Doğu'nun Dila'sı

1973 Kelimeler
DOĞU ALPKUTLU ~Birkaç saat önce~ Doğu, peş peşe çalan zil ve kapıdan gelen sert vurma sesleriyle uyanmıştı. Güm! Güm! Güm! Gözlerini aralamaya çalıştı ama kirpikleri sanki birbirine yapışmış gibiydi. Elleriyle yüzünü ovup, kendine gelmeye çalışırken bir yandan da yataktan doğrulup kapıya doğru bağırdı: "Yavaş! Yavaş! Siktiğimin kapısı, bu eve lazım!" Yorganı bir hışımla üzerinden atıp, huzursuzlukla telefona uzandı. Saate bakacaktı ama ekranda dizili cevapsız aramalar gözlerini fal taşı gibi açmasına neden oldu. "Ne oluyor sabah sabah yaa?" diye homurdandı. Üzerine tişörtünü bile giymeye zaman harcamadan ayağa kalkıp kapıya yöneldi. Gece üstüne bir şey giymeden yatma alışkanlığı bir gün patlayacaktı başına zaten… Belinden düşen eşofmanını çekiştirip yukarı çekti. Dışarıda, kapıyı kırıp içeri dalacak gibi yumruklayan manyağın kim olduğunu anlamak için diyafonun görüntü gösteren tuşuna bastı. Menajeri Hasan Akbel, kapıya dayanıştı. Belli ki pek hoş bir ruh haliyle değil. “Allah allah,” dedi, şaşkınlıkla kapıyı açmak için kola uzandığında. Kapıyı açmasıyla Hasan’ın içeri dalması bir oldu. Bir şeyler arar gibi salonu kolaçan ettikten sonra, keskin bir ses tonuyla Doğu’ya döndü: "Nerede?!" "Sana da günaydın abi..." "Kes sesini! Nerede dedim sana, cevap ver!" Doğu kaşlarını çattı, henüz tam uyanamamıştı ama bir yandan da Hasan’ın sabah sabah ev basacak kadar neden kudurduğunu merak etti. Elini kısa, saçlarına attı ve çıkış yönünün tersine doğru taradı. “Kim nerede?” “Alem arkadaşın kim olacak!” dedi gözlerini belertirken ‘Alem’ kısmına bastırarak. Bir yandan da sağa sola bakmaya devam ediyordu. Hızını alamayıp salondaki koltuğun büyük minderlerini bile kaldırıp altına bakmıştı. "Abi, ne alemi, ne diyorsun sabah sabah? Kapıma dikildiğin yetmedi şimdi de gümrük muhafaza memuru gibi didik didik ediyorsun evi!" Hasan iki eliyle başını kavrayıp tavanı izledi, sesi titriyordu. "Ulan siz var ya... Beni öldüreceksiniz! Füsun’uma doyamadan göçüp gideceğim sonunda. Evlatlarım babasız kalacak!” Doğu, Hasan’ın bu dramatik tepkisinin sebebini anlamaya çalışırken bir anda kafasında bir şey şeklendi. Alem arkadaşı kim olabilirdi ki… Umut. Dün gece beraberdiler. Sonra gittikleri mekanda yanlarına gelen kızları hatırladı. Umut, çıkışta "Bize geçelim, biraz daha takılırız be ooluum,” falan demişti ama Doğu, ‘Benim pek keyfim yok.’ diyerek gitmemişti. Hasan abi bunu mu duymuştu acaba? Ama mekanda bir iki içtiler diye sabah kapıya dayanacak adam değildi Hasan. Ciddi bir şey olmalıydı. "Ne oldu abi?" "Ne mi oldu? Al bak, al!" Hasan telefonu gözlerinin önünü sürttü. Doğu, görseli görünce uykusunun en son zerresine kadar uyandı. Umut ile yan yana oldukları bir fotoğraftı bu. Umut, locadaki geniş koltuğa bacaklarını açarak yayılmış yetmemiş bir de bacaklarının arasına da esmer bir kız oturmuş ona bakıyordu. Oldukça samimi duruyorlardı. Doğu ise ayakta ve arkası dönükken sarışın bir kız onu mengene gibi belinden sarmış, yüzünü sırtına yaslamıştı. “Hassikktirrr!" dedi Doğu. "Abi bu ne?!" Hasan’ın sesi tokat gibi patladı: "Sen söyle ulan! Hani antrenman sonra eve gidiyordunuz? Eviniz burası mı he?!" "Değil abi," dedi Doğu, nefesi kesilmiş halde. Bugünlerde kafası hiç yerinde değildi ki zaten. Sezonun kapanmasına iki hafta kalmıştı. Maçlar tamamlandığında İzmir’e ailesinin yanına geçecekti. İzmir’e de gitmeyeli ne çok zaman olmuştu… E kardeşinin düğününe gitmese olmazdı, gitse… Off aklına gelmişti yine… Kendini koltuğa üstten beri bıraktı. Dizlerinin üzerine dayadı dirseklerini, başını eğip avuçları arasına aldı. Zıkkım vardı Ozan evlenecek… Zaten isteme törenine de maçları bahane ederek gitmemişti. Gitse, kaçtığı ne varsa denk gelirdi çünkü. Aha da böyle böyle cezasını veriyordu Allah işte. Henüz kendine bile itiraf etmese de bıraktığı gibi bulamama ihtimali için için yiyip bitiriyordu Doğu’yu. “Offffff,” dedi. Ama bu sefer içinden değil, bütün sıkıntısını dışarıya verir gibi bütün nefesini tüketerek. Zihni bu kadar yoğunken, Umut’un "Gel bir şeyler içelim" teklifine icabet etmişti ama... Bu sarışın kız kimdi ya gerçekten? Ne ara sarılmıştı bi de? Hatırlamıyordu bile! Derken kapı zili yine delicesine çalınmaya başladı. Hasan yerinde kudururken, Doğu kapıyı açmaya gitti “Senin tamam diyen aklına sıçsınlar Doğu!” diyerekten kendi kendine. Umut gelmişti. Nefes nefese içeri daldı: "Doğu! Sıçtık abi sıçtık! Bu sefer var ya boğazıma kadar battım boka. Hasan abi bizi kesin sikecek!" Tam ağzını açacaktı ki Hasan, Umut'u ense kökünden yakaladı. "Ulan hergele! Madem bok yediğini biliyorsun, ne diye bunları yapmaya devam ediyorsun?!" "A-abi... Sende mi buradaydın?" Hasan eliyle havada bir daire çizip bağırdı: "Buradayım ya! Zaten sizin yüzünüzden Allah’ıma kavuşacaktım! Ama yok, ölsem bile ruhum musallat olacak size! Gözüm açık gideceğim!" Doğu, Hasan’ın tansiyonu iyice yükselmeden mutfağa gidip bir bardak su getirdi. "Abi, sakin ol." "Ulan nasıl sakin olayım?! Siz neyinize güveniyorsunuz?! Ulan ne hallerdeyiz! Umut hadi neyse, ama sen Doğu... Sen bize bunu nasıl yaparsın?" Umut; Hasan’ın "biz" vurgusuyla sevgilisi tarafından ihanete uğramış gibi konuşmasına gülmemek için kendini tutmaya çalışırken, boğazından bir ses firar etti. Hasan öyle bir “biz” demişti ki, sanki sevgilisiymiş de ihanete uğramış gibi konuşmuştu. Hasan hışımla Umut’a döndü. Umut anında sus pus oldu. Doğu ise hala anlatmaya çalışıyordu: “Abi bir yanlış anlaşılma olmuş. Ben bu kızı tanımayı geçtim hatırlamıyorum bile.” dedi Doğu, gerçekten de hatırlamıyordu. “Yav oğlum, sen ister hatırla ister hatırlama! Manşet olmuşsunuz… Yav ben nerelere gidem yav, heeyy yüce Allah’ım, sen beni nelerle sınıyorsun?” “Ama abi bi’ açıklama falan yaparız belki.” “Ne diyeceğiz Doğu beyciğim çok merak ediyorum? Sarhoştum hatırlamıyorum mu?!” “Yok da abi ne bileyim…” “Oğlum sizin takım şampiyonluk şansını son maça kadar kovalıyor, ezeli rakibinizle var aranızda üç puan fark üçç. Sıkı çalışıyoruz diye PR kasacağınıza gece kulüplerinden kızlarla poz kesiyorsunuz!” İkisi de susup Hasan abiyi dinlemeye başlamışlardı. “X yok mu x? Hani şu eski kuşlu site! Hah! Yıkılıyo orası tweet yağmuruylan. Vay efendim takım şampiyonluğa odaklanması gerekirken karı kız peşindeler diye! Ulan it oğlu itler! Çip mi takayım götünüze ha! Onu mu istiyorsunuz? Konuşun susmayın!” Konuşun demişti Hasan ama onlar söze girmeden söylenmeye devam etti: “Yarrrağı ne zaman tutacaksınız ben söyleyim mi? Bu sezon rakibiniz şampiyon olursa hah işte tam o zaman! Şunun şurasında ligin bitmesine iki hafta kaldı!” “Abi… Öyle deme bu sene biz şampiyon olacağız inşall…” “Şampiyonluk kaçarsa bu taraftar sizi bi’ siker feleğiniz şaşar, ben de mısırımı patlatır Füsun’umla izlerim! Duydunuz mu beni?” “Duyduk abi…” dedi her ikisi de aynı anda. “Benden habersiz kuş uçurursanız, gebertirim sizi! Duydunuz mu??” “Duyduk abi…” dediler senkronize olarak. “Şimdi kalk üstüne bir şey giyi sen, tarzan gibi dolaşma!” Dedi Doğu’ya parmağını sallayarak Hasan. Sonra Umut’a döndü. Ulan Umut’a acayip sinirliydi. Siniri de geçecek gibi değildi. “Seni bu takıma defans oyuncusu diye alanın ben taaa ağzına sıçayım! Kalk git sen de bana bi kahve yap, kendime geleyim!” diye eklemeyi ihmal etmedi. Hasan nihayet kahvesini içip gittiğinde; Doğu, Umut’u salonda bırakarak sessizce odasına döndü ve yatağa kendini bıraktı. Elini başının altına koydu, diğer boşta kalan eli ise istemsizce telefonunu aldı. Sosyal medyadaki nabzı yoklamak için açtığı fake hesabından X’e giriş yaptı. Durum gerçekten Hasan abinin dediği kadar kötü müydü? Telefon ekranında tweetler hızla akmaya başladı. Bazıları eğlenceliydi, bazıları moral bozucu, bazılarıysa doğrudan küfür içeriyordu. “Oha, yeryüzünde cennet skill’i açılmış beyler koşun! Ama önce: Aç Google-> Yaz ‘futbolcu nasıl olunur’ -> enter!” Doğu gözlerini devirdi. “Oğlum bunlar her gün ayrı kız götürüyordur şimdi!” Bekarlar da sanıyor ki evliler her gün… “30 yaşından sonra nasıl futbolcu olurum beyler? Acil yardım!” Allah’ım sabır… “Sizin ciddiyetiniz batsın. Sezon başında verdiğiniz bütün sözleri size hatırlatmayı da biliriz. Bizim camiaya yakışmayacak hareketler bunlar. Yönetimin derhal bu konulara el atması gerekiyor. Kimseden korkuları da yok, pozlara bakın!” Doğu’nun kaşları çatıldı. Sanki adam öldürmüşlerdi. Bir mekânda iki kişiyle görüntülendi diye bu kadar linç yemek... Bunu kesin Hasan yazmıştı. “Doğu ciddi ilişki ile toparlar da diğeri tam UMUTsuz vaka!” Bu sefer istemsizce güldü. Umut bunu görse var ya… “Yarasın paşalarıma az mı ter atıyorlar sahada, Yakışır…namınız yürüsün lan!” ‘Yorumsuz’ dedi kendi kendine… “Benim yerime de ye Umut!” Doğu, kahkaha atmamak için alt dudağını ısırdı. Bu tweet tam Umut’luktu. Telefonu bir kenara bıraktı. Medyanın her şeyin içine ettiğini biliyordu ama işin buraya geleceğini tahmin etmemişti. Hasan haklıydı, iş iyice çığırından çıkmadan bu olayı bir şekilde unutturmalıydılar. Kendini düşüncelere gark etmeden önce telefonu çalmaya başladı. Annem mi acaba diye düşündü, yalan yok Handan sultandan korkuyordu Doğu. Böyle konularla gündeme geldiğinde çok kızıyordu çünkü. Telefonu eline aldığında kardeşi Ozan’ın aradığını gördü. “Alo Ozi?” “Abi naber?” Ozan’ın haberi yoktu galiba olanlardan. Şimdi bir daha anlatıp kendi canını tekrardan sıkamazdı. Bir elinde telefonu tutarken diğer eliyle başını kaşıdı. Sabah sabah ne olmuş olabilirdi ki? “Aynı, sen hayırdır?” “Abi kızmayacaksan bir şey söyleyeceğim ama,” Bugün kendine o kadar çok kızmıştı ki dünya üzerindeki başka hiçbir canlıya tek kelime edecek enerjisi kalmamıştı… “Yok kızmayacağım söyle.” Ozan, Doğu’nun bu haline şaşırsa da hiç uzatmadan çıkardı baklayı. “Aylin’le konuştum da, Dila apar topar İstanbul’a dönmüş bu sabah ilk uçuşla.” Doğu, ne diyeceğini bilemeyerek birkaç saniye sessiz kaldı. “Ee Ozan?” "Abi, Dila’ya bir herif fena kafayı takmış. Aylin çok telaşlandı. Kız bu salağı başından savamazsa uğraşacak gibi." Doğu, telefonu diğer eline alıp kulağına yeniden dayadı. Ozan’ın söyledikleri beyninde yankılanıyordu ama hiç belli etmedi. "Ee, ben ne yapayım?" dedi umursamazca. Ozan'ın sesi kulak zarını patlatacak kadar sert çıktı. “Abi, Dila’nın başı belada olabilir diyorum!” Doğu kendi haline hafifçe güldü. Acı bir gülüştü bu. Senelerdir bir gölge gibi hayatı hakkında sürekli haberdar oluyordu Dila’dan ama hayatına müdahale etmeme kararını alalı yıllar oluyordu. Eskiden olsa tek saniye düşünmeden giderdi. Neden gitmesindi, Boncuk’un her yardıma ihtiyacı olduğu anda hep yanında olmuştu. Dila, onun için bir zamanlar her şeydi. Bir zamanlar mı? Yoksa her zaman mı her şeydi… Kendi de bilmiyordu lanet olsun ki… Artık o kadar umurunda olmaması gerekiyordu. Gerekiyordu da içi söz dinliyor muydu sanki. "Uğraşmasın o zaman," dedi ilgisiz bir ses tonuyla. “Dila dediğin kaç yaşında kız, çocuk mu? Kendi başının çaresine bakabilir.” Ozan bir an sessiz kaldı. Sonra öyle bir cümle kurdu ki, Doğu’nun vücudundan sıcak bir dalga geçti. “Vay anasını! Oğlum Dila lan Dila. En iyi arkadaşın hani… Sana bu kadar uzak artık ha?” Doğu’nun kaşları anında çatıldı. Ama tepki vermedi. Ozan’ın kışkırtmasına gelmeyecekti. Cidden gelmeyecekti. Gitmemesi gerekiyordu. Doğu’dan ses gelmeyince Ozan devam etti, “İnat kalksa gelse çalsa kapımızı, ‘Hoş geldin Doğu’ diye karşılaşacağız haa!” “Lan serseri ne biçim konuşuyorsun abinle?” “Konuşuyorum o biçim ne var? Bir daha Dila’dan haber geçmem sana diyorum, bak bir gün kızın düğün haberini verece—” Kapatmıştı suratına Ozan’ın. Boş yapıyordu çünkü. Kapattı kapatmasına ama telefonu masaya bırakmasına rağmen, içindeki huzursuzluk geçmedi. “Bok kafalı Ozan!” dedi sinirle. Sırtını yasladığı yatak başlığı, sırtına batan bir taş gibi rahatsız etmeye başladı. Ayağa kalktı, odanın içinde dolaşıp durdu. Sakinleşmeye çalıştı. Ama olmuyordu. Dila’nın gözleri, neşeli sesi, geçmişleri, çocukluk anıları, gençlik zamanları… Hepsi teker teker zihnine hücum etti. Neden rahat durmuyordu bu kız çocuğu! Bir yarım saat geçti. Sonra bir yarım saat daha. İlk başta hiçbir şey yapmadı. Zorladı kendini. Oturmaya, umursamamaya çalıştı. Ama her geçen dakika, içinde bir yerlerde bir şey onu dürtüyordu. Ya gerçekten sıkıntı varsa? Ozan onu gaza getirmek için bugüne kadar hiç böyle bir şey yapmamıştı çünkü. Ve bu düşünce, onu yavaş yavaş deli etmeye başladı. Elleri istemsizce yumruk oldu. Bir anda kendini banyoya yürürken buldu. Aynaya baktı. Gözleri kararmıştı. Eğer gitmezse? Gece boyunca huzur bulamayacaktı. Bir iç çekip kafasını ileri geri salladı. Siktir et. Ayağa kalktı, üstüne hızlıca bir şey geçirdi ve telefonunu aldı. “Konumu at, hemen.” Gelen konumu açtı, çok da uzak bir yerde değildi. Biliyordu burayı. İstemsizce içi daraldı. Odadan içeriye başını uzatan Umut sanki bir saat önce bu evde kriz yaşanmamış gibi, Doğu’ya seslendi. “Hadi abi, kahvaltıya gidelim bir şeyler yiyelim.” Doğu, gözlerini ekrandan ayırmadan, donuk bir sesle cevap verdi: “Bana borcun var, Umut.” Umut, şaşkınlıkla ona baktı. “Ne borcu?” “Vefa…” Ok yaydan nasıl çıktıysa Doğu da yoldan çıkmıştı. Dila’ya gitmemesi gerekiyordu. Ama gidiyordu. Çünkü bin yıl da geçse, ondan kaçamayacağını içten içe biliyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE