Büşra, başını sesin geldiği yöne çevirdiğinde; ışıkların gölgede bırakmasının mümkün olmadığı koca salonun en köşesinde ki kolonun dibinde; omzunu o duvara yaslamış, bakıyordu ona Fırat. Elinde kırmızı bir bez... Bez değildi, yıllar öncesinden kalma o yazmayla oynuyordu Fırat. Bileğine bağlamış, ucundan sarkan kısmını oyaları ile birlikte boşta kalan eliyle seviyordu adeta. Cansız bir bez parçasını yıllarca saklamış olması yetmez gibi ona fazlaca anlamlar yükleyecek kadar şefkatliydi elleri. Tutunmak istedi Büşra o an, bütün ağrıları gelmişti sanki tekrar. Geçmişte bırakmak istediği her şeyin içinde değildi aslında Fırat ama gene de tıpkı geçmişin sancıları gibi yapışmıştı yakasına. Kendini hatırlattığı her anda, baş etmekte zorlandığı diğer her şey gibiydi işte, ne unutuluyordu ne de unut

