...
İnsanların göz ardı ettiği şeyleri görmek, sonuca ulaşmanın ilk kuralıdır.
...
Trafiğin olmadığı saatlerde yolda rahatça ilerlemiş ve olay yeri olan kasaba ulaşmıştım. Havanın artık kararmasıyla burada konuşabileceğim kimse yoktu. Bu yüzden arabayı kasabın önünde park edip dışarıyı izlemeye başladım. Olay yeri incelemenin ördüğü şeritler hala duruyordu. Gözlerimi kapatıp derince nefes aldım. Umutsuzdum, çünkü sonuçsuz kalmıştım ve bir yerden başlayamıyordum. Trafikte karşılaştığım iki magandayı hatırlayıp yine sinir olmuştum.
"Pis serseriler."
Mırıltım arabanın içerisinde boşluğa karışırken yaşananlaraysa tek ben şahit olmuştum. İçimdeki can sıkıntısı ve mide gurultumla koltukta doğrulup etrafa baktım. Bir şeyler yemem gerekiyordu. Küçük bir marketin yanıp sönen tabelasını görmüştüm. Keyifle gülümserken, üzerimden çıkardığım montumdan cüzdanımı alıp arabadan indim. Topuklu ayakkabımın boş sokakta çıkardığı ses kulaklarımı doldura doldura marketin kapısının önünde durdum. Kapının kulpunu ileriye iterken çalan zil sesi ardından içerideydim.
Tezgahta bekleyen yaşlı adam umursamadan gazetesini okurken sıcak markette içimi ısıttım. Ne yazık ki arabada biraz üşümüştüm. Raflara ilerlerken konservelerin olduğu yerde duraksadım. Bezelye, barbunya, ton balığı ve daha birçoğu vardı. Alt raflara doğru baktığımda noddlerı fark etmiştim. İki paket noddle alıp bir diğer rafa bakındım. Oradan da ananaslı meyve suyunu alıp tezgaha yürüdüm. Aldıklarımı tezgaha bırakırken adam da gazetesini bırakmıştı.
Ürünlerim cihazda okunurken "Hep bu saate kadar açık olur musunuz?" diye sordum.
Adam pütürlü sesiyle "Yedi - yirmi dört açığız." diye yanıtlamıştı hiç kibar olmayan ses tonu eşliğinde.
Dişlerimle dudağıma dokunup "Anladım. Peki burada şüpheli bir olaya tanık oldunuz mu?" diye sormamla adam duraksadı.
Yüzüme uzunca bakan adam "Buralı değil misiniz? Eğer öyleyseniz polissiniz demektir ve siz yanlış adamla konuşuyorsunuz." diye soruma kaçamak cevap verdi.
Cüzdanımdan para çıkarmak üzereyken "Ve biliyor musunuz? Size bir şey satmıyorum." dedi gitmemi istercesine bakarken.
Cüzdanı bel hizama indirip adamın gözlerinin içine baktım. Gözlerimi hiç kırpmadan bu bakışmalar sürerken tezgahın üstüne bıraktığım ürünleri alıp cüzdandan bir miktar para çıkarıp tezgaha bıraktım. Ardından bir şey söylemeden çıkışa yöneldim.
"Hey! Ne yaptığını sanıyorsun?" diye bağıran adamı umursamayıp marketten çıktım.
Arabamda yerimi almıştım bile. Tek yapmam gereken termosumda ki sıcak suyu iki nodddlema eşit şekilde yetirebilmekti. Termosun yarısını noddle bardağına boşaltırken soslarını da içine boşalttım.
"İşte şimdi oldu. Sadece bir dakika beklemem lazım."
Ellerimi birbirine sürtüp noddle vites kolunun arasına sıkıştırdım. Meyve suyuna da pipetini geçirip bir yudum aldım. Meyve suyunu bir kenara bıraktım. chopsticklerimi ayırıp noddle bardağını avuçlarıma dayadım. Sıcak su avuçlarımı ısıtırken chopstickleri noddle daldırdım. Hızlı bir şekilde noddle bitirmiştim ama henüz doymamıştım. Diğer nodüle da açmak üzereyken telefonum çaldı.
Arayanın ismini görmemle hemen açtım.
"Patron!"
Texeria'dan cevap gecikmedi.
"Neredesin? Aç mısın?"
Sevinçle yumruğumu sıkıp havadan aşağıya çekerken,
"Kasabın önündeyim ve ne olur soru sormayın. Sadece gelirken yemek getirin."
Bu dediğime sesli halde gülmüştü.
"Tamam, hemen geliyorum."
Telefonu kapattığında noddle bir kenara bırakıp meyve suyunu içmeye başladım. İnanılmaz bir şekilde tam zamanında aramıştı.
...
Gözlerimi dinlendirmek için koltuğa yaslanmış uyukluyordum. Camın üç kez tıklamasıyla hızlıca doğruldum. Texeria, dolanıp yanımdaki koltuğun kapısını açtı. Bacaklarını sığdırmak için uğraşırken sonunda vücudunu da içeriye sokmuştu. Bu haline kıkırdamıştım.
Elindeki poşetleri bana uzatırken "Arabaları da kendine göre seçmeyi bırakmalısın." diye dalga geçmişti.
Umursamadan poşetin içindekilere bakıp burun kıvırdım. KFC kovaları. Ben tavuk sevmezdim ki.
Umutsuzca Texeria'nın yüzüne bakıp "Tavuk mu?" diye sordum.
Texeria bir kovayı kapıp "Ne güzel değil mi?" diye sordu yine dalga geçercesine.
Kovadan tavuğu çıkarıp "Böyle yiyeceksin." dedi üstüne ketçap bulaştırıp.
Tavuktan kocaman ısırık alıp bana baktı ve gülümsedi. Dudağının kenarında ketçap vardı. Kovanın içinden tavuğu alıp parmağımla bir kısmını koparmaya çalıştım. Texeria gülmeye başladığında küçük bir ısırık aldım. Üzerindeki baharatı hoşuma gitmişti.
Texeria ketçapı tavuğa dökerken "Bir de böyle dene." demişti.
Bir kez daha ısırdığım da "Ön yargılarımı kırdın." dedim gülerken.
Tavuğu yemiyordum, çünkü ben çocukken gözümün önünde tavuğu canlı canlı tüylerini yolup kesmişlerdi. O yüzden pişseler bile canlı olduklarını düşünüyordum. Şu an ne mi değişti? Açlıktan ölmek üzereydim. Denizden babam çıksa yerdim.
Parmaklarını yalayan Texeria "Ee, söyle bakalım. Burada ne yapıyorsun?" diye sormuştu günün sorusunu.
Omuzlarımı yukarı aşağı hareket ettirip "Bilmiyorum. Sadece bir şeyler yapmak istedim ve kendimi burada buldum." diye cevaplamıştım.
Texeria kovayı vites kolunun arasına sıkıştırıp ıslak mendille elini sildi. Karnımın doyduğuna emin olarak son tavuğumu yedim ve parmaklarımdaki kalıntıları yaladım. Ardından ıslak mendille silmeye koyuldum. Texeria'nın yüzüne baktığımda hala dudağının kenarında duran ketçapı gördüm.
Batmış mendili kovanın içine atarken "Patron, lütfen artık şu ağzınızdaki ketçapı siler misiniz?" dedim gülerken.
Texeria hızla parmağını götürüp "Burası mı?" diye sordu.
Olumsuzca kafamı salladığımda bir başka yeri gösterdi ama bir türlü bulamıyordu. Artık sabredemeyerek dudağının kenarında duran ketçapı başparmağımla sildim. Aniden ve refleks olarak yaptığım bu hareket istemsiz olarak beni, kalın ve dolgun dudaklarına bakmamı zorluyordu. Dudakları yukarıya doğru kıvrıldığında gözlerim yukarıya doğru çıktı. Burnunun üzerini hiç bu kadar yakından görmemiştim. Neyse ki artık çilleri olduğunu biliyordum. Kıskançlık yaparak burnumu kıvırmış ve sonunda gözlerine bakmıştım. Yeşil gözleri parlıyordu. Her ne kadar karanlıkta gözlerinin yeşili belli olmasada parıltısını görebiliyordum. Gözleri mutlu görünüyordu.
Fazla uzun sürmeyen bu bakışlar başka yöne çevrildi ve kaşları çatıldı. Elimi peçeteye götürürken bakışlarımı Texeria'nın baktığı yöne çevirdim. Kasapta son karşılaşmamız olan iri cüsseli kadın elindeki siyah poşetle sokağın sonundaki çöp konteynırına gidiyordu. İkimizin şüpheli bakışları kadını takip ederken, kadın siyah poşeti çöp konteynırının içine atmıştı. Ardından sokağın devamından giderek gözden kaybolmuştu. Texeria arabadan çıkarken bende kendime gelip dışarıya çıktım. Hızlı adımlarla etrafımıza bakarak çöplüğün yanına gittik. Ellerini kabanını biraz kaldırarak beline koymuştu.
Daha sonra bana bakıp "Bak bakalım ne varmış?" demişti kafasıyla çöp konteynerinını işaret ederek.
Gözlerimde ki anlamsız bakışları sergileyip "Nasıl?" diye sordum.
Texeria ellerini belinden çekip "Çöplüğe girip poşeti bulmalısın." dedi ve kendisini baştan aşağı inceleyip "Ben mi yapayım?" diye sordu cevabını biliyormuşçasına.
Ellerimi belime koyup "Evet." diye yanıtladım.
Yüzündeki ciddi bakışı görmemle "Neden ben?" diye sordum üzgünce.
Texeria bu sefer beni inceleyip "Kısasın ve çöpe kolay sığarsın. Ayrıca biri geçmeye kalkarsa en iyi ben göz kulak olurum." dedi muzipçe sırıtıp.
Dışarıya derince nefes bırakıp boyun eğdim ve İspanyol pantolonumun paçalarını sıvadım. Bunu sabaha kadar tartışabilirdik.
Çaresizce Texeria'ya bakıp "Ayakkabılı ya da ayakkabısız mı girmeliyim?" diye sordum.
Cevap vermeden kahkaha attı. Bariz bir şekilde nasıl girersen gir poşeti al diyordu. Çöplüğe ayak parmaklarımın üzerinde durarak bakmaya çalışmıştım ama içini göremiyordum. Çöplüğe tutunup bacağımı atmaya çalıştım ama olmuyordu. Texeria, arkadan belimi kavramış ve beni çöplüğün kenarına oturtmuştu. Refleks olarak kollarımı boynuna dolamıştım. Boynunu bırakmadan çöplüğün içine göz attım.
Yüzümdeki gülümsemeyle "İşte burada." diyerek eğildim.
Dengemi kaybedip içine düştüm. Çöplüğün içinde sırt üstüydüm ve ayaklarım sallanır halde dışarıda kalmıştı. Yan tarafımdaysa Texeria vardı. Onun halini görmemle gülmeye başladım. Yüzüstü içeriye düşmüştü, belden aşağısıysa hala yere sağlam basıyordu. Texeria hızla doğrulup üzerini çırpıyor ve öksürmeye başlıyordu. Ben ise dirseklerimden destek alıp doğrulmuştum ve gülmeye devam ediyordum.
Texeria saçlarını savurup "Bu ne şimdi?" dedi sinirle.
Çöplükten çıkmayı başarıp "Dert etme." dedim ve poşeti gösterip "Aradığımızı buldum." diye ekledim.
Hızla arabama doğru giderken "Senin arabanla gideceğim. Kendi arabamı kirletmek istemiyorum." deyip benden önce içeriye girdi.
Bu haline gülüp yürümeye başladım. Arabaya gelir gelmez direksiyonun başına oturup siyah poşeti Texeria'nın üzerine attım. Onun poşeti tutmaya çalışması komiğime gitmiş ve bir kere daha gülmüştüm.
Gözlerini devirip "Gülüp durmayı bırak da, sür artık." demişti.
Tekrar gülüp arabayı çalıştırdım. Texeria'yı böyle görmeye kimsenin fırsatı olmazdı. İyi değerlendirmeliydim. O yüzden durmadan gülüp duruyordum. Çok eğlendiğim için ara sıra Texeria'ya bakıp sadece sırıtıyordum. İlginç birisiydi. Dizlerinde duran poşete baktım. Şu an tek derdim poşetin içinden işe yarar bir şeylerin çıkmasıydı. Aksi taktirde sadece çöp çıkarsa bütün sene gülmekten beni kimse alıkoyamazdı. Çünkü Gançalo Texeria'yı bu hale düşüren poşet, her şeye değmeliydi.
...