Büşra, babasının öyle hileci bir adam olduğunu düşünüyordu ki artık; çocukluğunun vazgeçilmezi olan adam yetişkinliğinin kabusu olmuştu. Bir şekilde ikna edebileceği cümleler seçerken sadece anı kurtarıyor, asla hesap vermiyor ama hiç yok olmuyordu da. Büşra, tam beşinci kez aradığında Fırat'ı Emel'e ait pastahanede önünde ki çaya dokunmamıştı bile. Emel, Fatih'in de amcası ile birlikte Slovenya'ya gitmesinden ötürü mutsuzken, Büşra'nın dalgınlığını sormuyordu bile. Amcası gelip gidip Fatih'i de cehennemin ötesine kadar götürüyordu. Emel için ne iş yaptıklarından çok o işin ne kadar süreceği önemli iken, Büşra için babasının nasıl bir pisliğin içinde olduğuydu asıl mesele. Karşısına alıp ciddi ciddi konuşamadığı, konuşsa bile anlaşılamadığı, sorsa bile cevap alamadığı bir adamdı babası ve

