Tahir Zaimoğlu Güneş, son birkaç günün kasvetini ve hastalığın getirdiği halsizliği adeta yakıp kavuruyordu. Kolumdaki balyozu her kaldırışımda, sırtımdaki ter lekeleri biraz daha büyüyor, kesilen odunların mis gibi kokusu etrafa yayılıyordu. Ama zihnim, bu işte değildi. Ceylan, Rüzgar’ı gezdirip hava almaya gitmişti. Birkaç saat olmuştu. Dere kenarına gitmişlerdi, fazla uzak değildi. Ama içimde bir sıkıntı, bir işkil vardı. Belki de hastalıktan sonraki bu aşırı korumacılıktandı. Ya da... ya da sadece onun yanında olma isteğindendi. Baltayı yere bıraktım, alnımdaki teri kolumla sildim. “Şimşek!” diye seslendim. Atım, hafif yan dönüp adeta bana baktı. “Hadi, gidip bir bakalım anneye. Ne yapıyor bu kadar saat?” Şimşek’e atlayıp dereye doğru yöneldim. Havanın güzelliği ve atın ritmik yürüy

