Ateş Ve Barut

2304 Kelimeler
Alassio Martinelli'nin Ağzından Bu adamın burada ne işi vardı? Müdür Ömer benim vahşetime tanık olmuş dehşetle bana bakıyordu! Yüzümde maske olduğu için beni tanıması imkansızdı, sesimde oksijenden dolayı değişik çıkıyordu. Bu sayede zaten beni kimse tanıyamıyordu sadece lakabım ve yaptığım işler bilinirdi. Onunla daha fazla göz göze gelmek istemeyip arkamda hala titreyerek duran insanlara döndüm “Ayağınızı denk alın!” dedim ve çıktım kafesten. Normalde birinin beni görmesi umrumda bile olmazdı, Ömerin tanıyabilme ihtimali bile beni germişti. Ya Badeye bir şey derse? Onun kadar naif bir kadın bu hayatı asla kabul etmezdi ve bu durum planlarımın alt üst olmasına neden olurdu(sadece planlar evet). Demir kapılardan geçerken az önce yaptıklarımdan dolayı başımın ağrıyacağını biliyordum ama umursamadım. Sıra o Arnaoldo denen adamın haddini bildirmekteydi. Muhtemelen Badeye neden yaklaştığımı biliyordu. Marcoya dönüp “Gidelim” dedim ve hızla oradan ayrıldım. Ömer beni tanımak ister gibi bakarken bütün vücudum gerildi sanki, kafesten ayrılırken onun beni tanımaması için yaptığım tek şey tanrıya dua etmekti. Bu adamın böyle bir yerde ne işi vardı acaba? “Marco! Ömer bu resteurantın benim olduğumu biliyor mu?” diye sordum. Nede olsa kumarhane alt kattaydı ve benim olduğumu tahmin edebilirdi “Hemen öğreneyim!” dedi ve yanımdan ayrıldı. Şu kan lekeleri beni oldukça rahatsız ediyordu, hemen malikaneme gidip temizlenmeliydim. Dışarı çıktığımda arabam hazırda beni bekliyordu. İçini kontrol edip bindim “Patron! Ömer buraya bir arkadaşı ile gelmiş. Adı neydi? Hah Gamze!” “Kız mı? Erkek mi?” diye sordum. Türkçe isimleri bilmiyordum, hiç düşünmeden “Kız” cevabını verdi. Şaşkınca Marcoya döndüm “Bir kızla böyle bir yere neden gelmiş?” diye sordum. Benim kumarhaneme kolay kolay kadın getirmezlerdi. Bu eşlik etmek amacıyla olsa bile... “Bende anlamadın patron. Ama araştırdığımızda kadın Ömerden önce birkaç defa gelmiş” bu işte bir şey vardı, hoşuma gitmemişti “Araştır kızı” dedim, hemen onaylayıp telefonuyla uğraşmaya başladı. Bugün yaptığım şeyler beni tatmin etmesi gerekirken bir süre sonra içimde anlayamadığım bir boşluk hissi belirdi. Hayatım her zaman zor olmuştu. Babam gözlerimin önünde ibret olacak şekilde öldürüldükten sonra annemle zor zamanlar yaşadık. O benim hiçbir zaman intikam almamı istemedi ancak babamın son nefesini verirken “İntikamımızı al!” dediğini unutamıyordum. Sıkıntılı bir nefes verdim. Hayat bana her anlamda zordu ama babamdan sonra annemi toparlamak daha da zordu. Beni vermeyi bile teklif etmişti ama Arnaldo sadece onun canını istiyordu. Yol akıp giderken planımı daha da derinleştirmenin iyi olacağını düşündüm. Bade! Çok zor bir kadındı... ona her yaklaştığımda aramıza demirden bir duvar örüyor ve anında beni sınırlarından def ediyordu. Bu aklıma gelenlerle yüzümde belli belirsiz bir gülümseme belirdi, bana bunu yapacak kadın sayısı neredeyse yok denecek kadar azdı. Bedenimde hissettiklerim bana artık bir kadına ihtiyacım olduğu alarmını veriyordu, kanımda beliren ateş bu gece ki vahşette bile dinmemişti. Marcoya dönüp “Gece bir kız ayarla” dedim. Arnaldonun evine giderken yarın için güzel şeyler olanladım “Sandığımdan eğlenceli olacağına eminim” diye fılsıldadım “Bir şey mi dedin patron?” Marcoya ters bir bakış attım “Sana demedim. Her neyse... Matteo gelecek hazırlık yap bir süre benimle kalsın. Bütün kıyafetleri dezenfekte edilerek yerleştirilsim. O pis adamın odası günde altı kez temizlensin” dedim. Etrafımda olan herkes benim hastalığımı bildiği için hiç tuhaf karşılamazlardı “Tamam patron! Bu arada kız esmer mi olsun sarışın mı ya da kumral mı?” doğruya kız getir demiştim “Esmer” dedim, bu cevabıma şaşırdığı belli oluyordu, çünkü ben esmer kadınlardan asla hoşlanmazdım. Bir kadın hariç! Arnaldonun evine geldiğimizde korumalar hemen silahlarını bize doğrulttular, hiç istifimi bozmadan baş koruması olan adamın yanına ilerledim ve bana doğrultulan silahın önünde durdum “Kumarhanemi bastıktan ve kargaşa çıkardıktan sonra bu hareket fazla cesaretli” dedim. Sesim sert ve tehditkardı. Beni biraz süzdü “Arnoldo seni istemiyor” dedi, sadece gülümsedim ve kısa bir süre sonra elinde ki silahı kavrayıp kolunu ters çevirdim ve şuanda Arnaldonun bizi izlediğini tahmin ettiğim yere bir el ateş ettim. “Bence beni geri çevirme KARTAL!” dedim. bu sefer Türkçe konuşmuştum, bunu neden yaptığımı çok iyi biliyordu. Terasa çıkıp “Gel” dedi ve içeri girdi. Acıyla kollarımın arasında kıvranan adamı yere fırlattım ve büyük siyah kapıdan içeri girdim. Biraz ilerledikten sonra bahçe kısmında Arnaldonun sakince oturduğunu gördüm. İçimde ona karşı yoğun nefretle gidip karşısına oturdum. Biraz raht bir ifade takınmaya çalışarak “Kusura bakma ,zerim biraz kirli” dedim. Bana boş bir şekilde baktı “Şimdi Sergio yu öldürdün ve bu savaş bitti mi zannediyorsun?” sorusu beni gerdi. Beni buradan gindermek için her şeyi yapacağını elbette biliyordum ama Badeden uzak durmam mümkün değildi “Ben zaten yakında döneceğim Arnaldo! Ama yanımda +1 ile” dedim. Bu söylediğim onda yıkım etkisi yaratmıştı farkındaydım ancak her şeyin bundan ibaret olmadığını yakın zamanda anlayacaktı. Ayağa kalkıp yüzüme bir tane yumruk attığında tamda doğru yerden girdiğimi anladım. Yüzümde ki kanı elimin tersiyle sildim ve bana öfkeyle bakan adama döndüm “Sakin ol bence Aranldo! Merak etme bu savaşta Bade zarar görmeyecek ona gözüm gibi bakacağım” alayla söylediğim şeye daha fazla dayanamayıp yakamdan tutup kaldırdı, onunla neredeyse aynı boydaydık. Gücü ve kuvveti yerindeydi ama benden kurtuluşu olmadığını ona her seferinde gösterecektim. “Seni gebertirim Alassio Martinelli! Babanı nasıl öldürdüysem bu seferde seni annenin gözleri önünde öldürürüm” Beni tehdit ediyordu. Etsin! Umrumda değildi. Ben istediğimi her şekilde alacaktım “Badenin üvey babasını öldürdüğün gibi mi?” diye sorunca afalladı. Bunu beklemediği aşikardı. Yüzümde gülümseme ile ona baktım “Hadi ama Aranoldo! Kızını en yakın korumana verip öldü süsü verdiğini bilmiyor muyum?” dedim, bildiklerim karşısında elleri titrerken üzerine biraz daha gidip “Peki... ya bir gün gerçek ailesinin kim olduğunu öğrenirse Arnoldo Rossi?” Bade Türkoğlu’nun Ağzından Sabah alarmın sesiyle uyandım. Elimi komidinin üzerine atıp telefonumu aldım ve saate baktım “Offf daha saat çok erken” dedim ve uyumaya devam etmek için yastığıma iyice gömüldüm. Hayır yani saat dokuzda resteurantta ne işim var ki? bu saatte yapılacak en iyi şey uyumaktı. Tam tekrardan derin bir uykuya dalacakken bu sefer telefonum çaldı, bıkkınlıkla elime alıp ekrana bakmadan açtım ve hoparlöre verdim “Efendim..” dedim uykulu sesimle. Ses gelmeyince “Hı” dedim ama karşıdan bir kıkırt duyuldu “Günaydın... Bade!” Alassionun sesini duymamla tedirgince yerimde doğruldum. Bu adam beni neden aramıştı? Daha doğrusu numaramı nereden bulmuştu? Gözümü iki elimle ovuşturup ayılmaya çalıştım “Heeyy benim sesimi duymak seni bu kadar heyecanlandırmamalı!” sesi o kadar flörtöz çıkmıştı ki... şaşkınlıkla ekrana baktım “Sen neden aradın beni? Ve numaramı nereden buldun?” diye sordum merak dolu sesimle. “Ahhh Bade! Bunu ne önemi var? Seninle işimiz var bugün sanırım maillere bakmıyorsun” dedi muzip bir tavırla. Mahçup bir şekilde “Hayır bakmadım” dedim ve arka plandan hemen maillerime girdim. Gerçekten o saatte bakmam iökansızdı “Saar 01.00 da mail mi atılır? Ben 10. Rüyamdaydım o zaman” dedim aynı zamanda gözlerimi devirerek yataktan ayağımı sarkıtıp oturur pozisyona geldim. “Aaa sen o kadar rüya mı görüyorsun?” dedi, söylediğim şeyi geröek sanmasına ve şaşırarak sormasına gür bir kahkaha attım. Bu adamın bazen İtalyan olduğunu unutyordum. Gerçi her yeri “Ben Sicilyali İtalyan bir erkeğim” diye bağrıyordu ama benimle hep Türkçe konuşmasından dolayı unutuyordum sanırım. “Komik mi?” diye sordu alınmış tavrıyla, buna daha da fazla güldüm. Ben gülmeye devam ederken telefonun diğer ucundan homurdanmalar duyuyordum ama sabah sabah yaşadığımız diyalog oldukça komikti. Biraz nefeslenip sakinleştikten sonra “Hayır o kadar rüya görmüyorum. Bu bir deyim aslında... ben o saatte çok derin bir uykudaydım gibi” dedim. Umarım anlamıştır diye içimden geçirmeden edemiyordum “E o zaman öyle desene” demez mi? Ağzımı kapatıp tekrar gülmeye başladım. En son ne zaman bu kadar gülmüştüm hatırlamıyorum bile... fazla samimi olduğumuzu fark edince kendimi toparlayıp boğazımı temizledim “Her neyse... ne işimiz var bugün?” diye sordum. “Bugün seninle benim resteurantı gezmek istiyorum. Şefleri, garsonları ve diğer şeyleri kontrol edip kendine göre ayarlarsın” dedi. Düşününce ortak olduğum resteurantı görmenin iyi olacağına karar verdim “Peki. Ne zaman?” diye sordum. Biraz sesszilikten sonra “Daha yeni uyandın. Ne zaman ahzır olursun?” Diye sordu. Bu düşünceli hali beni rahatlatmıştı “10 diyelim” dedim. Tamam diyip kapattı. Bu kadar erken gezmek zorunda mıydık? Yatağıma hüzünle bakarken ayağa kalktım “Ahh keşke biraz daha uyusaydım” dedim, normalde uykumdan sıçrayarak uyandığım için hiç verimli olmuyordu ama uzun zaman sonra ilk defa sadece bir kez kabus görmüş ve sonrasında derin bir uykuya dalmıştım. Bunun da tadı başkaymış. Terasımın kapısını açıp içeriye temiz havanın girmesini sağladım. Kasıma giriyorduk ve hava sonbaharın sert yüzüyle karşılamıştı beni. Terasa çıkıp etrafa göz gezdirdim... bahçemizde ki ceviz ağacının yaprakları dökülmüş, güneş bu sefer yakmak için değilde sadece ışıldamak için doğmuş ve en önemlisi yeni güne ben umutla gözümü açmıştım. Biraz hava aldıktan sonra hemen duşa girdim, ılık suyla vücudum iyiden iyiye kendine gelmişti. Saçlarım daha da uzuyordu, bu benim çok hoşuma gitmeye başlamıştı. Saçlarıma bakım yaptım, cildim biraz serin hacadan hemen etkilenmişti bu yüzden detaylı bir cilt bakımı yaptım. Banyodan çıkıp dolabımın kapağını aötım ve kıyafete bakmaya başladım. Ben karar vermeye çalışırken odamın kapısı tıklandı “Gel!” deidm sadece. Gülcan Sultan bana sırıtarak bakarken yüzüne boş boş baktım “Ne oluyor?” dedim. içeri giip beyaz başörtüsünü düzeltti “Sen... sabah biriyle mi konuştun?” ahh eveettt... yakalanmıştım “Şeyyy evet” diyip dolaptan bordo boğazlı, kalın askılı sıfır kol ve kalem elbisemi aldım. Kapağı kapatıp “Sultanım! Bir şey mi diyeceksin?” diye sordum. Beni biraz süzdü “Hiiçç çok güzel güldün ve seni ne güldürdü merak ettim” dedi, offf işte bu iyi olmadı. Ne desem diye düşünürken bana yalan söyleme der gibi bakıyordu. Sıkkınca bir nefes verdim “Otağımla konuştum. Şimdi onun resteurantına bakmay agideceğiz. Gülme meselesine gelince... kendisi İtalyan ve ben ona Türkçe bir deyim kullandım ve o yanlış anladı” diye açıkladım. Babaannem tatmin olmuşçasına kafasını aşağı yukarı salladı “Peki kızım. Hadi hazırlan” dedi ve çıktı. Odamı düzeltip hemen kıyafetlerimi giydim. Saçlarıma güzel bir bakım yaptığım için açık ve dalgalı olsun istedim. Gold yuvarlak bir küpe ve yine gold yılanlı bilekliğimi taktım. Hazır olduğumda hemen ayakkabılarımı giydim ve havanın biraz serin olmasından dolayı trençkotumu aldım(koyu bej). “Babanne ben çıkıyorum” diye seslendim. Mutfakta bir şeylerle uğraşıyordu “Dur Bade!” diyen sesle adımlarım duraksadı. Arkamı dönüp beklemeye başladım. İçerden elinde bir poğaça ile gelen Sultanıma isyan ederek “Hayır! Kilo alıyorum” dedim. o ise beni dinlemeden ağzıma tıktı “Öyle aç aç gidilmez. Hadi bakayım” diyip beni evden postaladım. Poğaçayı afiyetle yerken keyfim yerine gelmişti “Amaaan kilonun canı cehenneme” diyerek kendimi rahatlattım. Arabaya binip Alassionun bana gönderdiği konuma sürmeye başladım. Bu aralar arabada şarkı dinlemeyi seviyordum. Öylesine bir mıx açtım ve sürmeye başladım. Vega’nın bu sabah bir umut var içimde şarkısı çalmaya başladığında sabah ki konuşma aklıma geldi. yastığına senin sarılıp kokunla uyumuşum üstüm açılmış, ürperirken sabah olmuş "uyan" dedi bir ses, "uyan,o burada" uyandım, aradım, bulamadım suçum neydi? neden böyle oldu? bu sabah bir umut var içimde; nasıl olsa geri gelirsin diye her şey yerli yerinde yine bu sabahların bir anlamı olmalı koltuğuna senin kıvrılıp, hayalinle uyumuşum camlar açık kalmış, üşürken sabah olmuş "uyan" dedi bir ses, "uyan,o burada" uyandım, aradım, bulamadım Bazı şarkılar gerçekten sanki bizim yaşadığımız şeyleri görümüşlerde öyle yazmışlar gibiydi. Bende şarkıya eşlik ederken küçükken babama “Bende şarkıcı olacağım baba” dediğim geldi aklıma. Ne çok severdim gitar çalmayı. Şimd ise çatı katında öylece duruyordu... duygularım ve ben gibi. Resteurantın önüne geldiğimde kocaman bir “KAFES RESTEURANT” yazısıyla bakıştım. Kafes mi? Bu nasıl isimdi yahu? Bir benim resteurantımın isimine bak... HAYAL! Birde şu isme bak KAFES! Kafamı iki yana salladım, aşağı indim ve yürümeye başladım. Kapı daha ben oraya yaklaşmışken açıldı “Benvenuta signorina Bade!” (Hoşgeldiniz Bade hanım!) adam benimle italyanca konuşmuştu, bende ona aynı şekilde cevap verdim “Grazie” dedim ve içeri girdim. Alassio kaşlarını havaya kaldırmış beni süzüyordu. Bu adamın arsızlığı sinirlerimi bozsada bir şey demeden “Merheba” diyerek yanına gittim. elimi tokalaşmak için uzattığımda “Quindi sai I’italiano?” (Demek italyanca biliyorsun?) diye sordu. Elimi tutup dudaklarına yaklaştırdı ve nazik bir öpücük kondurdu. Kalbim deli gibi atmaya başladığında bunun ne anlama geldiğini kesinikle bilmiyordum “Bade!” diye seslenmesi ile girdiğim transtan sıyrılıp “Si, lo so” (Evet, biliyorum) dedim ve elimi çekmeye çalıştım. Ancak bana izin vermeyip elimi aynı pozisyonda tutarak arkasında duran masaya yönlendirdi “Ne sono felice, UCCELLİNO” (Buna sevindim, Minik kuş) Bugün bana neler oluyrdu bilmiyorum. Bu konuşma beni yavaştan terletmeye başlamıştı. Allah kahretsin boğazlı giymemem gerekiyordu “Her neyse, hadi başlayalım” dedim. kafasını yana eğdi “Peki” dedi ve çalışanları alkışlayarak çağırdı. Şefinden garsonuna bütün ekip anında toplandı “Ecco qua signore!” (buyrun efendim!) hepsi bir ağızdan söyleyinde biraz itkildim. Bu halim Alassio yu gülümsetti “Sakin ol Bade!” dedi ama hala yüüznde saçma bir sırıtış vardı. Boğazımı temizleyip “Hepsi sadece İtalyanca mı konuşuyor?” diye sordum. Bu biraz sıkıntı olabilirdi “Hayıt Türkçe ve ingilizcede biliyorlar. Ancak burası takdir edersin ki bir İtalyan resteurantı o yüzden tercihen İtalyanca konuşmaları iyi olur” Kafamı anladım şeklinde salladım, üstlerini biraz incelediğimde kız ve erkek çalışanların dağınık olduklarını fark ettim. Sırtımı geriye yasladım ve ayak ayak üstüne attım. Sanırım ilk düzeltmem gereken şeyi anladım. Derin bir nefes alıp “Questo è un ristorante! Pulizia e ordine sono essenziali! Da domani in poi, sicuramente non mi presenterai più sotto questo travestimento.” (Burası bir resteurant! temizlik ve düzen esastır! yarından sonra kesinlikle bu kılıkta karşıma gelmeyin) dedim. hepsinde tedirgin bir yüz ifadesi oluşurken baş işaretimle gitmelerini söyledim. Bana anlam veremediğim bir hayranlıkla bakan Alassio ya döndüm “Bir toplantı yaparız” dedim, başını salladı “Hadi mutfağa bakalım” dedi ve kalktı. Elini uzatıp kalkmamı beklerken onu es geçip telefonumu alıp kalktım ve “Tamam” dedim, ellerini indirip oantolonun cebine soktu. Bana yaklaşıp “Sen ateşsin” diye fısıldadı, bu yakınlık nefesimi kezse bile kendimden beklenmeyecek bir cevap verdim “Sende barut olmalısın”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE