Bölüm 26

643 Kelimeler
Kızlarla son birkaç günde yaşanan olayların kritiğini yapmak için kafeteryada oturuyorduk. Göktuğ ve Barın sınavdalardı. "Çok garip geliyor hala! Göktuğ ve ben... inanamıyorum cidden." Aslı'nın heyecanına karşı güldük. Alper'le yaşadıklarını anlatırken hiç böyle heyecanlı görmemiştim onu. "Kızım sanki yüzüne bile renk gelmiş ya! Göktuğ'a da bak sen hiç belli etmiyordu ama." Gazel'in cümlesine kafa salladım. Barın'la o kadar meşguldüm ki arkadaşlarımın neler yaşadığını fark edememiştim bile. "Ya sana ne demeli? İnanılmaz ya! 7 yıldır içinde tuttuğun sevgin sonunda karşılık buluyor!" Aslı'nın konuyu bana çevirmesiyle gülümsedim. "Bazen öyle bakıyor ki sanki bana aşık! Ama sonra gerçek dünyaya dönüyorum ve hayal kırıklığına uğruyorum." Gazel omzumu sıktı. "Sana aşık değilse bile bir şeyler hissediyor mutlaka. Bu o kadar belli ki! Umarım ikiniz için de en iyisi olur. O çok iyi biri." Kafamı sallayıp gülümsedim ben de. "Umarım dediğiniz gibidir." Bu sırada kafeteryada adımın bağırılmasıyla bir çocuğun nefes nefese yanıma gelmesi bir oldu. "Ne oluyor?" Çocuk birkaç saniye nefesini düzene sokmak için bekledi. "Otoparkta..." yeniden nefes almak için duraksadığında sorar gibi kızlara baktım. Onlar da bir anlam verememişti olanlara. "Barın ve bir çocuk fena kavga ediyor!" Anında üçümüz de ayağa fırladık. "Ne?! Kimle?!" Kafasını iki yana salladı. "Bilmiyorum! Seninle ilgili saçma sapan şeyler söyledi çocuk. Barın daldı tabi çocuğa." Daha fazla oyalanmadan çantamı alıp kızları bile beklemeden koştum. Otogara girdiğimde Barın'ın arabasının bulunduğu yerdeki kalabalık dikkatimi çekmişti direkt. Kalabalığı yararak en öne geçtiğimde karşılaştığım manzarayla gözlerim şokla irileşti. "Onat!" Barın'ın Onat'a atacağı yumruk havada kalırken ikisi de dikkatini bana yöneltti. Oysa ben nasıl bir durumun ortasına düştüğümü bile bilmiyordum ki! Onat Barın'ın boşluğundan yararlanıp yüzüne bir yumruk geçirdiğinde çığlık attım. Göktuğ bile kenarda durmuş izliyordu. Haklıydı da! Barın yediği birkaç yumruktan sonra hakimiyeti yeniden ele alıp Onat'a birkaç yumruk ve tekme geçirdikten sonra bilinci hafif kapanır gibi olunca Barın kafasını kaldırıp bana baktı. Ona sanki bir kavganın ortasında değilmişiz gibi gülümsedim. Onu anladığımı anlatmak istedim. Onat'ı öylece olduğu gibi bırakıp bana yöneldi ve yanıma gelip elimi sımsıkı kavradı. Herkes gibi ben de şaşkına dönerken sorar gibi ona baktım. "Gidelim." dedi sadece. Ve beni arabasına bindirdi. *** Grubumuzdan gelen mesajları sessize alıp önümüzdeki yola baktım. "Şey... nereye gidiyoruz?" Şu şartlarda konuşmasam daha mı iyi olurdu acaba? "Şehir dışında bir evimiz var. Oraya gidiyoruz." Neden diye soramayacağım için kafamı koltuğa yaslayıp yolu izlemeye devam ettim. 45 dakika kadar sonra büyük bahçeli bir yazlık evin önünde durduğumuzda kemerimi çıkartıp arabadan indim. En son ona sorduğum sorudan sonra hiç konuşmamıştık. "Sen böyle geç." diye mırıldandı eve girdiğimizde salon olduğunu tahmin ettiğim odayı işaret ederek. Koluna girip başka yere gitmesine izin vermeden gösterdiği odaya çektim onu. "Ne söyledi sana o şerefsiz?" Onu salona çeker çekmez öfkeyle sorduğum soruyla derin bir nefes alıp kendini koltuğa attı. "Ece'yle ilgili saçma sapan şeyler işte!" Ellerini saçlarından sertçe geçirdiğinde yanına oturup iki elini de ellerimin arasına aldım. "Sonra ben onu tersleyince bu kez seninle ilgili şeyler söylemeye başladı!" Başını yan bir şekilde koltuğa yaslayıp bana döndü. "Bizim okuldan bir arkadaşı birkaç gündür birlikte takıldığımızı söylemiş." Dudaklarımı büzüp ellerimdeki ellerini kucağıma çekip içine daireler çizmeye başladım. "Benimle ilgili ne söyledi?" Bakışlarını ellerimize çevirdi. "Güya Ece öldükten sonra sen ona çok destek olmuşsun. Onun ne kadar üzüldüğünü en iyi sen biliyormuşsun falan!" Kaşlarımı çatıp bakışlarımı ellerimizden çekip ona çevirdim. "O Ece öldükten sonra sürekli bana ulaşıp ne kadar kötü olduğundan bahsedip durdu ve ben her seferinde onu tersledim!" Öfkeyle söylediğim cümlelere kaşını çattı. "Bana inanmıyor musun?" Kafasını iki yana sallayıp beni göğsüne çekti ve alnımdan hafifçe öptü. Ağlayacak gibi oldum. Çektiklerime... çekeceklerime, yaşadıklarıma ve yaşayacaklarıma. Ama en çok da Ece'ye ağlamak istedim. Kendimi tuttum. "Sana inanıyorum." diye mırıldandı. Gözünden akan bir damla yaş alnıma aktığında ben de ağlamaya başladım. Bak Ece, sen çok istedin... çok uğraştın ama sen yaşarken beceremedik abinle olmayı... şimdi ona senin yerine de sarılacağım, sen de bizi izle ve mutlu ol yalvarırım... Burada mutlu etmediler seni ama en azından orada mutlu ol güzel meleğim.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE