🔞 Hoşgeldin, Çiçekleri; 🔥🔥🔥

1302 Kelimeler
Dün gece, rahatsız kadife koltukta gecenin kollarına kendini teslim eden Eva, o gece uykunun en derin karanlığındaydı, rüyalarının en gizli köşelerinde dolaşıyordu. Ve o bilmese de dışarıdaki kurt, çoktan onun düşlerinde gezinmeye başlamıştı. Tek farkı, eskiye göre artık daha yakın ve daha vahşiydi... Bu sefer gördüğü rüya öncekilere göre çok farklıydı. Rüya o kadar güçlüydü, her şeyi net bir şekilde sanki o an yaşıyormuş gibi vücudunda hissediyordu. Öyle ki nefesini bile kontrol edemiyordu. Bembeyaz bir yatakta yarı çıplaktı. Üzerinde uzanmış o kaslı erkek, kehribar gözleriyle ona bakarak gülümsüyordu. Onu yatakta sarıp sarmalamış vücudunda ki her kıvrımını okşuyordu. Yakışıklı yüzüne düşen kızılımsı kahverengi saçlar ve kehribar rengi gözler tam anlamıyla onu delirtiyordu. O dövmeli kolları ve çapkın bakışlarıyla oydu. Rüyalarındaki adam ona şehvetle dokunuyordu. "Beni beklettin," diye hırıldadı, sesi karanlık ve boğuk bir tonda. Eva şaşırmıştı. Çünkü rüyalarında onun sesini daha önce hiç duymamıştı. "Konuşabiliyorsun," diye fısıldadı. "Evet, küçüğüm, çünkü sen bana geldin," dedi boğuk bir sesle. ''Artık sana daha yakınım!'' Eva'nın ıslak dudaklarını ağzına aldı. Arsız bir homurtuyla onu tüketirken, aniden elleri Eva'nın vücudunda arsızca dolaşmaya başladı. Üzerindeki hafif örtüyü çekti ve Eva'nın çıplak vücuduna baktı. Küçük pembe uçlarıyla çıplak, dolgun göğüsleri önünde seriliydi. Gözlerinde derin bir şehvet uyanmıştı. Bir eli göğsünü sıkıp kavrarken, diğeri kasıklarını okşayarak bacaklarının arasına kaydı. Eva nefesini tutmuştu. Daha önceki rüyalarında hiç bu kadar vahşi davranmamıştı. Şimdi ise, teninin tüm noktalarında onu hissediyordu. Adamın parmakları hiç çaba harcamadan iç çamaşırının ince kumaşını kenara itti. Ve doğrudan kadınlığının en hassas noktasına değdi. Dokunuş o kadar tahrik edici, o kadar isabetliydi ki Eva'nın vücudu yatakta yay gibi gerilmişti. Bastırılmış, titrek bir inilti boğazından döküldü. Adam bu inleyen kadının sesine karşılık, derin bir homurtu çıkardı. Parmakları ıslak kadınlığının hassas noktasında baskılı dairesel bir hareketle dönmeye başladı. Dudakları boynunda gezerken, avuçları göğüs uçlarında dolaşıyordu. Adamın her dokunuş Eva'yı delirtiyor, kasıklarından başlayıp tüm vücuduna yayılan elektrik şokları gibi onu titretiyordu. Adamın, arsız dokunuşlarıyla Eva'nın bacakları itaatsiz bir şekilde, onu davet edercesine açıldı. Korku ve arzu karışmıştı; kafası karışıkken, vücudu tamamen o adama teslim olmuştu. Bunun bir rüya olduğunun rahatlığıyla, aynı açlıkla kendini ona sunuyordu. Adam kehribar gözlerini ona doğrulttu ve sertliğini sıvazlayarak kasıklarına dayadı. Eva, kasıklarına değen sertlikle bir an afallamıştı. Sonra rüyalarının daha önce hiç bu kadar yakın temas hissetmediğini hatırladı, anlık bir korkuyla, "Hayır... dur..." diye mırıldandı ama sesi zayıf ve ikna edici olmaktan uzaktı. Vücudu tam tersini söylüyordu. Kalçaları o amansız parmaklara doğru kalkıyor, daha fazla temas arıyordu. Adam yüzünde sinsi bir gülüşle, onu öpmeye devam etti. Baş parmağı o küçük, şişmiş noktaya daha sert bastı. Diğer parmakları aşağı kaydı, yavaşça ıslak mabedin içine girdi. Sert erkekliği için onu hazırlıyor, nemli sıcaklığının bacaklarına akmasını zevkle hissediyordu. Eva bembeyaz çarşafların içinde zevkle çırpınırken, derin bir nefes aldı. Kasıklarının içi titriyordu artık, sıcaklık hızla vücuduna yayılıyordu. Bu kontrol edilemeyen fiziksel tepki onu utanç ve yoğun zevk karışımı bir duyguyla doldurdu. Adam ise bambaşka bir açlık içindeydi, aidiyet hissini arıyordu. Vahşi bir hayvan gibi eşini sahipleniyordu. "İşte bu, sırılsıklamsın. Benim için hazırlanıyorsun." diye mırıldandı, sesi tatminle doluydu. "Bana ait olduğunu böyle gösteriyorsun, Rose'un kızı..." Eva artık tamamen uyuşmuştu, kasıkları bir damar gibi atıyordu. Onun hazır olduğunu hisseden adam, sert erkekliğini sıvazladı ve acımasız bir hareketle, yatak başlığından destek alarak onun üzerinde yükseldi. Eva, adamın kaslı gövdesini, içinde yaptığı ritmik hareketleri dudaklarını ısırarak izliyordu. Sert hareketlerle, Eva'nın dar ve ıslak kadınlığını dolduruyordu. Eva'nın ağzı bir çığlık için açıldı ama sesi boğazında düğümlendi. İçerisi yanıyor, geriliyordu ve sertleşmiş iri erkekliğinin çıldırtan baskısıyla inanılmaz bir şekilde doluyordu. Artık Eva tamamen teslim olmuştu, bu vahşi tutku haliyle adamın kaslı sırtına tırnaklarını geçirirken zevkle inliyordu. Adamın sert ritmi hızlandıkça, Eva'nın vücudu onunla aynı tempoya girdi. Kalçaları yatağa çarpıyor, tüm vücudu terle kaplanıyordu. Sonunda içinde biriken baskı dayanılmaz hale geldi. "Lütfen..." diye inledi, artık ne için yalvardığından emin değildi. Durması mı yoksa devam etmesi için mi? Ama adamın cevabı daha derine, daha hızlı ilerlemek oldu. Sert erkekliği ritmini artırıyordu. Ve sonra... Kasılmalar aniden, şiddetle patladı. Eva, Sanki tüm vücudunun aynı anda sınırına gelmiş gibi hissediyordu. Kasıklarında ki orgazm, bir damar gibi atıyordu. Boşalırken boğazından kopan ses onu derin bir utanca sürükledi. Ama kendine engel olamamıştı.. Bu zevk anında kadınlığının derinlerine şiddetle boşalan adam, Eva'nın bacaklarından sızan ıslaklıkla, arsızca parmaklarını ıslatıyor ve tekrar tekrar eva'nın kadınlığını okşuyordu. Artık her spazmı, her titremeyi daha sert hissettiriyordu. Gözlerini ise kadınına dikmiş, Eva'nın yüzündeki tatmin olmuş ifadeyi şımarık yaramaz bakışıyla kaydediyordu. Eva orgazmın şiddetiyle kaskatı kesilmişti, adeta nefessiz kalmıştı. Kasıkları arasından bacaklarına akan ıslaklığı hissediyordu. Adam erkekliğini içinden bir anda çıkardı ve Eva içindeki sıcak ve titreyen büyük bir boşluğu hissederek yay gibi gerilmişti. Adam eğildi, dudakları Eva'nın terle ıslanmış kulağına değdi. "Bu sadece başlangıçtı," diye fısıldadı. "Mühür uyanıyor ve seni almaya geliyorum, Rose kızı..." Ses kulaklarında yankılanırken, tenini bir soğuk sardı. Sonra gözlerindeki görüntü birden dağıldı. Eva kasıklarındaki titremeyle gözlerini dağ evinde yalnız açtı. Nefesi kesilmişti, kalbi göğsünde çarpıyordu. Pijaması ve çarşafları soğuk bir ıslaklıkla tenine yapışmıştı. Bacaklarının arası hâlâ zonkluyordu, içi titriyordu. Adamın parmaklarının dokunuşu ve o yanan doruk noktasının şiddeti hâlâ kaslarında titreşiyordu. Yüzü kıpkırmızı olmuştu. Titreyen ellerini kasıklarına götürdü. Islaklık rüyanın sadece zihninde olmadığının fiziksel kanıtıydı. Kendini bu duyguları yeni hissetmeye başladığı, ergenlik yaşlarında gibi hissediyordu. Tamam bu zamana kadar bir tecrübesi olmamıştı ama hiç bu kadar anlamsız bir cinsel açlık hissetmemişti. Sanki vücudu bir sürece girmişti. Önceki rüyalarının hiçbiri böyle bitmemişti. "Nasıl bu kadar gerçekçi olabilir?" diye homurdandı kendi kendine. O kehribar gözlerin görüntüsü, çapkın bakışı hâlâ zihninde netti. Dövmelerin desenleri, vücudunun ağırlığının baskısı, içindeki yanan doluluk... Hepsi çok gerçekti. Ve bu Eva'yı çok korkutuyordu. Derin bir nefes aldı, ellerini yüzüne götürdü. "Bu delilik," diye mırıldandı kendi kendine. "Bu sadece bir rüya. Stresten. Yalnızlıktan." Dili ve aklı bahane üretiyordu. Ama vücudu yalan söylemiyordu. Islaktı, çok zevk almıştı ve tamamen tatmin olmuştu. Başını sallayarak kendini toplamaya çalıştı. Odanın buz gibi soğuk olduğunu fark etti. Şömine çoktan sönmüştü ve odadaki ısının son izleri tamamen kaybolmuştu. Bu fiziksel soğuk, rüyanın yanan sıcaklığıyla korkunç bir tezat oluşturuyordu. Yataktan çıktı, titreyen bacaklarıyla ayağa kalktı. Soğuk halı bacaklarını daha da titretiyordu. Şömineye doğru yürürken adımları hâlâ dengesizdi. Rüyanın fiziksel yankıları hâlâ kaslarında titreşiyordu. Rüya bile bu kadar onu tükettiyse, böyle bir adamla gerçekten sevişsem ölürüm diye düşünüyordu. O anda, yatağın sıcağını üzerinden atan Eva'nın tenine vuran soğuk onu bir an kendine getirdi. "Ahh... Bu lanetli dağ başı hep bu kadar soğuk mu olacak?" diye homurdandı kendi kendine. Şehir hayatının en rahat yönlerinden biri kesinlikle ısıtma sistemleriydi. Bu dağ koşullarında ise donmamak için hızlıca şömineyi yakması gerekiyordu. Kulübeden daha fazla odun getirmek için hemen koltuktan kalktı. Hazırlanıp kapıyı açtığı anda, bastığı yerden gelen hışırtı sesi aşağı bakmasına neden oldu. Gördüğü şey onu şaşırtmıştı. Verandada, tam kapının önüne bırakılmış, kocaman bir çiçek buketi vardı. Eğildi ve çiçekleri aldı, etrafına bakındı. Ama kimse yoktu. Kar yığınları, ağaçlar ve sessizlik... Başka bir şey yoktu. Olmasını da bekleyemezdi. "Şaka mı bu..." diye mırıldandı. "Resmen dağ başındayız, bunu buraya kim koymuş olabilir?" Dürüst olmak gerekirse, bunu fazla düşünmedi. Her zaman sonuç odaklı bir kadın olmuştu ve şu anda önceliği donarak ölmemekti. Çiçekleri içerideki masaya bıraktı ve doğruca odunluğa yöneldi. Kollarını odunla doldurdu ve eve döndü. Hızlıca şömineye gitti ve ateşi yaktı. Alevler çatırdayarak canlandığında, Eva rahat bir nefes aldı. Sıcaklık yavaş yavaş odaya yayılmaya başlamıştı. Şöminenin önünde çömeldi, ellerini ateşe doğru uzattı. "Ah Tanrım, ateşten daha rahatlatıcı bir şey yok. Sanırım gerçekten lanetli bir cadıyım," diye gülerek mırıldandı. Birkaç dakika sonra gözleri masadaki çiçek buketine kaydı. Merakla oraya gitti ve çiçekleri incelemeye başladı. Not yoktu, rastgele bir buket gibi de görünmüyordu. Ama kabul etmeliydi ki, bu küçük yapraklı, renkli çiçekler gerçekten çok güzel görünüyordu. Eva çiçekleri burnuna götürdü ve derin bir nefes aldı. Burun deliklerini dolduran ferahlatıcı koku onu gerçekten mutlu hissettirmişti. Adeta içine bir sıcaklık yayıldı. Bu sabah her ne kadar garip olsada, diğer günlere nazaran mutlu başlamıştı. Tam o sırada kapı çalındı. Eva gözlerini kapıya dikti ve düşündüğü şey belliydi. Kapıda kim vardı? Çiçeklerin sahibi olabilir miydi?..
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE