"Gel sana odanı göstereyim sonra da evi gezdiririm." diyen Batu yani erkek kardeşim elimden tutup beni peşinden çekiştirmeye başladı. Bende ona ayak uydurduğumda eve girdik. Batu merdivenlere yönelince ben de oraya gitmek durumunda kaldım haliyle. Tahminimce bütün yatak odaları ve misafir odaları bu kattaydı. Kolidorun en sonunda ki odanın kapısını açınca dudaklarım şaşkınlıkla aralandı. Odaya girip incelerken konuşmak için boğazımı temizledim.

" Misafir odası olamayacak kadar güzel görünüyor." dedim ses tonuma da yansıyan şaşkınlıkla. Batu yanımdan geçip yatağa zıpladı.
" Misafir odası değil zaten. Annem senin için özel bir oda hazırlamamız gerektiğini söyleyince her şeyi ben seçmek istedim. Normal de herkes zevkime güvenir ve beğenir ama sen beğenmediysen hemen değiştirelim." dedi. Ellerimi hemen hızlıca sallayıp konuştum. Sanki parmağını şıklatıp odayı zevkime göre değiştirecekmiş gibi.
"Hayır , hayır hiç gerek yok. Gayet de beğendim. Sade ve şık rahat bir ortam ayrıca. Yatak seçimin de gayet iyi görünüyor. Yayları falan kuvvetli olsa gerek." dedim daha demin ki zıplamasına ithafen. Ben öyle söyleyince hemen yataktan kalkıp elini ensesine attı ve başını eğip konuşmaya başladı.
"Kusura bakma abla. Öyle bir anda şey oldu. Daha ilk günümüz bu kadar rahat olmamı istemeyebilirsin tabi ki. Tekrar özür dilerim ben." dedi. Kapıdan çıkmak için ilerleyince elimi bileğine sardım ya da saramadım. Ne kadar benden küçük olsa da o bir erkek ve vücut çalıştığı oldukça belli.
"Asıl ben özür dilerim. Çok resmiymişiz gibi geldi o yüzden şaka yapayım dedim ama ciddiye aldın sen. Yani hayatım boyunca sadece iki arkadaşım vardı yanımda. Ne kadar yakın olursan ol kardeş gibi olmuyor tabi. Daha aşağı da bana sarıldığında o kardeşlik duygusunu hissettim. Beraber büyüseydik eminim çok kavga ederdik ama yine de birbirimizden kopamazdık. Ben geç buldum seni , sizi. Ama bugünden sonra gerçekten abla kardeş olalım isterim ben tabi sende istersen." dedim gülümserken. Söylediklerimle o da benim gibi gülümsemeye başladı. Başını küçük bir çocukmuş gibi hızlı hızlı sallayıp ellerini belime doladı bende kollarımı boynuna sarıp sıkıca sarıldım. Birbirimizden ayrılırken gözlerimizde ki ufak tefek yaşları da silmeyi unutmadık.
"Senin yerine bir kız kardeşim olsaydı belki de beni bu kadar sevip sahiplenmezdi. Teşekkür ederim erkek olduğun için." dedim gülerek. Dediğime gülerken konuştu.
"Onun için annemle babama teşekkür etmen gerekecek ama senin kız olman da benim işime yaradı. Bir abim olsun istemezdim." dedi yüzünü iğrenç bir şey görmüş gibi buruştururken. Bu haline kahkaha atıp konuştum.
"Neden?" diye sordum.
"Hiç sorma. Aşağı da gördüğün Artun abimin 3 erkek kardeşi var ve en küçüğü seninle yaşıt. Bize her geldiğinde yada biz Artun abime gittiğimizde bana abilik yapmaya çalışıyor. Başında üç tane abi var ya o da bana takmış durumda." dedi. Söyledikleriyle biraz daha gülüp odadan çıktık. Hemen yan odam Batu'nun odasıydı. Merdivenlere yakın olan üçüncü kapıda babamların yatak odalarıydı. Geri kalan odalar da misafir odası ve iki tane banyoydu. Alt kata inip salona geçtik. Babam ve eşi Alçin hanım ikili kanepe de yan yana Artun bey diğer ikili koltukta Batu da başka bir koltuğa oturunca tek boş yer olan Artun bey'in yanına oturdum.
"Bir restoran işletiyormuşsun Akelcim. Haldun biraz bahsetti." diyen Alçin hanımla gülümseyip başımı salladım.
"Evet öyle ımm.... size nasıl seslenmeliyim?" dedim çekingence. Ben cevabı Alçin hanımdan cevap beklerken Batudan geldi cevap.
"Teyze diyebilirsin abla." dedi demesine de hemen başına kırlent yedi. Ben gülmemeye çalışırken Alçin hanım konuşmaya başladı.
"Sus bakayım sen! Ben o kadar yaşlı mıyım?" hemen sonra bana dönüp yüzünde ki sınırlı ifadeyi gülümsemeyle değiştirdi. "Alçin abla diyebilirsin ya da ismimle hitap et." dedi.
"Alçin abla. Gastronomi okudum. Restoran işletiyorum aynı zamanda yemekleri ben hazırlıyorum. İki yakın arkadaşım var ve ailesi. Sizinle tanıştırmak istiyorum onları ama ilk önce biz birbirimize alışalım istiyorum." dedim. Babam ve Alçin abla beni onaylayan mırıltılar çıkarırken Batu konuştu.
"Ben çoktan alıştım bile. Abi artık senin o küçük kardeşin Güney bana abilik yapamayacak. Artık ablam var." sonra bana dönüp devam etti konuşmasına. " Abla hazır kime nasıl bahsedeceğinden bahsediyorken Artun abime nasıl sesleneceksin?" diye sordu.
"Senin gibi abi desin oğlum. Değil mi Artun sonuçta yaşını başını aldın. Hatta amca bile diyebilir." dedi babam. Artun bey babamla dalga geçmek amaçlı yalandan güldü.
"Ha ha ha ! Çok komiksin Haldun. Sen bana ismimle hitap edebilirsin Akel. Sadece yaşım 34 ve o kadar da büyük değilim senden." dedi. Başımı onaylamak için salladım ve Artun bey'e dönüp konuşmaya başladım.
"Siz nasıl isterseniz." dedim.
Akşama kadar orada oturduk , konuştuk , hasret giderdik. Bir ara Artun bey işi olduğunu söyleyip gitti. Şuan akşam yemeğini yemiş bahçeye çıkmıştık ve kahvelerimizin gelmesini bekliyorduk. O sırada Artun bey geldi.
"Hoşgeldin Artun." diyen babam ve Alçin abla. Batu ile ben de başımızla selam verdik.
"Hoşbulduk." deyip hemen karşımda ki koltuğa oturdu. Çalışan kadın kahvelerimizi getirince sade kahvemi aldım. Herkes alınca Artun bey de kendi için bir kahve yapılmasını istedi.
"Selma abla bana da sade bir kahve yapar mısın?" dedi. Onun da kahvesi gelince sohbet etmeye başladık.
"Baba?" dedim. Kahvesinden yudum alıp bana döndü.
"Efendim kızım." dedi. Söylediği şeyle gülümsedim.
"Yarın ilk şirkete uğramam gerekiyor sonra da restorana geçeceğim. Haberin olsun diye söylüyorum." dedim. Başını sallarken aynı zamanda da konuştu.
"Git kızım. Ama erken gel eve olur mu ?" dedi. Gözlerimi onaylamak için kapatıp açtım.
"Olur öyle yaparım o zaman." dedim. Ben lafımı bitirir bitirmez Batu konuşmaya başladı.
"Abla bende gelebilir miyim seninle yarın?" diye sorunca gülümsedim.
"Gelebilirsin tabi. Şirket biraz sıkıcı olacak ama bence restoran baya eğlenceli. Selimle kafalarınızın uyuşacağına eminim." dedim. Söylediklerimle babam , Batu ve Artun bey bir anda konuşunca şaşırdım.
"Selim kim?" diye sordular. Tamam babam ve Batuyu bir nebze anlayabilirim ama Artun bey'e ne oluyor onu anlayamadım.
"Arkadaşım. Aynı zamanda Restoran da Şeflik yapıyor." dedim normal ses tonumla.
"He arkadaşınsa tamam o zaman." diyen Batuyla geceyi de sonlandırdık. Artun bey kendi evine gitmek üzere ayrıldı. Bizler de odalarımıza gitmeden iyi geceler dileklerimizi birbirimize iletip uyumaya gittik. Odaya girince sabah giyinme odasına yerleştirilen pijamalarımdan bir tanesini üzerime geçirdim ve yatağıma girdim. Her şey çok garipti. Babamı buldum. Evli olduğunu ve bir erkek kardeşim olduğunu öğrendim. Ve bir de Artun bey vardı . Yani Artun , öyle dememi istemişti değil mi? Aramızda 10 yaş vardı ama 34 yaşında olmasına rağmen çok genç ve karizmatik görünüyordu. Biraz da yakışıklı. Tamam kendimi kandırmama gerek yok adam çok yakışıklıydı. Aman neyse ne beni ilgilendirmez ne kadar yakışıklıysa yakışıklı. Uykuya daha fazla dayanamadım ve rüyalar alemine direk geçiş yaptım.
*****************
Sabah alarm kurduğum saatte uyandım yani saat beşte. Hemen yataktan kalkıp banyoya girdim ve elimi yüzümü yıkadım. Oradan çıkıp giyinme odasına geçtim. Üzerimde ki gecelikleri de çıkarınca tayt ve koşucu atleti giydim üzerine de kapüşonlu sweatshirt aldım ve odadan çıktım. Aşağı kata inerken saçımı da tepeden at kuyruğu yapıp evden ses yapmadan çıktım. Bahçeden de ayrılınca etrafa bakındım. Çevreyi bilmediğim için nerede koşacağımı da bilmiyordum ama olduğum yere iyice bakıp evi ve çevresini aklıma kazıdım. En azından geri döndüğümde evi bulabileyim. Hareketlenip ritmik bir şekilde hızımı arttırarak koşmaya başladım.
Kısa bir süre sonra orman yolu gördüm ve oraya doğru yöneldim. Yaklaşık bir saat kadar bir süre koştum. Artık yorulduğum için hızımı düşürüp yere bakarak ilerlemeye başladım. Biraz daha gideyim sonra dönerim düşüncesiyle koşuyorken birden bir şeye çarptım. Ağaç olma ihtimali sıfırdı çünkü bu şey oldukça güzel kokuyordu ve belime sardığı kolları vardı. Başımı kaldırıp bakınca içimde garip bir his peyda oldu. Terden alnına yapışmış bir kaç tel saçı , yine terden üzerine yapışan dar t-shirt ve kaslı vücuduyla Artun bey. Yakından çok daha yakışıklı ve terli olmasına rağmen muhteşem güzellikte bir kokusu var. Sapık gibi adamı incelerken gülümsedi. Bakışlarım dudak kıvrımlarında takılı kaldı. Ah hadi ama Akel! Adam senden kaç yaş büyük. Benden büyük olması ondan etkilenmem için bir engel değil bence. Kendi içimde iç hesaplamamı yaparken Artun Bey konuştu.
"Kusura bakma. Seni fark edemedim. İyisin değil mi?" diye sormasıyla toparlanıp kolları arasından çıkarak bir adım geriledim ve aramıza mesafe koydum. Böylesi benim için daha iyiydi. Yoksa o güzel kokunun kaynağına yanı boynuna kafamı gömecektim. Uzak kalırsam kokuyu almam ve böylece aklım başımda kalır.
"İyiyim bir sorun yok. Ben özür dilerim. Yere bakarak ilerliyordum ve ormanda birisiyle karşılaşacağımı düşünmüyordum. Özellikle de sizinle. Şaşkınlığım o yüzden. Siz iyi misiniz? Başımı göğsünüze sert çarptım , canınızı acıtmış olabilirim." dedim. Güya adamı sapık gibi incelememi gizlemeye çalışıyordum. O sırada güzel kahkaha sesi kulaklarıma doldu.
"Canımı acıtmadın tabi ki. Devam edecek misin koşmaya daha? Benim sporum bitti. İstersen birlikte dönebiliriz." diye sordu o erkeksi ses tonuyla. Etrafıma bakarken yolu çıkarıp çıkaramayacağıma anlamaya çalışıyordum.
"Babamlara yakın mı oturuyorsunuz?" diye sordum. Başını olumlu anlamda sallayıp cevap verdi.
"Evet 5 blok yanında." dedi. Başımı salladım ve ilk sorusuna hitaben cevap verdim.
"Aslında yolu bulabilir miyim bilmiyorum. Sizinle gelsem sorun olur mu?" diye soru yönelttim. Eliyle geldiğim yolu işaret edince oraya dönüp ilerlemeye başladım o da yanımda ilerliyordu. Sessiz sakin bir süre ilerledik. Yolu yarıladığımızı düşündüğüm vakit sesi kulaklarıma doldu.
"Her sabah koşar mısın böyle?" dedi. Ona dönmeden önüme bakarak cevap verdim.
"Her sabah değil ama çoğu zaman. Burası güzelmiş aslında koşup rahatlamak için , yolu öğrenirsem eğer her sabah koşabilirim." dedim. Başını sallayıp konuştu.
"Yolu öğrenene kadar birlikte koşabiliriz." başımı şaşkınlıkla kaldırıp yüzüne baktım. Bu hareketimle ekleme yapmak ister gibi devam etti. " Yani sende istersen." dedi. Gülümsedim. Bakışları dudaklarıma düşünce hemen çekip gözlerime sabitledi.
"Aslında iyi fikir. Hem babam erken saatte koşuya çıktığımı öğrenince yalnız başıma orman da koşmama izin vermeyecektir. Siz yanımda olunca bir sorun çıkmaz diye düşünüyorum." dedim gözlerine bakarak.
"Şu siz diye hitap etmekten ne zaman vazgeçeceksin? Bana ismimle hitap et lütfen." dedi. Bakışlarımı etrafta dolandırırken konuştum.
"Daha yeni tanıştığımız için öyle sesleniyorum ama aynı zamanda da aramızda ki yaş farkı size isminizle hitap etmemem için bir sebep. Yani yaşıtımmışsınız gibi isminizle seslenmek doğru gelmiyor." dedim. Elimle başımı kaşır gibi saçlarımın arasında tutarken.
"Yaş farkımız olmasa ismimle hitap edebilirdin öyleyse. Ama yaşımı düşünmeden de söyleyebilirsin. Bence gayet genç görünüyorum. Sence yaşlı mıyım?" diye sordu alınmış gibi ama pek de emin olamadım doğrusu. O öyle sorunca bir utandım. Adama dolaylı yoldan yaşlı demiş gibi mi oldum acaba.
"Hayır yaşlı değilsiniz tabi. Benden büyük olduğunuz için.." dedim.
"O zaman bana ismimle seslen. Hatta bir deneme yapalım." dedi. Nasıl yapacağımı bilemediğim için hemen itiraz yoluna başvurdum.
"Artun bey ol-" derken sözümü böldü.
"İşte ne güzel diyorsun ama biraz fazlalığı var gibi. Bey kelimesini kullanmamalısın." dedi. Kendimi zorlayarak ismini mırıldandım.
"Artun." dedim. Duymamış olacak ki eliyle biraz daha yüksek sesle söylememi ister gibi yukarı doğru hareket ettirdi. Biraz daha yüksek sesle söyleyip duymasını sağladım.
"Artun." deyince dudağının kenarı kıvrıldı.
"Hiç kimse ismimi zorla söylememişti ama olsun. Yine de en güzel sen seslendin." dedi. Söylediği şeyle utanıp eve kadar daha da konuşmadım. O da konuşmayınca sessizce eve kadar geldik. Evin önüne gelince ona dönüp konuştum.
"Kahvaltıya gelirmisin?" diye sordum. İlk önce eve sonra bana en son da üzerine bakıp konuştu.
"Eve gitsem iyi olacak. Hem şirkette işim var erken gideceğim. Başka bir zaman gelirim." dedi. Başımı olumlu anlamda sallayıp dudaklarımı araladım.
"Tamam o zaman. Teşekkür ederim beni sağ salim eve getirdiğin için. Sayende kaybolmadım." dedim gülümseyerek. Dudağının kenarını hafif kaldırmasıyla karizmatik gülüşünü bahşetti bana. Eliyle evi gösterip konuştu.
"Teşekküre gerek yok. Hadi gir eve terin soğumasın." dedi. Başımı aşağı yukarı sallayıp eve geri geri adımlarken konuşmak için dudaklarımı araladım.
"Tamam görüşürüz." dedim ve hemen arkamı dönüp eve girdim. Kimseye yakalanmadan odaya çıkarak kendimi duşa attım. Hızlıca duşumu alıp giyinme odasından üzerime hem şirket hem de restorana uygun bir kıyafet geçirdim.

Giyinme odasında bulunan makyaj masasına oturdum ve sade bir makyaj yapıp saçlarımı da düzleştirip odadan çıktım. Merdivenlerden ne kadar sessizce inmeye çalışsam da ayağımda ki topukluların izin verdiği kadar sessiz olabiliyordum. Girişe inip bir kat daha aşağı indim ve yemek odasına geçtim. Masaya ilerlerken herkesin burada olduğunu farkettim. Ben onlar uyuyordur diye oldukça sessiz hareket etmeye çalışmıştım ama boşunaymış demek ki. Masaya yerime yani Batu'nun yanına oturdum. Ceketimi omzumdan alıp yanımda ki sandalyeye koydum ve hepsine dönüp konuştum.
"Günaydın. Afiyet olsun. Hep böyle erken mi kalkarsınız?" diye sordum hepsinde teker teker gözlerimi gezdirirken. Babam ve Batu başını aşağı yukarı sallarken Alçin abla konuşarak bildirdi cevabını.
" Çoğunlukla canım. Ayrıca sen Batu'nun öyle onayladığına bakma o zorla kalkar yataktan. Seninle gelmeyecek olsa biz şirkete geçince o çıkar odasına tekrar uyur." gözüm Batu'ya döndü ve ona gülümsedim. " Hem sende erkenciydin bugün. Koşuya çıktın sanırsam." dedi. Başımı onaylamak için salladım ve konuştum.
"Evet böyle restorana gittiğim günler en az bir saat koşmam gerekiyor. Koşmazsam eğer restoran bana zindan oluyor. Müşterilerle ilgilen , özel müşteriler için gir yemek hazırla , bunun bir de yönetim kısmı var. Koşmak şarj gibi beni geceye kadar tutuyor." diye açıkladım kendimi. Alçin ablanın anladığını belirten birkaç kelimesinden sonra babam sözü devralarak devam etti.
"Çevreyi bilmiyorsun kızım. İlk bir bizden biriyle birlikte gezseydin etrafı. Fazla uzaklaşmadın anlaşılan evi tekrar bulabildiğine göre." dedi. Gülümsedim. İnsanın babası tarafından merak edilmesi ne kadar güzel bir duyguymuş.
"Aslında bulurum diye evin çevresini aklıma kazımıştım ama on beş dakikalık bir mesafe de orman vardı. Orman da koştum. Orada da Artunla karşılaştık. O da yakınlarda oturuyormuş beni o getirdi geri." dedim. Üçü de bana dikkatle bakarken yanlış bir şey mi dedim acaba diye düşünmekten kendimi alıkoyamadım. En sonunda Batu konuşunca olay anlaşıldı.
"Artun mu dedin sen!" dedi. Başımı olumlu anlamda sallayıp konuşmak için dudaklarımı araladım.
"Evet. Kendisi dedi ya dün bana ismimle hitap et diye. Etmeyeyim mi?" diye sordum.
"Etme tabi. O senden kaç yaş büyük ben abi diyorum senin de demen gerekir." diyen Batuyla konuştum.
"Sende ismiyle hitap et Batu." dedim. Omzunu silkip sanki sır veriyormuş gibi bana yaklaşıp konuştu.
"Bana izin vermiyor. Sana da izin vermemesi gerekirdi. Niye böyle oldu anlamadım." dedi. Bende aynı onun gibi yaklaştım ve konuştum.
"Çünkü ben senden büyüğüm. Ama sen bana ismimle hitap edebilirsin. Benim öyle illa abla diyeceksin diye bir zorlamam yok." dedim. Kolunu omzuma atıp beni göğsüne çekti ve sarıldı. Ben de ellerimi beline sarıp sarılışına karşılık verdim. Gözüm babamla Alçin ablaya değince ikisinde yüzlerinde ki gülümsemeyle bize bakıyorlardı. Alçin abla bana bakarak konuşmaya başladı.
"Batu daha küçükken kardeş istiyorum diye çok ağlardı. Ama kızlardan da hoşlanmazdı. Şimdi şu halinizi görünce çok mutlu oluyorum. İyi ki Haldun seni buldu da bizimlesin artık. Hem benim için de iyi oldu. İki erkekle yaşam çok da güzel olmuyor. Artık seninle herşeyi yapabiliriz. Kız kıza." diye gülümsedi son cümlesini babam ve kardeşime söylerken. Başımı onu onaylamak için salladım ve geri kalan kahvaltımızı sessizlik içerisinde yaptık. Bir ara Batu üzerini değiştirmeye gitti. Biz de o sıra yemek odasından çıkıp yukarı da kapının önüne geldik. Batu daha inmemişti. Ben babamla Alçin ablayı şirkete gitmek üzere uğurlarken arkadan Batu da geldi. Ona baktığımda üzerine pastel sarı t-shirt altına da koyu kot pantalonunu giymişti.
"Hadi gidelim." dedim elimle arabamı gösterirken.

Sürücü koltuğuna geçip kemerimi bağladım. O da yanıma oturunca arabayı çalıştırıp şirkete sürdüm. Bir saatlik yolculuktan sonra sonunda şirkete varmıştık. Otoparka park edip indik aşağıya asansöre binip en üst kata kartımı okutarak çıktım. Asansörün kapısı açılınca hiç beklemeden annemin odasına girdim. Benimde bir odam vardı tabi ama pek uğramazdım buraya. Benim iş yerim restorandı sonuçta. Benim arkamdan Batu onun arkasından annemin asistanı girdi içeriye ben annemin koltuğuna otururken Batu da masanın önünde ki koltuklardan birine kuruldu. Asistan Burcu elinde ki bir kaç kağıdı önüme koyup imzalamak gereken yerleri gösterdi. Ne ile ilgili olduklarını dikkatlice okuyup imzaladım. Burcuya teslim edip şirketten ayrıldık ve restorana sürdüm. Arabayı park edip indim. Batu da inince ıslık çalarak peşimden geldi. Arkama dönüp ne yaptığını anlamaya çalıştım. Yanıma gelince elini belime sarıp beni yanına yaklaştırdı ve konuştu.
"Restoran deyince İstanbul'un ünlü mekanlarından biri olacağını da düşünmemiştim doğrusu. Buraya kaç defa geldiğimi veya geldiğimizi hatırlamıyorum. Sen buradayken biz de buradaydık ve çok yakındır ama tanımıyordum işte birbirimizi. Bir daha bırakmayalım birbirimizi. Ayrı kalmayalım." dedi. Başımı göğsüne koyup elimi beline doladım. Sonra hafifçe kıkırdadım.
"Sen evlenince de evinde benim için oda hazırlarsın artık. Gül gibi yaşar gideriz üçümüz." dedim gülerek. O da benimle gülerken konuştu.
"O kadar da değil abla. Ben hanımcı olacağım." demesiyle alınmış bir yüz ifadesi takınıp uzaklaştım ondan sonra söylenerek restorana ilerledim. İçeri girince ortalıkta dönen müşterilerle ilgilenen garsonlar mekanın yeterince dolu olduğunu gösteriyordu. Fazla ortalıkta dolaşmadan hemen arkamda olan Batu'nun elinden tutarak yukarıda ki ofisime götürdüm. Kapının kilidini açıp içeriye girdik ve ardımızdan kapattım. Camları açıp bir haftadır hava almayan odaya hava dolmasını sağladım. Kendi koltuğuma oturunca Batu'ya bakıp konuştum.
"Ne içersin ? Ya da bir şeyler yiyelim." diye öneri yönelttim. Ayaklarını iki koltuğun arasında ki küçük sehpaya uzatıp konuştu.
"Şimdilik soğuk bir şeyler içelim. Bir şey yemek istediğimiz de aşağı da yeriz." dedi. Başımı olumlu anlamda sallayıp masanın üzerinde ki telefondan aşağıyı arayıp iki limonata istedim.
Limonatalarımız geldikten sonra epey bir süre oda da oturduk. Ben biriken işlerimi hallettim. Batu da telefonuyla ilgilendi , kalktı odayı gezdi. Bir ara Selim geldi onunla lafladılar. Sırtımı geriye yaslayıp Batu'ya baktım.
"Ben acıktım. Sende acıktıysan aşağıya inelim." dedim. Batu ayaklanıp konuştu kapıya ilerlerken.
"Sonunda ne zaman acıkacaksın diye açlıktan ölecektim burada. Hayır anlamıyorum ki yemek yedirmeden geri dönmeyi falan düşünüyorsun sanmıştım bir an." demesiyle gözlerim ve dudaklarım şaşkınlıkla aralandı. O kapıdan çıktığında bende peşinden gidip aşağı indim. O bir masaya oturmak için ilerlerken ismimin söylenmesiyle Batu ve ben aynı anda durduk. Çünkü bu normal bir seslenme değildi. Adeta bir kükremeydi ve ben bu sesin sahibini tanıyordum. Arkamı dönüp Doğu ile göz göze geldim. Bir kaç kişi bize bakarken hızlı adımlarla üzerime gelmeye başladı. Bu tepkilerini anlayabiliyordum. Sessiz sedasız haber vermeden çekip gitmiştim ve oldukça endişelenmişti. Yavaş adımlarla ona doğru ilerledim ama bir anda kolumu tutup sıkmasıyla afalladım. Ne yapmaya çalışıyordu?
"Neredesin sen ? Haber vermeden çekip gitmekte ne demek?" diye bağırdı. Kolumu yok edip elini yumruk yapmak ister gibi sıkıyordu. Ve canımı acıtıyordu.
"Canımı acıtıyorsun!" dedim sessizce. Ama beni dinlemeden kolumdan sarsıp tekrar bağırdı.
"Cevap ver bana!" dedi. Elimi kolumda ki eline koyup ayırmaya çalıştım ama nafile. Bu kimdi Allah aşkına benim tanıdığım yıllarımı geçirdiğim en yakın arkadaşım Doğu olamazdı bu karşımda ki. Ben ağzımı açıp kolumu bırakmasını söyleyecekken Doğu suratına bir yumruk yedi. Başımı çevirip kimin olduğuna baktığımda Batu olduğunu gördüm. Sonra söylediği şeyle ona olan sevgim katlandı katlandı içimden taşacak kıvama geldi.
"Sen kimsin de benim ablama hesap soruyorsun lan!" dedi. Doğu doğrulup Batu'yu ittirdi. Boş bir anında denk gelmiş olacak ki gerileyip düştü. Doğu'nun eli tekrar koluma sarılınca elinden kurtulup kardeşime bakmak istedim ama nafile. Bu sefer sonunda müşterilerden biri yardım etme girişiminde bulunacaktı. Doğu'nun yakasına yapışıp kafasını burnuna gömdü. Burnunun kırılma sesinin tüm restoran da duyulduğuna eminim. Ben özgü olmanın rahatlığıyla hala yerde duran kardeşimin yanına gidip çömeldim ve iyi olup olmadığına baktım. Bana gülümsedi. Sonra tekrardan o adam çevirdi bakışlarını. Ben kalkmasına yardım ederken Adamın sesini işitti kulaklarım. Tüm restoranı inletecek bir sesle bağırdı.
"Alın bu iti burdan. Onun icabına sonra bakacağım." diyen adamla her ne kadar kim olduğunu anlasam da bakışlarımı o adama çevirip baktım tam da tahmin ettiğim gibi.
Artun...