’la birlikte merdivenlerden inerken, Belma Yenge hemen yanımıza üşüştü. Yüzündeki merak ve dedikodu açlığı, neredeyse dokunulabilirdi. “Oğlum Tahir,” diye lafa daldı gözleri önce bende, sonra arkamdaki Ceylan’da gezerek. “Bir sorun mu vardı? Bir koştunuz gittiniz, bir geldiniz. Yüzünüz gergin. Kemal de toz olmuş gitti bir anda.” Göz ucuyla Ceylan’ı kontrol etti

