Yapılan kontroller sonrası başımda bir sorun olmadığı anlaşılmış, doktor alnımdaki kesiğe pansuman yaparak beni taburcu etmişti.
Eve dönüş yolunda, Kemal beyin ara ara yaptığı telefon görüşmeleri dışında ikimiz de sessizliğimizi koruyorduk.
Kafamda düşünceler dönüp duruyordu. O adam, itiraf ettiği için anneme bir şey yapar mıydı? Polise gitmek istiyordum ama bu sefer de annem her ne kadar azmettirmese de hapse girecekti. Esved'in annemi koruyacağı sözüne güvenmeli miydim? Başka bir çıkış yolu olup olmadığını defalarca düşünsem de kafam allak bullaktı. Aklıma başka bir çıkar yol gelmiyordu.
"Şimdi anneme ne olacak?" diye sordum. Bakışlarım önümde akıp giden yoldaydı.
"Annenize bir şey olmayacak," Kemal beyin sesi her zamanki gibi duygusuz çıkıyordu. "Esved bey verdiği sözden dönecek biri değil."
Onlara güvenmeli miydim? Başımı pencereye doğru çevirerek yanımda kaybolup giden ağaçları izledim. Onlara güvenmekten başka çarem yoktu. Halit Erdem beni korkutuyordu ve annemin nasıl olurda o adamla anlaşma yaptığını hala öğrenememiştim. Benim üzerimden tehdit etmişti onu ama bu yeterli bir sebep gibi gelmiyordu, kimse kimseyi kolayca tehdit edemezdi. Bir şey olmuş olması gerekiyordu. Eve varır varmaz annemden bu soruların cevaplarını almak, her şeyi kafamda oturtmak ve ona göre bir çıkış yolu aramak istiyordum.
Gerekirse onu alıp buradan kaçırırdım.
Eve geldiğimde, sanki kafamın içindekileri okumuş gibi Kemal bey, "Kararsızlığınızı görebiliyorum." dedi. Nasıl görüyordu? Ona baktım. "Sakın Esved beyden gizli bir iş yapmaya çalışmayın, bu sizin için daha kötü olur. Ve..." Duraksadı ve yüzüme baktı. "Bunu söylemem ne kadar doğru bilmiyorum ama... O çocuk sana değer veriyor."
Kaşlarımı kaldırdım. Değer mi veriyordu? Nasıl bir aldatmacaydı bu? Beni bu sahte sözlerle mi bastırmaya çalışacaklardı?
Hiçbir şey söylemeden arabadan indim ve kapıyı kapattım. Eve doğru yürürken arabanın motor sesi mahalleyi doldurmuş ve araba hızla sokakta kaybolmuştu.
"Anne?" Elimdeki anahtarı portmantoya bırakarak adımlarımı merdivenlerden yukarı sürükledim ve annemin kapısının önünde durdum. "Anne?" diye seslendim içeri doğru ve ses gelmeyince yavaşça içeri girdim.
Bıraktığım yerde öylece uyumaya devam ediyordu. Yanına doğru yürüdüm ve üzerini örttüm. Teni solgun gibiydi, biraz da ateşi vardı ama çok değildi. Aç olmalıydı.
Mutfağa inerek tepsiye hızlıca bir şeyler hazırladım ve odasına götürerek onu yemeye zorladım. Birkaç lokma da olsa bir şeyler yediğini görmek iyi hissettirmişti. Tepsiyi kucağından kaldırdığımda tekrar yatakta uzanarak uykuya daldı. Bu seferde karışık bitki çayı hazırlayıp içirdim ona. Hastalanmasını istemiyordum.
"Her gün o kadar yol mu gidiyordun?" diye sorduğumda gözlerini kaçırdı ve bardağı kucağına indirdi.
"Zor olmuyor muydu?" dedim başımı hafifçe eğerek. "Tek başına bunu yapmak..."
"Bunları konuşmayalım." dedi ve bardağı tepesine dikerek elime tutuşturdu.
"Anne..."
"Sonra." dedi. "Sonra anlatacağım sana."
"Neden sonra?" diye sordum merakla. Neden erteliyordu? Halit Erdem'in hapisten çıktığını da öğrenmemişti halbuki. Eğer haberi olursa ondan hiçbir şey öğrenemeyeceğimden korkuyordum.
"Şimdi gücüm yok." dedi. "Dayanamayabilirim."
O böyle söylediğinde endişelendim ve dizlerimin üstünde başucuna çöktüm. Haklıydı, oldukça yorgun ve bitkin görünüyordu. Teni hala solgundu ve onu hastaneye götürme ısrarlarıma karşı çıkmıştı.
Bardağı komidinin üzerine sessizce bırakarak yorganın ucunu hafifçe kaldırdım ve içine girerek annemin yanına uzandım. Okula gitmeyecektim, onu yalnız bırakmaya niyetim yoktu.
Ama bu durum sadece bir gün boyunca sürdü. Annem okula gitmediğimi görünce çok kızmış ve ertesi gün okula gitmem konusunda diretmişti. Ne kadar yatıp dinlenmesi konusunda ısrar etsem de ısrarlarımı dinlememiş ve mutfağa inerek kahvaltı hazırlamıştı.
"Bana olanları anlatmayacak mısın?" diye sordum elimle sırtıma astığım okul çantasını sımsıkı tutarken. "Polise gitmeyecek miyiz?"
Mutfaktaki adımları duraksadı. "Hayır."
Ona yaklaştım. "Neden?"
"Ne olacağını biliyorsun." dedi bakışlarını yüzüme kaldırarak. "Hapse girmek umrumda değil, seni tek bırakamam."
"O adam seni tehdit etti sonuçta, seni kolayca içeri atamayacaklardır. İspatlayabiliriz."
Yüzü asıldı. "Elimizde kanıt yok ve o adam karşısında kolay kolay bize inanmazlar."
O kadar kendinden emin söylüyordu ki, bu tavrı beni daha önce bunu yaptığı düşüncesine itti. "Polise mi gittin?" diye sordum aniden.
Yutkundu ve arkasını döndü. "Gitmiştim, yıllar önce."
Kaşlarım çatıldı. "Yıllar önce mi? Bu işi ne kadar süredir yapıyordun?"
"Kahvaltını et Ece, okula geç kalacaksın."
"Anne!"
"Gelince konuşacağız." dedi omuzlarımdan tutarak. "Bu durumun seni etkilemesine izin vermeyeceğim. Sen sadece derslerine odaklan, geri kalanını ben halledececeğim."
Kaşlarım çatıldı. Bulaşacağım kadar bulaşmamış mıydım zaten? Yine de o bu durumdayken onu daha fazla üzmek istemiyordum. İstediği gibi konuyu kapatarak başımı salladım. Geldiğimde anlatacağına söz vermişti zaten.
Eğilip alnımdan öptü. "Hadi, geç kalma."
Okul bahçesinde Utku'yla karşılaşmıştım. "Dün okula gelmedin, hayırdır bir durum mu var?" diye sordu.
Adımlarımı okula yönlendirdim ve gülmeye çalıştım. "Uyuyakalmışım ya, sonra da gelmek istemedim."
"Yakında devamsızlık yüzünden sınıfta kalacaksın." diye söylendi.
Şimdilik kimseye bir şey anlatamazdım. Kimseyi tehlikeye atmak, böyle bir karmaşanın içine sürüklemek istemiyordum. "Hadi girelim sınıfa geç kalacağız."
Heyecanla okulun bitmesini ve eve gitmeyi istiyordum. Ama bugün zaman her zamankinden daha yavaş akıyordu sanki. İlk iki ders sürekli saate bakmakla geçmişti. Ne derse, ne insanlara, hiçbir şeye odaklanamıyordum. Esved ne yapmıştı? Bir şeyler öğrenebilmiş miydi? Aramalarımı açmıyordu ve evine gidecek vaktim olmamıştı. Bir an önce bu sorunun çözüme kavuşmasını ve üzerimizdeki bu gerginliğin kalkmasını istiyordum. Normal hayatımıza dönmek istiyordum. Annemi böyle üzgün ve gergin görmek içimi yakıyordu.
"Halledebilirim." dedim mırıldanarak. "Halledebilirim."
"Neyi halledebilirsin?" Omzumun üzerinde gördüğüm yüzle çığlık atarak geri çekildim. Mete geri çekilerek kulağını ovuşturdu. "Kulağım..."
"Ne arıyorsun dibimde?" diye sordum aksi bir sesle. Beni korkutmuştu.
"Yakışıklı yüzümden nasıl korkabilirsin?" Sesi alıngandı.
Kaşlarım çatıldı. "Ne istiyorsun?"
"İyiliğini istiyorum elbette, ne isteyeyim?"
"Ne?"
Kolumdan tutarak beni ayağa kaldırdı. "Öğle arası oldu ama yemek yemeye niyetin yok galiba?"
Öğle arası mı olmuştu? Kafam o kadar şeyle doluydu ki zaman kavramını kaçırmıştım. "Yemeyeceğim." dedim.
Kaşları havalandı. "Ben yiyeceğim ama."
Beni çekelediğinde bir an takıldım ama adımlarım istemsizce onu takip ediyordu. "Bunun benimle ne ilgisi var?"
"Bana eşlik et."
"Başka emrin?"
Başını omzunun üstünden bana çevirdi. "Arkadaşım değil misin kızım sen? Yalnız yemek istemiyorum, sen de yanımda oturacaksın öyle işte."
Kaşlarımı çatarak durduğumda o da durmuştu. "Başka arkadaşın yok mu kardeşim? Onunla otur işte." Geriye döndüğümde kolumu hala bırakmamıştı.
"Yok arkadaşım." dedi.
"Yalancı, yanında gördüklerim kim o zaman?"
Güldü ve kolumdan tutarak beni çekiştirdi. "Ya gel işte, beraber yiyelim."
Yüzümü assam da sesimi çıkarmadan onu takip ettim.
Adımlarımız hızla ilerlerken yemekhanedeki çoğu göz de bizi takip ediyordu. Kolumu ondan çektiğimde bir an adımları yavaşlasa da yürümeye devam etti.
"Onlara aldırma." dedi Mete. "Ne yiyeceksin?"
"Bir şey yemeyeceğim dedim ya."
İç çekti. "İyi. Ben yemeğimi alıp geliyorum, beni şu boş masada bekle bari."
Sıraya doğru yürüdüğünde ben de kenardaki boş masalardan birine yerleştim ve bahçeyi izledim. Bugün Esved'i görmemiştim, gelmediğini tahmin etmek zor olmazdı ama bir yanım onu okulda bulmak ve ondan olanları duymak istiyordu.
Babasıyla ne konuşmuştu? Annesi ile ilgili bir şey öğrenebilmiş miydi? Annem yıllardır bu işin içinde olduğunu itiraf etmişti, Esved de bunları biliyor muydu? Babası itiraf etmiş miydi?
Önüme bırakılan tepsiyle hızla geri çekildim ve başımı kaldırarak elinde tepsiyle dikilen Mete'ye baktım. "Beni korkuttun."
"Anons mu verseydim geliyorum diye?" Karşıma geçip kendi tepsisini önüne koyduğunda getirdiği tepsilere baktım.
"Bana neden getirdin?"
Eline kaşığını alarak pilavdan bir kaşık aldı. "Ye hadi, sabahtan beri bir tuhaf görünüyorsun zaten." Gözlerini tepsisine indirdi ve yemeğini yemeye devam etti.
Beni mi izlemişti? Bu düşünce beni ürpertti. Kesin yine bir şeylerin peşinde olmalıyıdı. Kafam evdeki olaylarla meşgul olduğundan ona karşı gardımı indirmiştim. Mete'ye karşı her zaman tetikte olmalıydım.
Tabağın hemen yanındaki kaşığı elime alarak pilavı karıştırdım. Aslında aç olmadığımı sanıyordum ama yemeği gördüğümde karnım acıkmıştı. İki gündür doğru düzgün beslenememiştim ama getirdiği yemeğe de güvenemiyordum. İçine bir şey falan mı karıştırmıştı acaba?
"İçine zehir koymadım." dedi gözlerini devirerek. Şokla ona baktım. Düşüncelerimi okuyabiliyor muydu?
Birden kahkaha attı. "Oha, gerçekten bunu düşünüyormuşsun."
"Doğru, okulda cesaret edemezsin herhalde..." diye mırıldanarak yemekten bir kaşık aldım. Lezzetliydi.
Suyunu yudumladı. "Bir sorun mu var?"
Ağzımı yemekle doldurdum ve ona baktım. Yüzü oldukça ciddi duruyordu. Neden sorunumu merak ediyordu, bana karşı kullanmak için mi? Ağzım dolu olduğu için başımı olumsuzca salladım.
Bana inanmamıştı elbette ama çaktırmadı. "İyi o zaman, hadi hızlı ye de gidelim."
Yemeğimi yerken neden beni buraya getirdiğini düşünüyordum. Öylesine olamazdı ama amacını da anlamamıştım.
Yemeklerimiz bittiğinde tepsilerimizi teslim ederek kantinden çıkıyorduk ki Azra ile karşılaştık. Yolumuzu keserek ikimize de küçümsercesine baktı. "Hemen yeni birini bulmuşsun bile?" dedi küçümseyen gözlerle beni süzerek. Mete şaşırmıştı ve 'kim bu manyak' dercesine bana bakıyordu.
Azra kollarını göğsünde bağladı. "Ne o, Esved seni de mi kabul etmedi yoksa?"
"Esved?" Mete şaşırarak yüzüme baktı.
Mete'nin kulağına eğildim. "Deli o, kaçalım hemen." Kolundan tutarak onu peşimden sürükledim. Azra'ya cevap vermeye bile değmezdi zaten bu yüzden cevap verme zahmetine bile girmemiştim.
Mete, onu çekiştirmeme ses çıkarmadı ve adımlarıma uyum sağladı. "Dur bir saniye, yoksa o yüzden mi moralin bozuktu tüm gün?"
Kaşlarımı çattım. "Neyin yüzünden?"
"Esved seni red mi etti?"
Başımı ona çevirerek kaşlarımı çattım. "Ne saçmalıyorsun sen? Yok öyle bir şey."
Sınıfa yaklaştığımızda kolunu bıraktım ve içeri geçerek yerime oturdum. İnsanların bakışlarının üstümde olması rahatsız ediciydi. Bana açık açık bakıp aralarında konuşuyorlardı resmen. Daha fazla dayanamayarak yerimden kalktım ve sınıfın ortasında bağırdım. "Ne bakıyorsunuz?!"
Mete de içeri girmişti. Bakışlar üzerimden çekildiğinde rahat bir nefes almıştım. Mete sırasına geçerek bana doğru eğildi. "Ne bağırıyorsun kızım? İnsanları korkutuyorsun."
Ona cevap vermeyerek başımı sıraya yasladım ve gözlerimi kapadım. Biraz uyuyup zamanın hızlı geçmesini sağlamak istiyordum ama bu mümkün değildi. Oldukça gergindim.
Ayağa kalkarak çantamı toplamaya başladığımda Mete'nin gözleri üzerime çevrildi. "Nereye?"
"Eve gidiyorum." Daha fazla burada duramayacaktım. Annemle bir an önce konuşmak istiyordum. Bu gerginlik beni öldürüyordu.
Sınıftan çıkarak koridorda ilerledim. İçimde kötü bir his vardı. Çok ısrar etse de annemi yalnız bırakmamalıydım. Onu evde bırakmamalıydım.
Koşarak otobüs durağına vardım ve gelen ilk otobüse atlayarak evin yolunu tuttum. Annem muhtemelen okulu astığım için çok kızacaktı ama şu an için bu umrumda bile değildi.
Mahalleye yaklaştığımda otobüsten indim ve koşar adım eve vardım. Zile basarken bir yandan da çantamın içinde anahtarı arıyordum ama yoktu. Sabah almayı unutmuş olmalıydım.
Zile tekrar bastım ve gergince bekledim. Annem birazdan kapıyı açardı ne de olsa, endişelenmeme gerek yoktu.
Zile bir daha bastım.
Bir daha.
Bir daha.
Annem evde yoktu.
Çantamdan telefonu bulup annemi aradım ama kapalıydı. Dün şarjının bitmiş olduğunu hatırlıyordum, belki de şarja takmayı unutmuştu? Olabilirdi pekala.
Adımlarımı geri geri sürükledim. Belki de Selin teyzenin yanına gitmişti, olabilirdi. Koşar adım Sercan'lara gittim. Sercan okulda olmalıydı. Kapıları kapalıydı ve o an hatırladığım kadarıyla da Selin teyze işte olmalıydı.
Belki annem bakkala gitmişti?
Geldiğim yolu geri dönerek eve vardığımda evin kapısını açık bulmuştum. Gözlerim sevinçle parladı. Boşuna korkmuştum.
Hızlıca ayakkabılarımı çıkararak portmantoya bıraktım ve arkamdan kapıyı örttüm.
"Anne?"
Mutfaktan sesler geldiğinde adımlarımı oraya yönelttim. "Anne, neredeydin? Telefonun da kapalı merak-"
Karşımda babam duruyordu. "Baba?"
"Sürpriz!" diyerek bağırdı ve beni kendine çekip sarıldı. Kafam allak bulaktı. Neler oluyordu?
Onu burada görmek mutlu etmişti elbette. Annem de içeride olmalıydı, endişe edecek bir durum yoktu.
Sarılmasına karşılık vererek gülümsedim. Onu özlemiştim. En son buluşacağımız zaman aniden şehir dışına çıkması gerekmişti ve ne zaman tekrar buraya geleceği belirsizdi. Onu burada gördüğüme inanamıyordum.
"Neden geleceğini söylemedin?"
Benden ayrılarak yüzüme baktı. "Sana sürpriz yapmak için elbette!"
Güldüm ve ona tekrar sarıldım.
"Annem nerede?" Gözlerim evde dolaştı. Babam şaşkınca yüzüme baktı.
"Annen mi? O gitti ya?"
Kalbim korkuyla bir an durdu sanki. "Gi-gitti mi?"
"Sana söylemedi mi?" Kaşlarını çatarak mırıldandı. "Söyledim demişti halbuki..."
"Nereye gitti?"
"Anneannen hastalanmış onun yanına gitmesi gerekti. Seni tek bırakamayacağından da bir süre yanında kalmamı istedi."
Ellerim titredi, kalbim buz kesti.
"Ne oldu?" diye sordu endişeyle halimi fark eden babam. "Korkma kızım, kötü bir şeyi yoktur kadının. Yaşlılık işte iyi olacak..."
"Baba," dedim göz yaşlarımı durduramayarak. "Anneannem iki yıl önce vefat etti."