Mesaim bitince üstümü değiştirip günün son kahvesi için bahçeye çıktım. Elimde kahve huzurla yudumlarken Aras'ı düşünüyordum. Akşama doğru işten erken ayrılıp gerçek işine dönmüştü. Gitmeden önce ise onu burada beklememi istemişti. Kahvemden bir yudum daha alırken oldukça düşünceliydim.
"Neden burada bekliyorsun? Eve gitmeyecek misin?" Christina'nın sesiyle düşüncelerimden çıkıp yanıma oturan arkadaşıma baktım.
"Aras'ı bekliyorum." Christina kahvemi elimden alıp bir yudum içtikten sonra yüzüme dikkatle baktı. "Korundunuz mu?" Diye sorduğunda, "Hayır." Dedim.
"Kızım deli misiniz siz? Ya hamile kalırsan!" Sinirle bana baktığında sırtımı banka yaslayıp sırıttım.
"Bu sabah hastaneye gittik." Dedim.
"Gittik?" Diye sordu şaşkınca.
"Aras'la beraber gittik işte. Ben gideceğim dediğimde peşime takıldı." Gerçekten öyle olmuştu. Kadın doğuma gidip sadece doğum kontrol hapı alacaktım ama Aras'da benimle birlikte gelmek isteyince kabul etmek zorunda kalmıştım.
"O yüzden geciktiniz." Kafamla onaylayıp kahvemin son yudumunu da içtim. "Azra, umarım bu yaptıklarının sonunda üzülmezsin." Dedi Christina.
"Siz yanımda olduğunuz sürece üzülmem." Dediğimde Christina kollarını bedenime sıkıca sardı. "Anna ile Mabel'i bilmem ama ben hep yanında olacağım." İkimiz de birbirimize bir süre sarıldıktan sonra Christina yanımdan ayrıldı ve yine tek başıma kaldım.
Bu yaptığımdan asla pişmanlık duymayacağımdan emindim. Çünkü uzun zaman, hatta ilk kez birine karşı bu kadar yoğun duygular besliyordum. Aras, benim yıllardır kaybolan ruh ikizimdi. Tenimin diğer yarısıydı.
"Beklemişsin..." Aras'ın sesiyle kafamı kaldırıp karşımdaki pezevenge baktım. Cidden pezevenkti... Tam bir serseri gibiydi ama garip bir şekilde bu ona çok yakışıyordu. Sanırım Aras'ın bu yönüne aşık olmuştum. Gerçi bizimkisi aşk mıydı onu da henüz bilmiyorum.
"Evet..." Deyip ayağa kalktığım gibi Aras'a doğru adımladım. Tam karşısında durduğumda tebessümle yüzüme baktı. "Öpebilir miyim?" Usulca konuştuğunda kafamla onaylayıp gülümsedim. "Öpebilirsin." Dedim ve dudaklarımızın birleşmesine izin verdim. İşte şimdi nefes alıyordum. Dudakları bana nefes oluyordu. öpüşmemiz derinleşirken belimden tutup beni havaya kaldırınca bacaklarımı ince beline sarıp kollarımı boynuna doladım. Kısa bir süre sonra bedenimi motorum koltuğuna oturttuğunda dudaklarımızı ayırmadan öpüşmeye devam ettik.
Onu özleyecektim hem de iliklerime kadar. Acı çekecektim, ağlayacaktım hatta nefessiz bile kalacaktım ama umurumda değil şu an sadece anın tadını çıkartmak istiyordum. Nefes almak için birbirimizden ayrıldığımızda, alınlarımızı birleştirip yüzümü kocaman ellerinin arasına aldı. "Seni seviyorum Azra." Düzensiz nefesleri arasında konuşunca gülümseyip gözlerine baktım. "Seni seviyorum pezevenk." Dedim ve kollarımı bedenine sıkıca sardım.
"Pezevenk de ne oluyor Azra? Pezevenk miyim ben?" Diye sorduğunda kafamla onaylayıp kollarımı daha çok sıktım. "Öyle olsun." Deyip bana sarıldığında saçlarıma dudaklarını bastırdı.
Kokusunu bütün ciğerlerime çekerken, bedenimin onunla yanmak için can atmaya başladı. Ve buna daha fazla dayanamayıp, "Sevişelim." Dedim. Birden söyleyince Aras, benden ayrılıp yüzüme şaşkınlıkla baktı.
"Azra sen hep böyle misin? Yani bu kadar rahat mısın?" diye sordu şaşkınlıkla.
"Evet... Ama senin yanında daha bir rahatım." Dedim ve bu sefer koca yüzünü ben avuçlarımın arasına aldım. "Cevabını bekliyorum." Deyip dudaklarına küçük bir öpücük bıraktım.
"Sonunda ikimiz de üzüleceğiz biliyorsun değil mi?" Diye sordu.
"Olsun." Omuzlarımı silkip motordan indim. "Sonunda üzüleceğimi bile bile seninle deli gibi sevişmek istiyorum." Dedim omuz silkerek.
"Sonunu bile bile seninle deli gibi sevişmek istiyorum Azra." İkimiz de birbirimizi bu kadar çok istiyorken ayrılmamız ikimizin de canını yakacaktı. İşte şimdi bunun aşk olduğuna inanmıştım. Bizimkisi imkansız bir aşktı...
"O zaman sevişiyoruz." Dedim heyecanla.
"Delisin sen Azra." Dedi kıkırtılarla.
"Deliyim ben." Deyip koluna yapıştım.
Kafasıyla onaylar onaylamaz, kaskı başıma takarak, son kez dudaklarıma kısa ve etkili bir öpücük bırakarak, motora binmiş ve eve doğru ilerlemiştik.
Nasıl bir kızım ben? Resmen çocukla sevişmek için can atıyordum. Normalde kimsenin karşısında yapamayacağım ve söyleyemeyeceğim şeyleri yapıyordum. Bu tamamen Aras etkisiydi. Ben diğer kızlar gibi gururlu ya da utangaç değildim. Babam beni oldukça cesur büyütmüştü. O olmasaydı belki bu kadar güçlü de olmazdım. Bütün bunların farkındayım ama babama olan öfkem bir türlü azalmıyordu. İki yıl öncesine kadar babamın peşinden ayrılmıyordum ama bazı şansızlıklar beni babamdan ayırdı hatta ona olan sevgimin yerini öfke kapladı. Babam gibi dik başlı olduğum için maalesef babamla anlaşamadık ve ben son çareyi kaçmakla buldum. Anneme çekseydim muhtemelen onca şeye boyun eğip hala babamın yanında olurdum ama ne yazık ki ben annem gibi değildim. Hiçbir zaman da olmayacaktım.
Babama olan öfkemin dinmesi de uzun bir zaman alacağından eminim. Çünkü babamın hem iyi hem de acımasız olduğu gerçeğini kabullenemeyiyorum. Çünkü, benim babam, kahramanımdı.
***
Sabah uyanır uyanmaz hızla duş alıp mutfağa girdim. Aras, huzurla uyurken içimden ona kahvaltı hazırlamak gelmişti bu yüzden ona güzel bir kahvaltı hazırlayacaktım ama önce dışarı çıkıp eksik malzemeleri almalıydım. Ona iki yılda öğrendiğim harika kekimi yapacaktım. Sürekli ona kızmak olmaz ki biraz da şımartmak istiyorum. Evime en yakın markete gidip kek için eksik malzemeleri alıp eve girdim. Kapıyı açtığımda karşımda yarı çıplak Aras'ı görmemle gülümseyip poşetleri mutfağa taşıdım. "Korktum." Deyip, arkadan bedenime sarılınca ne olduğunu anlamadan ellerimi ellerini üstüne koydum. "Rüya mı gördün?"
"Hayır." Deyip kafasını boynuma gömdü. "Çok saçma ama beni bırakıp gittiğini düşündüm." Dediğinde kendimi tutmayıp kahkahayı bastım. "Ya! Azra gülme! Cidden çok korktum." Dediğinde bedenimi ona döndürüp yüzünü avuçlarımın arasına aldım. "Seni bırakmadım. Sadece sana kek yapmak istemiştim bu yüzden markete gittim." Parmak uçlarıma çıkıp dudaklarımı Aras'ın dudağının altındaki küçük bene bastırdım. "Henüz birbirimizi yeni bulduk, hemen kaybedecek değiliz." Deyip bu sefer dudaklarımızı birleştirdim.
Bedenimin havaya kalkmasıyla kendimi soğuk tezgahın üstünde bulmam bir oldu. Aras, bacaklarımı açıp her iki bacağımın arasına girdiğinde kollarımı çıplak göğsünde gezdirip sağ elimi tam kalbinin üstüne bıraktım. Diğer elimi ise geniş omuzlarında gezintiye çıkardım. Dudaklarımız ve tenimiz arzuyla yanıp kavruluyordu sanki yıllardır eksik olan tarafımızı bulmuşuz gibi... Sanki ikimiz de birbirimiz için yaratılmışız.
Ellerini belimden kalçama indirdiğinde bedenimi kaldırıp odama doğru adımladı. Sanırım birazdan akşam yarım kalan işimizi tamamlayacaktık. "Aras! Ben kek yapacaktım ama." Dudaklarımızı ayırıp konuştuğumda arsızca gülümsemeyi de ihmal etmemiştim. Şu an kek bahaneydi, sadece tepkisini merak ediyordum. "Güzelim bırak keki, şimdi daha önemli bir işimiz var." Deyip bu sefer kafasını boynuma gömdüğünde kıkırdayıp az önce girdiğimiz odanın kapısını kapattım.
Aras'la birlikte duş almamak için erken uyanmıştım değil mi? Üstelik zaten duş almıştım. İşte bunu unuttuğum için maalesef, birlikte yine deli gibi sevişip duş almıştık. Onunla sevişmek harikaydı ama duşa gelince aynı şeyi söyleyemeyecektim. Her fırsatta yüzümü köpüğe boğuyordu. Saçımı mı köpüklüyordu yoksa yüzümü mü anlamıyordum.
Restorana gelir gelmez ikimiz de kendimizi mutfağa attık. Gece gündüz sevişirsek tabi ki acıkırdık. Artık sevişmeden önce karnımı doyurmaya karar verdim. Kesinlikle karnımı doyurmadan sevişmeyecektim.
Tabi bu Aras için de geçerliydi.