"Sizin oralarda böyle midir?"
"Böyle midir? Ne, böyle midir?"
Söylediklerine anlam veremediğim için onu tekrarlayıp soru yönelttiğimde bana doğru bir adım attı.
Kapıyı tutan elim onun bu hareketiyle daha sıkı bir hâl alırken acaba sadece Türk'üm diye beni öldürür mü diye düşünmeden edememiştim.
Sinirlenince koyulaşan mavileri dünya üzerindeki en nadide bulunan renklerden birine dönüşürken yutkunmuştum.
"Bir teşekkür edebilirdin?"
Sorun ettiği şeyi dile getirmesinin ardından istemsizce dudaklarım aralanmış onun az önceki gülüşünün aynısının sesli bir şekilde aramızda yankılanmasına sebep olmuştum.
"Teşekkür ederim."
"Asıl sen, beni uyandırdığın için özür diliyebilirdin."
Söylediğim ve düşündüğüm cümlelerin farklılığının elbetteki farkındaydım ama dediğim gibi uğraşmak istemiyordum.
Saatler önce söylediği şeyi yaparsa ikimiz içinde ortada bir problem kalmazdı.
Buradan taşınırsa şu anı geç ilk sözlerinde duyduğum ırkçı tutumları dahi unuturdum.
Sadece beni tahrik etmek için kurduğu cümlenin karşılığında onu dinleyip teşekkür etmemi beklemiyor olacak ki gözlerinden şaşkınlık geçmişti.
"Bitti mi?"
"Ne, bitti mi?"
Sıkıldığımı belli etmek için içime sıkıntıyla bir nefes çektiğimde geldiği bir adımı iki adım atar geri gitmişti.
"Bitti."
"Sevindim."
Kapıyı tekrar kapatıp az önce yaşananları umursamamaya çalışıp odama doğru ilerleyecekken saniyeler önce onun yüzünden kaçan uykumun ardından helva yapıp yemek için yolumu değiştirip mutfağa girdim.
Eğer çok düşünürsem çabuk yaşlanırdım. O yüzden bu saatten sonra hiçbir şeye gereğinden fazla önem vermeyecektim.