"Bacaklarım koptu kızım, yavaş ya. Peşimizde atlı mı var?"
Sancak yanımdan ayrılınca telefonumu çıkarıp Başak'ı aramıştım. Bir şeyler bahane edip yanıma gelmesini söyledikten sonra da telefonu yüzüne kapatmıştım. "Ya Gülce, ne oldu anlatsana? Evlerine girmemle çıkmam bir oldu. Millete doğru düzgün açıklama bile yapmadan koştum geldim." Aniden Başak'a döndüm. "Sonunda ya koştur koştur nefessizlikten öleceğim."
Bir şeyler söylese de sözlerini idrak edemiyordum. "Sancak abi," dedim aniden. "Yani Sancak, yarın akşam kalede buluşalım dedi."
Tek nefeste söylediğim sözler üzerine Başak'ın gözleri kocaman açıldı. "Oha!" Allahtan sokak boştu da kimse bizi duymamıştı.
Elimle ağzımı kapattım. Ciddiyetimi görünce "Şaka!" diye soluyan Başak şok içindeydi. "Şaka mı yapıyorsun kızım sen?"
Başımı iki yana doğru salladığımda dudaklarımı birbirine sıkı sıkıya bastırmıştım. Sanki ağzımı açsam içimde tuttuğum her şeyi, olması imkansız ihtimalleri söyleyecektim.
"Ama ben dedim, sana yanık dedim. İnanmadın al işte. İtiraf edecek şimdi."
Bu defa gözleri kocaman açılan kişi bendim. "Of bilmiyorum" diye soludum. "Kafamı karıştırdı. Ama öyle bir şey değildir bence." Saçmalamadım. Çünkü şu an kabullenmek yerine kaçmak daha kolaydı.
Başak uzanıp koluma vurdu. "Saf saf konuşup benim asabımı bozma Gülce," diye parladığında sesi yükselmişti. "Ne konuşacak başka seninle? Hem adam bana abi deme diye boşuna demedi."
"Ne bileyim ben." Alt dudağımı gergince ısırırken saate baktım.
"Of saat geç olmuş eve gideyim ben."
Başak koluma girip beni çekiştirerek yürümeye başladı. "Hemen eve gidip duş al, taramadan uyuma saçlarım yarın kabarmasın."
"Ya Başak sus, germe beni."
"Yeşil üst kısmı büzgülü olan elbiseni giy."
Yan gözlerle Başak'a baktım. "Annem de zaten düğüne gider gibi hazırlanmam için beni bekliyordu değil mi zeki arkadaşım?"
"Ay doğru ya senin gestopoyu unutmuşum."
Başak annemi Doktorlar dizisindeki Fikret'e benzettiği için arkasından böyle konuşurdu. Dirseğimle onu dürttüm. "Anneme öyle seslenme, söylerim bak."
Beni duymazdan gelerek çenesini kaşıdı. "Neyse bana geldiğini söyleyerek çık evden, kot şortlarından giy bari."
Anında havaya girip kombinime kadar her şeyi planlamıştı. "Sence gitmeli miyim?"
Başak yüzümde üçüncü gözüm çıkmış gibi baktı. "Soru mu bu Gülce?"
Bakışlarımı önüme çevirdiğimde omuz silktim. "Ciddiyim Başak, bence gitmemem daha sağlıklı."
Homurdanarak güldü. "Nedenini sorabilir miyim?"
"Yani onunla konuşacak bir şeyimiz yok ki." Bunları söylediğim an sesi zihnimde yankılandı.
"Çünkü yoruldum. Kaçmaktan, susmaktan, gitmekten...Bunlara sebep olan her şeyden çok yoruldum."
"Demek varmış ki seni kaleye çağırıyor."
"Başak, yıllardır abi dediğim bir adamla akşam akşam kalede buluşup ne konuşacağım Allah aşkına?"
Başak yürümeyi kesip bana döndü. "Abi dediğin adama birkaç sene önce yanıktın."
Hiç acımadan söylediği sözler üzerine gözlerimi kırpıştırdım. "Sırf abinle kavga etti diye hislerini bastırdığını da biliyorum. Ama o zamanın üstünden yıllar geçti." Uzanıp kolumu tuttu. "Doğru zaman şimdi gelmiştir belki, bunu elinin tersiyle iteleyemezsin. O senin ilk aşkındı."
Ne diyeceğimi bilmediğim için sustum. Okul çıkışında şahit olduğum kavgadan sonra ona olan hislerimi kalbimin derinliklerinde kaybetmiş ve bir daha onun hakkında hiç konuşmamıştım. Başak da buna saygı gösterip bu konuyu şu ana kadar hiç açmamıştı. Çocukluk bir heves olduğuna dair kendimi de onu da ikna etmiş olmalıydım. Ama şimdi gerçekler hemen önümde duruyordu.
"Neyse sonra konuşuruz, hadi sende çaya git."
Başak bana sarıldıktan sonra Sancak'ların evine gitmek için yanımdan ayrıldı. Ağır adımlarla eve gittiğimde abim henüz gelmemişti. Annem de odasındaydı. "Ben geldim, duşa gireceğim."
Annemin sorularıyla uğraşmak istemediğim için duşa girip ılık suyun altında dikildim ve bedenime yapışan tuzlu suyun çıkması için bekledim. Saçlarım keçe gibi olmuştu. Uzun uzun yıkadıktan sonra saç kremini uçlarına yedirip yumuşaması için birkaç dakika bekledim. O buluşmaya gidecektim. Tabii ki gidecektim! Onu yoran şeylerin neler olduğunu deli gibi merak ediyordum. Havluya sarılıp odama geçtiğimde yorgunluktan ayakta duracak halim kalmamıştı. Geceliklerimi giydim ve yatağın içine girdim. Fakat kafamın içi o kadar doluydu ki uyumamın imkanı yoktu. Yarım saat dönüp durduktan sonra telefonumu çıkarıp sevdiğim çizgi filmlerden birini açtım. Tom ve Jerry'i izlerken kafamı boşaltacak tek şeyin bu olduğunu biliyordum.
Yine de uyuyakalmam olması gerekenden uzun olmuştu. Bu yüzden sabah uyanırken yine zorlanmıştım. Abim hasta olduğu için annem işe tek gitmişti. Ben de evde ona bakacaktım. Mutfakta ayak üstü bir şeyler atıştırdıktan sonra evi toplayıp temizledim. Annem titiz biri olduğu için temizliğe dikkat ediyordum. Onun kadar beceremesem de elimden geleni yapıyordum işte. Abim uyanana kadar evi silip süpürdüm.
"Gülce?"
Abimin kısık kaba çıkan sesini duyunca yüzümü buruşturdum. Şifayı fena kapmıştı.
Odasına girdiğimde "Koca bebek," diye seslendim. "Hasta mı oldun sen?"
"Bağırma kızım, başım çatlıyor zaten. Su getirsene bana."
Yanına gidip elimi alnına yerleştirdim. Ateşi de vardı biraz.
"İlaç içmen lazım ama aç karnına olmaz."
Yüzünü buruşturdu. "Canım bir şey istemiyor."
"Yemek yemezsen ilaç da içemezsin."
Gözlerini kapatmış ağır ağır nefes alıyordu.
"Tavuk çorbası?" diye önerdim.
"Tamam, şimdi su getir."
Mutfağa gidip koca bir bardak su aldıktan sonra yanına gittim. Yarı baygın uyuyordu.
"Hastaneye gitmek istemediğine emin misin?"
Doğrulup elimdeki bardağı aldı. "Hiç uğraşamam hastaneyle falan."
Suyu içtikten sonra bardağı elinden aldım. Tekrar yatağa girip gözlerini kapatmıştı. Kolay kolay hasta olmazdı ama olunca da çok ağır geçiriyordu. Bir de inatçıydı doktora gitmek konusunda onu kimse ikna edemezdi.
Mutfağa girip dolaptan tavuğu çıkardım. Haşlanması için tencereye koyarken evde sarımsak olmadığı aklıma geldi. Ellerimi yıkayıp anahtarı aldım. Komşudan isteyecektim. Evin karşısına geçtiğimde Lütfiye teyzelerin kapısını çaldım fakat açan olmadı. Evde yoktu anlaşılan.
"Gülce, Lütfiye kardeşine gitti."
Başımı kaldırıp Nazgül teyzeye baktım. Sancak'ın annesiydi. "Öyle mi?"
"Geç gelir o, bir şey mi oldu?"
"Yok da sarımsak isteyecektim."
Nazgül teyze ile Lütfiye teyzenin evi yan yanaydı.
"Gel, bizde var."
Pek gidip gelmezdik birbirimize. Bu yüzden bu teklif beni biraz germişti. Eh bir de Sancak vardı tabii... Geri geri giden adımlarımla evlerine gittiğimde kapı açıktı.
"Nazgül teyze?" diye seslendim.
"İçeri gel kızım."
İçeri girip kapıyı kapattıktan sonra sese doğru yürüdüm. Nazgül teyze salonda duruyordu. Gözünde gözlükleriyle telefona bakıyordu.
"Kızım şu Meltem'in numarasını da Ayşe'ye atsana. Bir türlü beceremedim."
Telefonu elinden alıp dediğini yapmaya başladım.
"Ben de kilerden sarımsak alıp geleyim."
Ayşe'nin numarasını bulup dediği kişiyi attığımda Sancak'ın "Anne," diye seslendiğini duydum. "Anne tişörtlerim nerede benim? Bir saattir bulamıyorum hiçbirini."
Salona girdiğinde benim elimde telefon, onun üstü çıplak bir şekilde karşımda duruyordu. Hangimiz daha çok şaşırdık, bilmiyordum. Onu karşımda göğsü çıplak bir şekilde görmeyi beklemiyordum. O da beni salonlarının ortasında görmeyi beklemiyordu.
Elini ensesine yerleştirdi. Kaslı kolu bakış açıma girdi. Şey... kolu belim kadar mıydı yoksa bana mı geliyordu? Ama yapma vicdansız, yanarız... Geniş seyrek tüyleri olan göğsü yeterince dikkat dağıtmıyormuş gibi kocaman olan kaslı kolu şimdi ortaya çıkmıştı. Gözlerimi hızlıca kaçırdım İlk defa erkek görmüş gibi tepki vermeyi bırakmazsam kendimi salonun ortasında tekmeleyecektim.
"Sarımsak almaya gelmiştim de."
"Ben de tişörtlerimi arıyordum."
İkimiz de saçmalıyorduk.
"Anladım," diye geveledim. Yanakları mı kızardı onun? Ay kızardı, benimki de kızarmaya başladı.
Boğazını temizlediğinde nereye bakacağımı şaşırmıştım. Ben de yüzüne baktım, gözlerinin içine. Zararsız bölge seçmek istemiştim ama çok fena yanılmıştım. Göl yeşili gözleri bir bataklık gibi beni içine içine çekiyordu. Çırpınsam daha çok batıp kalacağımı bildiğim ve daha dün gece keşfettiğim bir bataklıktı bu. Bana hep böyle mi bakıyordu? Bunu ancak şimdilerde görecek kadar kör müydüm yoksa o iyi bir oyuncu muydu?
"Bu akşam," dedi yavaşça. "Gelecek misin?" Sesi kısık sorusu tedirgindi. Alacağı cevaptan korkar gibi...
"Bilmiyorum" deyip sustum. Henüz bir karar verememiştim ki!
"Ay buldum sonunda."
Mutfaktan çıkan Nazgül teyzenin sesini duyunca rahat bir nefes aldım.
O sırada Sancak "Anne tişörtlerim nerede? Dolaplar neden bomboş," diye söylendi. "Bir saattir sesleniyorum cevap da vermiyorsun."
"E ütülemek için giysi odasına koydum oğlum."
Gözlerimi yere indirip ona bakmayı kestim. Nazgül teyzenin oğlu kıymetliydi. Yanlış falan anlardı hiç uğraşamazdım onunla.
"Odana git hadi, çıplak dikilme salonun ortasında."
"E senin yüzünden, bir tane bile tişört bırakmamışsın."
"Ben oğlum ütüsüz giymesin diye düşünüyorum gördüğüm muameleye bak."
Tam bir klasik anne oğul kavgasının ortasında kalmak üzereydim. "Ben sarımsakları alayım."
Araya kaynayıp Nazgül teyzeye doğru ilerledim. "Numarayı da gönderdim."
"Sağ ol Gülcecim."
"Gideyim ben artık."
Sancak üstünü giymek için yanımızdan ayrılmıştı.
"Kurabiye yapmıştım, yemeden göndermem." Kadın da annemi abimi sevmezdi, bunu da belli ederdi. Bana ise hep çok iyi davranıyordu. Çok enteresan.
"Abim hasta, ona bakmam lazım. Başka zaman olsa?"
"Alperen hasta mı?"
Üstünü giyen Sancak sormuştu. "Evet, üşüttü sanırım."
"Tamam o zaman başka sefere."
"Anne ben de çıkıyorum, gelirim yemeğe."
Kapıya yöneldiğimde o da arkamdaydı. Böyle yakın olunca dengem biraz bozuluyordu. Belli etmemeye çalışarak kapıyı açtım ve parmak arası terliklerimi giydim. Şıpıdık sesler eşliğinde bahçeden çıktığımda arkamdan geliyordu.
"Görüşürüz," diyerek yanından ayrılacağım sırada adımı seslendi.
"Gülce?"
Yürümeye devam ederken başımı çevirip ona baktım.
"Alperen kötüleşirse ara beni, hastaneye götürelim. Ağır geçirir o gribi."
İşte bunu bilecek kadar yakınlardı, bir zamanlar.
"İkna olmaz ki."
Gözlerini devirdi. "Hâlâ inatçı desene."
"Hem de nasıl. Hastane adını duyunca bile çıldırıyor."
Aslında onu ikna etmenin bir yolu vardı. Nisan'a mesaj atmak yeterdi.
"Gelip konuşmamı ister misin?"
Başımı iki yana salladım. "Şu an iyi, kötüleşirse eğer ararım seni."
"Tamam o zaman."
"Görüşürüz," dediğimde "Seni bekleyeceğim," dedi aniden. "Bu gece, gelsen de gelmesen de ben bekleyeceğim." Ve sonra o yanımdan ayrıldı. O an verdim kararımı. Sancak bilmese de o buluşmaya gidecektim. Bunun yanlış mı doğru mu olduğunu bilmeden yapacaktım.
"Ben geldim."
Abimden ses gelmeyince uyuduğunu anlamıştım. Mutfağa geçip ona çorba hazırladım. Kafam o kadar doluydu ki hiçbir şeye yoğunlaşamıyordum. Zaman da bir türlü geçmiyordu. Bu yüzden akşam için yemek yaptım. Sonra abime bakmak için odasına gittim. Derin bir uykudaydı.
"Abi," diye seslendim. "Çorba içip ilaç alman gerekiyor."
Gözlerini zor da olsa araladı. "Her yanım ağrıyor," diye sızlandı. Sesi iyice kötüleşmişti. O kalkarken ben de çorbayı kaseye doldurup getirdim.
"Gel bakalım koca bebek."
"Şöyle seslenme elimin tersindesin bak."
Ensesine ufak bir tane patlattım. "Teşekkür edeceğine dediğine bak."
"Bak kolumu kaldıramıyorum zaten, uğraşma benimle."
Hasta olduğunda huysuz ve çekilmez olduğundan bahsetmiş miydim?
"Aman ya n'apıyorsan yap."
Onu çorbasıyla bırakıp mutfağa geçtim. Yemeğe baktıktan sonra ilaçlarını ve bir bardak suyu aldım.
"Çorba bitince ilaçlarını al ve uyumaya devam et." Uyuduğunda daha sevimli oluyordu.
"Öyle yapacağım zaten."
Kasenin yarısını ancak içmişti. İlaçlarını aldıktan sonra ben tepsiyi aldım o da tekrar yatağa girdi. İnleye inleye şikayet ederken onu odada bıraktım. Ay tam bir nazlı bebeydi şu an. Videoya çekip Nisan'a atmamak için kendimi zor tutuyordum. Mutfağı toplayıp fırını kapattıktan sonra odama geçtim. Fakat zaman bir türlü geçmiyordu. Laptoptan dizi açıp izlemeye başladım. Aklım akşamda olduğu için pek bir şey anlamıyordum. Bölüm bittiğinde yerimden kalktım o sırada Başak aradı.
Telefonu hoparlöre verip üstümü giymeye başladım. Başak'ın konuşmasına fırsat vermeyip "Sancak'la buluşacağım Başak," dedim yüksek sesle. Başak tepkim karşısında kıkırdadı.
"Abi demeyi de bırakmışız. Oldu bu iş oldu."
Gözlerimi devirip sütyenimin kopçasını taktım ve evdekilerin dikkatini çekmemek için düz beyaz bir tişört giydim.
"Abartma Başak."
Kot şortumu giydiğimde "Parfüm falan sık bolca," diyordu.
"Tamam hadi kapatıyorum gitmeden önce bir şeyler yiyeceğim."
Telefonu kapattığımda kapı sesi duydum. Abimin telefon konuşmasını duyup duymadığından endişelenerek odamdan çıktığımda ev boştu. Kapıya koşup açtığımda sporlarının ipini bağlıyordu.
"Nereye gidiyorsun?"
"Nisan aradı, yanına gideceğim."
"Ama hastasın?"
Başını kaldırıp solgun yüzüyle baktı. "İlaç iyi geldi. Bir saate gelirim. Anneme çıktığımı söyleme."
O gidince mutfağa gidip bir şeyler atıştırdım. Gergin olduğumda acıkırdım ben. Az önce yaptığım yemeği yediğimde tadını aldığım pek söylenemezdi ama yemeye devam ettim. Sonra odama geçip etrafı bir kez daha topladım. Düşünmemek için her şeyi yapıyordum ama aklım sürekli ona kayıyordu. Beni kucaklayışı ve sırtıma krem sürdüğünde hissettiklerim, itirafları, buluşma teklifi... hiçbirini aklımdan çıkaramıyordum.
Başak gerçekten haklı mıydı? Ya gerçekten de bana karşı hisleri varsa...
O zaman ne yapacak ya da nasıl tepki vereceğimi bilmiyordum. Çünkü uzun zamandır gözüm derslerimden başka bir şeyi görmüyordu. Sıkıntılı bir nefes aldığımda saçlarımı düzleştirdim ve yatağıma oturdum. Ama zaman geçmiyordu. Anneme Başak'a gideceğime dair mesaj atıp evden çıktım ve kaleye giden yola yöneldim.
Bisikletimi oyalanarak sürsem de kalbim hızlanmaya başlamıştı. Kaleye vardığımda temiz havadan derin nefesler aldım. Fakat gözlerimden silinmeyen gözleri, sakinleşmeme engel oluyordu. Kolumdaki saate baktım. Sekiz olmuştu. Her an burada olurdu. Gergin adımlarla yürürken sık sık nefes alıp veriyordum. Fakat tüm sakinleşme çabalarım boşunaydı. Çünkü geçen zaman haricinde değişen bir şey yoktu. Zaman geçti ama Sancak gelmedi. Gelsen de gelmesen de seni bekleyeceğim diyen adam gelmedi.
Orada ne kadar durduğumu bilmiyorum ama içimde yeşeren çiçeklerin solup dökülmesine yetecek kadar bir vakit geçirdiğimi biliyordum. Saat sekiz buçuk oldu, saat dokuz ama o gelmedi. Kandırılmıştım. Saat dokuzu geçtiğinde eve gitmem gerekiyordu ama hayal kırıklığı bir zehir gibiydi ve kanıma karışmıştı. Hareket etmeme dahi izin vermiyordu. Saat onu bulduğunda derin bir nefes alıp ayağa kalktım. Burada daha fazla oturamazdım. Kandırılmıştım nedenini bilmiyordum ama olan buydu.
Bana yalan söylemişti.
Sulanan gözlerim kırpıştırdım. Ağlamayacaktım. Evime gidip bugün hiç yaşanmamış gibi yapacaktım. Sancak Erkuran da benim hayatımda abi sıfatıyla kalmaya devam edecekti. Kendi kaybetmişti. Eve doğru bisikletimi sürerken hayal kırıklığı yerini öfkeye bırakmıştı. Ta ki telefonum çalana kadar...
Yolun ortasında durdum. Başak arıyordu.
"Gelmedi Başak." Telefonu açar açmaz kullandığım ilk cümle buydu. Of aptal gözyaşları! Gözlerimi kırpıştırıp onları geri göndermeye çalıştım.
"Gülce gelmez tabii olanları duymadın mı?"
Adımlarım aniden durduğunda bu defa hissettiğim şey korkuydu.
"N'oldu?"
"Sancak abiyle babası çok fena kavga ettiler."
"Nasıl? Ne zaman?"
"İki saat olmuştur. Çok büyük kavgaydı. Resmen adayı ayağa kaldırdılar. Sonra da Sancak abi bavulunu alıp evi terk etti."
Ve Sancak Erkuran o akşam, doğup büyüdüğü Bozcaadadan gitmişti. Öylece...
Tek bir açıklama dahi yapmadan.
•
Sancak'ın giderken kalbimizi de yanında götürmesi yok mu...
Kitabımızın geçmiş kısmı bu bölümle beraber bitmiştir. Bundan sonra günümüzden devam edeceğiz🫶🏻
Alıntı ve bilgi için i********: umrantn