Demir Ailesi

1126 Kelimeler
Ertesi akşam saat tam yedide kapı çaldı. Açtığımda karşımda elli yaşlarında bir adam duruyordu. Gri üniforma, kasket, beyaz eldivenler. "Elif Hanım?" Sesi kibardı. "Ben Hayri. Kaan Bey'in şoförüyüm." "Merhaba." "Araba aşağıda. Hazırsanız çıkabiliriz." Hazırdım. Üstümde dün akşam bir mağazadan aldığım siyah elbise vardı. Diz altı, kolsuz, sade. Boynumda annemin bıraktığı inci kolye. Tek değerli eşyam. Ayakkabılarımı yeni almıştım. Siyah, ince topuklu. Ayağımı sıkmıştı. Hayri ile asansöre bindik. Apartmanın önünde siyah bir araba bekliyordu. Markasını bilmiyordum ama pahalı olduğu belliydi. Hayri arka kapıyı açtı. Bindim. Deri koltukların kokusu yeniydi. Yol boyunca konuşmadık. Radyoda hafif bir müzik çalıyordu. Klasik bir şey. Piyano. Beşiktaş'tan Bebek'e sahil yolundan gittik. Deniz sağda kalıyordu. Güneş batmış, gökyüzü turuncudan laciverde dönüyordu. Mavi Restoran, Bebek sahilinde iki katlı bir binaydı. Beyaz masa örtüleri, kristal bardaklar, garsonlar siyah papyonlu. Hayri kapıyı açtı. İndim. Restoranın girişinde bir adam bekliyordu. Kaan Demir. Bu akşam siyah takım elbise giymişti. Kravatı inci grisiydi. Beni görünce gözleri bir an elbisemde kaldı. Sonra yüzüme çıktı. "Zamanında geldiniz." "Öyle gerekiyordu." Kolunu uzattı. Bir saniye tereddüt ettim. Sonra koluna girdim. Kumaşın altında kolu sertti. İçeri girdik. Restoranın üst katı özel bir salondu. Büyük bir masa, altı kişilik. Masanın başında bir kadın oturuyordu. Altmış yaşlarında, kumral saçlarını tepesinde toplamış, incili bir broş takmıştı. Yanında Kaan'a benzeyen bir adam. Ama daha yaşlı, saçlarına kır düşmüş. Onun yanında genç bir kadın. Yirmili yaşlarının başında, açık kumral saçlı, ince kaşlı. Masada ayrıca bir çift daha vardı. Adam Kaan'ın babasına benziyordu. Kardeşi olmalıydı. Yanındaki kadın sarışındı, koyu kırmızı ruj sürmüştü. Kaan beni masaya doğru yönlendirdi. Herkes başını kaldırıp baktı. Bakışları üstümde gezinirken sırtımda bir ürperti hissettim. "Annem, Suzan Demir." Kaan ilk olarak masanın başındaki kadını işaret etti. Kadın başını hafifçe eğdi, gülümsemedi. "Babam, Selim Demir." Yaşlı adam başını salladı. "Kız kardeşim, İpek." Genç kadın gülümsedi. Gülümsemesi sıcak değildi, daha çok nezaket gereğiydi. "Amcam, Bülent Demir. Yengem, Şebnem Demir." Hepsiyle tek tek göz teması kurdum. Bülent Bey'in bakışları bir saniye boynumdaki incilerde kaldı. Şebnem Hanım elindeki şarap kadehini bırakmadı. Kaan masanın boş iki sandalyesinden birini çekti. Oturdum. Kendisi yanıma oturdu. Garson geldi. Menüler dağıtıldı. Ben menüye bakarken Suzan Demir'in sesi duyuldu. "Elif Hanım, Kaan sizden hiç bahsetmedi. Nerede tanıştınız?" Hazırlıklıydım. Kaan dün gece kısa bir mesaj atmıştı: "Bir davette tanıştık. Üç ay önce." "Bir davette." Menüyü kapattım. "Üç ay önce. Ortak bir tanıdığın organizasyonuydu." Suzan Demir'in kaşları kalktı. "Hangi davet?" "Annem işte." Kaan'ın sesi sakindi. "Sanat galerisi açılışıydı. Barış organize etmişti." Suzan Demir oğluna baktı, sonra bana döndü. "Peki siz ne iş yapıyorsunuz Elif Hanım?" "Bir kafede çalışıyorum." Masaya bir sessizlik çöktü. Şebnem Hanım'ın kadehi dudağında dondu. İpek çatalıyla tabağındaki zeytini itmeye başladı. Selim Bey'in yüzünde bir şey kıpırdadı, sonra kayboldu. "Kafe." Suzan Demir'in sesi düzdü. "Hangi kafe?" "Beşiktaş'ta küçük bir yer. Butik bir kafe." "Üniversite okudunuz mu?" "Başladım. İşletme. Ama tamamlayamadım." Nedenini sormadı. Sormasına gerek yoktu. Yüzündeki ifade, cevabı tahmin ettiğini gösteriyordu. Maddi sebepler. Her zaman maddi sebeplerdi. Garson siparişleri almaya geldi. Kaan benim yerime sipariş verdi. Levrek. Izgara sebzelerle. Ses tonu menüdeki yemekleri söylerken bile aynıydı. Düz. Kontrollü. Garson gittikten sonra İpek konuştu. "Bir ayda düğün mü olacak? Biraz hızlı değil mi?" "Kararımızı verdik." Kaan'ın sesi kardeşine döndüğünde bile yumuşamamıştı. "Davetiye yarın basılıyor." İpek'in çatalı tabağa sertçe değdi. Başını kaldırdı, ağabeyine baktı, sonra bana döndü. Gülümsedi. Bu kez gülümsemesi daha sıcaktı. Ama gözlerinde merak vardı. Bir bilim insanının mikroskoba bakar gibi baktığı bir merak. "Elif Hanım, aileniz ne iş yapar?" Midemde tanıdık düğüm. Yutkundum. "Annem emekli. Babam..." Kelime ağzımda döndü. "...artık yok." Yalan değildi. Feridun Yılmaz artık yoktu. Yerine Fikret Demirci vardı. "Vefat mı etti?" Suzan Demir'in sesi ilk kez bir parça yumuşamıştı. "Hayır. Ayrıldılar." Daha fazla soru sormadılar. Ama bakışları değişti. Şebnem Hanım'ın ruju, dudağının kenarına hafifçe bulaşmıştı. Peçeteyle sildi, belli etmeden. Bülent Bey şarabından büyük bir yudum aldı. Yemekler geldi. Levrek taze, sebzeler sıcaktı. Ama lokmalar boğazımdan zor geçiyordu. Kaan sessizce yiyordu. Ara sıra babasıyla iş konuşuyordu. Yeni bir proje. Körfez sermayesi. Üçüncü çeyrek hedefleri. Kelimeler masanın üstünde uçuşuyor, benimle ilgisi olmayan bir dünyaya aitlerdi. İpek bir ara yanıma eğildi. "Tatlı ister misin? Fıstıklı sufleleri güzel." "Olabilir." Gülümsedi. Bu kez daha gerçekti. "Ben de alayım o zaman. Annem tatlı yemez, rejimde. Babam da şekerden uzak duruyor. Amcam içkiyi tercih eder. Yengem de ne bulsa yer." Sesi öyle rahattı ki, ilk kez kendimi biraz gevşemiş hissettim. Tatlılar geldi. Sufle sıcaktı, fıstıklar tazeydi. Yerken İpek'le göz göze geldik. Kaşlarını kaldırdı. "Nasıl?" "Güzel." "Ben demiştim." Yemeğin sonuna doğru Suzan Demir peçeteyi masaya bıraktı. Ellerini kucağında birleştirdi. Gözlerini bana dikti. "Elif Hanım, oğlum sizinle evlenmeye karar vermiş. Bu karara saygı duyuyorum." Sesi tartılıydı. "Ama bir ay kısa bir süre. Düğün hazırlıkları için yardıma ihtiyacınız olacaktır. Gelinlik, mekan, davetiyeler..." "Ben hallederim." Kaan söze girdi. Suzan Demir oğluna baktı. Aralarında bir şey geçti. Annelerin oğullarına baktığında anladığı, oğulların annelerine bakarak anlattığı o sessiz dilden bir konuşma. "Peki." Suzan Demir ayağa kalktı. "O zaman yarın öğleden sonra gelinlik provasına gidersiniz. Benim bir terzim var. Adresini Barış'a ileteceğim." Hesap ödendi. Masadan kalkıldı. Herkes birbirine iyi geceler diledi. İpek yanıma geldi, elimi sıktı. Avucu sıcaktı. "Hoş geldin aileye." Sesi alçaktı. "Çok korkma. Annem zordur ama alışırsın." Ne diyeceğimi bilemedim. Gülümsedim. Restoranın önünde Hayri arabanın kapısını açmış bekliyordu. Kaan koluma girdi. Arabaya bindik. O da yanıma oturdu. Hayri ön koltuğa geçti, motoru çalıştırdı. Yol boyunca sessizdik. Araba Beşiktaş'a yaklaşırken Kaan konuştu. "İdare ettiniz." Teşekkür müydü, tespit miydi? Anlayamadım. "Aileniz... hoş insanlar." Kısa bir gülüş. Ses değil, nefes. "Yalan söylemekte iyi değilsiniz." "Peki siz? Siz iyi misiniz?" Dönüp bana baktı. Arabanın içinde sokak lambalarının ışığı yüzünde gölgeler oynatıyordu. "İşte gereken bu." Cevap değildi. Ama başka bir şey söylemedi. Araba apartmanın önünde durdu. Hayri kapıyı açtı. İndim. Kaan inmedi. "Yarın terziye gideceksiniz. Barış size saati iletecek." "Tamam." "Bir şey daha." Camı açtı. Yüzü karanlıkta kalmıştı. "Yarın akşam bir davet var. İş dünyasından insanlar. Sizi de bekliyorum." "Ne daveti?" "Her yıl düzenlenen bir ödül töreni. Demir Holding ana sponsor. Basın olacak. Kameralar olacak. İlk kez birlikte görüneceğiz." Midemde kelebekler değil, taşlar. Yutkundum. "Saat kaçta?" "Sekiz. Araba yedide burada olur." Başımı salladım. Arabanın camı kapandı. Siyah araba sokağın sonunda kayboldu. Apartmana girdim. Merdivenleri çıktım. Kapıyı açtım. İçerisi karanlıktı. Işığı açmadım. Koltuğa oturdum. Yeni telefonu çıkardım. Ekranda bir mesaj vardı. İpek'ten. "Yarın terziden önce kahve içelim mi? Seni tanımak isterim." Mesaja baktım. Cevap yazdım: "Olur." Sonra eski telefonu elime aldım. Annemden on altı cevapsız çağrı. Bankadan dört. Ev sahibinden iki. Eski telefonu kapattım. Çekmeceye kaldırdım. Yeni hayatımda annemin çağrılarına yer yoktu. Banka çağrılarına yer yoktu. Eski Elif'in borçlarına, korkularına, uykusuz gecelerine yer yoktu. Yeni hayatımda sadece bir yıl vardı. Ve o bir yıl boyunca takmam gereken bir maske. Koltukta otururken gözlerim kapandı. Rüyamda yine deniz vardı. Mersin'deki balıkçı kasabası. Bu kez iskelede babam yoktu. Sadece boş bir sandalye. Ve uzakta, ufukta, gri bir gemi. Uyandığımda saat sabahın beşiydi. Bir ay. Üç hafta, altı gün. Ve sonra Kaan Demir'in karısı olacaktım.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE