Aynı Girdaba Sürüklenmek

2759 Kelimeler
Akşam, Remiye babaannenin hafıza şalterini kapattıktan sonra verdiği evlilik öğütlerinden de Alpkutluların evinden de bir türlü kaçamamıştım. Ardından Ozan ve Aylin de gelince mecburen akşam yemeğine kalmış daha sonrasında ön bahçeye bakan verandada beşimiz oturup bir şeyler içmiştik. Beşli olarak bir araya gelmeyi ne kadar özlediğimi fark etmiştim. Çocukluğum, ergenliğim ve ilk gençlik yıllarım… Ne kadar mutlu olduğumu hatırlarken yüzümde şapşal bir gülümseme kondurduğuma çok emindim. Gündüz ne kadar hava sıcak olsa da akşamları hafif bir esinti oluyordu mutlaka mevsimin bu zamanlarında. İçimin ürperdiğini hissetmiş, bahçe takımının geniş koltuğuna bacaklarımı sarıp otururken bulmuştum kendimi. Sonra birden sırtımın üzerinde hissettiğim hırkadan, buram buram son günlerde epeyce aşinası olduğum parfüm ve her zamanki fresh deniz kokusu burnuma doldu. Dolayısıyla, bu hamlesini beklemesem de; başımı yerden kaldırdığımda Doğu ile göz göze gelmeyi bekliyordum. Ukala olmayan, sakin ve şefkatli bir gülüş gönderdiğini görünce; uzun zamandır görmediğim Doğu'yu görmüş, şaşırmıştım açıkçası. Belki de içtiğimiz biranın etkisiyle zihnim berrak değildi, bilmiyorum. “Bir bira ile uçacak insan mıydın be Dila, hepsi bu man kafanın suçu olmasın?” diyen iç sesimi başımı sağa sola sallayarak susturdum. Kuru bir teşekkürler gönderdim Doğu’ya, üzerime iliştirdiği kıyafetine kollarımı geçirirken. Yine karşımdaki yerini aldı ve adaleli bacaklarını açarak karşıma oturdu. Bense başımı usulca dizime yatırmış ortamdaki gülüşmelerle dolu konuşmayı dinliyordum. Mete, bir anlığına telefonu ile oynarken gözleri parladı ve hemen masanın üzerinde duran kamerasını açıp masadaki herkese sırayla odakladı. “Bayanlar baylar, düğün vakti yaklaşıyor! Tarihi belgeliyoruz!” diye gülerek ilan etti. Ozan gözlerini devirdi. “Abicim, senin başın bir gün bu video çekme meselesi yüzünden belaya girecek demedi deme.” Mete kahkaha attı. “Olmaz bir şey. Arkamda kapı gibi iki tane abim var benim bee! Bana karada ölüm yok!” Elindeki kamera ile hemen gelin ve damadı çekmeye başladı. “Evvet, Ozan ve Aylin! Nasıl sevgili olduğunuzu anlatmamızı istiyoruz! Bundan seneler sonra yeğenlerime bu videoyu izletip gülüp eğlenmeyelim mi yani? Şimdi söz sizde nasıl başladınız bu büyük aşka?” Aylin gülerek yüzünü Ozan’a döndü. “Sen anlat aşkım.” Ozan hafif bir boğaz temizleme hareketi yapıp Mete’nin kamerasına doğru ciddiyetle baktı. “Evet, her şey 2019 yılının dönem arasında başladı. Başlayacak olan inşaatlar için demir alımını yapmaya gidecektik o gün. Ama hava rüzgarlı olduğu için babamın evden çıkası gelmedi ne hikmetse. Ben de canım sıkıldığı için biraz dışarıya çıkayım dedim. Kapıdan bir çıktım, Altan amcaların evine pencereden girmeye çalışan biri var. İnce, zayıf biri. Giymiş bir de siyahları. E bir de gündüz vakti. Altan amca işte, Nesli teyze de Müyesser babaanneye gidecek o gün. Aha dedim hırsızz!” Aylin dirseğiyle onu dürttü. “Pencereyi açık bırakmasalarmış, ne yapayım!” Ozan gülerek ellerini beline doladı Aylin'in. “Sinsice yaklaştım arkasından, küçücük de bir şey dedim ben bunu alt ederim. Yakaladım belinden çektim kendime doğru alaşağı ettim! Bi de görseniz nasıl hafif. Allah allah diyorum, bu nasıl hırsız. Bir an şaşırdım yalan yok. Daha kuvvetli bir şey bekliyorum. Sonra bir de “Ayyyy!” diye cırlamaz mı?” Mete hemen heyecanla atıldı. “Eee sonra...” “Ee si benim hırsız sandığım siyahlı meğer bizim Aylin’mişş!” “Oha abi, siz birlikte büyümediniz mi? Aylin ablayı nasıl tanımazsın?” “E değimişti çünkü! Hem yüzünü de görmedim ki öyle kamufle olmuş ki hava soğuk diye!” “Normal Meteciğim, ben ehm şey, bir 40 kilo kadar verdim de…” “”Çüüüş..” Dedi Mete, gayriihtiyari. “Höst lan düzgün konuş karımla!” diye diklendi Ozan hemen. “Özür dilerim Aylin abla, baya zayıflamışsın ben o kadar kilo verdiğini bilmiyordum…” dedi bu sefer Mete kendini düzelterek. Güldü Aylin, başkası olsa gözüne dalardı bilirdim. Ee seviyor müstakbel kocişkosunu ve ailesini. “Sorun değil canım, ben bir diğer yarımı bırakınca tabii Ozan şok. Yoksa yüzümüze bakmazdı bilmez miyim?” deyip şöyle bir triplendi Aylin. Ozan bir anlık duraksadı, sonra Aylin’in gözlerinin içine bakarak devam etti. “O nasıl söz çiçeğim, benim gözüm hiçbir zaman senden başkasını görmedi ki…” Cidden görmemişti ama, değişiminden sonra da peşinden ayrılmamıştın Ozan'cığım. Bilmiyor muyuz sanki? Aylin’in yanakları hafifçe kızardı, gülümseyerek başını eğdi. Masadaki herkesin yüzüne tatlı bir gülümseme yerleşti. Ben ise mutlulukla onları izlerken, istemsizce yanımda oturan Doğu’ya kısa bir bakış attım. O da sessizce dinliyordu ama yüzünde pek okunamayan bir ifade vardı. Mete kayıt almayı bıraktı ve herkesin dikkatini çekecek bir hareketle ayağa kalktı. “Şimdiiiii aşk kuşlarını bir köşeye bırakıp, gelelim en bomba kısma.” Kamera arşivini hızla karıştırırken sinsi bir gülüşle bize baktı. “Size çok özel görüntüler izleteceğim.” Ozan kaşlarını çattı. “Ne haltlar karıştırıyorsun yine Mete?” Mete aradığını bulup kamerayı masanın ortasına koydu. Ve… Video başladı. İlk saniyelerde Remiye babaannenin sesi duyuluyordu. “Gelinuum, habu uşak boyna yemek tikiniyi da! Ne pişuriyisin koca mideliya da?” Ozan ve Aylin aynı anda kıkırdadı. Ama daha büyük kahkaha, Remiye babaannenin Doğu’ya dönüp, “Hep da karindan bekleyeceksun, habu omur muşterektur. Sen da icabinde girecesun mutfağa!” diye ayar çekmesiyle geldi. Ozan, kahkahalar içinde bana baktı. “Oha bu gösteriyi kaçırdığımıza inanamıyorum!” Gözlerimi devirerek Mete’ye ters ters baktım. “Bu videoları ne zaman çektin sen ya?!” Mete gülmekten gözleri yaşarcasına, “Babaannem sağ olsun, o kadar gerçekçiydi ki kaydı kapatmaya elim gitmedi abla.” Doğu ise sessizce gülüyordu. Gözlerini ekrandan ayırmamıştı ama omuzlarının hafifçe titremesinden keyif aldığını görebiliyordum. Videoda Remiye babaanne devam ediyordu. “Senun işun da zordur gelinum, yakişukli adamun derdi da bitmeyi ha oyle. Habunun dedesi da oyleydi. Vuu az mi çektum adamun tipindan! En soninde dayanamadum karilere endurdum kafasina oduni! Bozdum onun façasini daa!” Aylin kahkahalar atarak Ozan’ın koluna vurdu. “Ayy Remiye babaanneden korkulur! İzinde yürüyeceğim reyiz!” Ozan korku dolu bakışlarını aniden Aylin’e çevirirken, Doğu çarpık bir gülümsemeyle videoyu izlemeye devam ediyordu. Aylin, gülmekten gözlerinden gelen yaşları sildi. “Ya şunların kuzu gibi oturmasına bakar mısın? Hahahaha!” Ben ise gülmemek için dudaklarımı sıktım. Oldukça komik görünüyorduk. Ama içten içe Mete’nin beni şu an nasıl zor bir duruma düşürdüğünü düşünüyordum. Doğu ile kendimi yan yana gördüğümde ise ne kadar uyumlu olduğumuzu fark ettim. İçimden geçenlere ne kadar lanet etsem de, çok yakışıyormuşuz diye de düşünmekten kendimi alamıyordum işte… Cidden öyle masum bir şekilde oturmuş babaanneyi dinliyorduk, birbirimize o kadar yakın oturuyorduk ki gerçek bir çift gibiydik. Ozan’ın kahkahayı tekrar basmasıyla, başımı dizlerime vurarak inledim. “Beni bu aileden biri alıp kurtarsın lütfen...” *** Ozan ve Aylin, düğün davetlilerinin belirlenmesi sırasında çıkan krizi çözmek için içeri geçerken, Mete de online oyun oynadığı arkadaşlarının davetiyle odasına çıktı. Geriye sadece ben ve Doğu kalmıştık. Hırka üzerimdeydi ama yeterince ısıtmıyordu. Aslında üşümek bahane, oradan kaçmak istiyordum. “Ben gideyim artık, iyi akşamlar,” dedim ve bir yanıt beklemeden hırkayı oturduğum yere bıraktım. Terliklerimi giydim ve eve doğru yöneldiğimde, aniden kolumdan çekildiğimi hissettim. Arkama dönmemle sert bir bedene çarpmam bir oldu. Bu sert bedenle çarpışma işi de artık iyice alışkanlık haline gelmişti… Kalbimin hızlanmasını fark ettiğim an, kendime sinirlendim. Hani bir daha hızlanmasına izin vermeyecektik Dila? diye iç sesim fısıldadı. Ben de ona Ancak bu yalanlarla kendimizi kandırırız diye yanıt verdim. “Dur Dila,” dedi Doğu, sesi her zamanki gibi sakindi ama bu sefer kararlıydı. “Konuşalım istiyorum artık.” “Neyi konuşacağız ki?” “Aramızda olup biteni.” Derin bir nefes verdim. “Uzaklaşsana önce biraz benden. Gören yanlış anlayacak.” Doğu bir an bile tereddüt etmeden cevap verdi. Gözlerini gözlerime dikmişti. “Anlasınlar.” O an, bu adamın aklımı cidden oynatmaya çalıştığını düşündüm. Ben hayatımı bir düzene sokmaya çalışıyordum. O düzeni bulduğumu sandığım an, yine aynı girdaba sürüklenmek istemiyordum. Kolumu ondan çekip biraz geri adım attım. “Bak Doğu, neden böyle davrandığın hakkında hiçbir fikrim yok ama bu hâlin beni yoruyor. Gerçekten yoruluyorum. Bunu yapma bana.” Doğu’nun yüzündeki ciddiyet azalmadı. “Sadece konuşmak istiyorum Dila.” “Ama ben istemiyorum Doğu.” Derin bir nefes aldı. Vazgeçmeyecek. “Kolay pes etmeyeceğimi biliyorsun,” dedi sakince. “Bu konuşmayı elbet bir gün yapacağız.” Kaşlarımı çattım. “Kendi bildiğini okumaya bayılıyorsun zaten, bilmez miyim?” Bu sefer onun yüzünde hafif bir gülümseme belirdi, ama buruktu. “Bir süre yüz yüze bakacağız Doğu. Ne olur bunu bizim için daha da zorlaştırma, olur mu?” Birkaç saniye boyunca gözlerime baktı, sonra başını hafifçe salladı. “Ama, Boncuk.” İçimde garip bir ağırlık hissettim ama bunu daha fazla uzatmak istemedim. "İşim var Doğu, gitmem gerekiyor artık. İyi geceler." diyerek kaçtım oradan resmen. “İyi geceler.” sesini duydum arkamdan sadece belli belirsiz. *** Yeni bir gün, yeni başlangıçlar diye karşıladığım müthiş bir sabah oluyor-du. Ta ki taze havanın odama dolması için açtığım çift kanatlı penceremin hemen karşısında O’nu görene kadar… Aynı şekilde pencerenin önüne geçmiş bir adet üstsüz geniş omuzlu ve atletik vücutlu Doğu… Gözlerimi alamadım haliyle üzerinden. Bizde ki de irade be güzel kardeşim, adamın vücudu top peşinde koşmaktan yürüyen şerbetsiz baklavacıklara dönüşmüş. Ben ise, askılı şortlu pijama takımımla bir şaheser(!) gibiyim… Benim onu fark etmeden önce; perdeleri haşin çekişim ve pencereyi yarınlar yokmuşçasına sesli bir şekilde açmamla, bakışları bana dönmüştü haliyle. Bir an gözlerimiz buluştu. Ama hemen kafamı başka yöne doğru çevirdim. Çünkü… Bilmiyorum tamam mı? Ona bakmamaya çalışıyordum işte. “Sana da günaydın Boncuk!” dedi kadifemsi bir ses tonuyla. Orada hiç yokmuş gibi davranacaktım başta ama fark ettim ki ben kaçtıkça burnumun dibinde bitiyor uyuz. Bozuntuya vermedim, sanki onu hiç görmemişim gibi davranmaya çalıştım. “Aa, günaydın. Sen de mi buradaydın?” Ne? Ciddi olamazsın Dila? Bu işleri beceremiyorsan hiç oynamayalım… Güldü Doğu, hem de kahkahalarla. Ya ne olacaktı. Tam bir çocuk gibi davranıyordum çünkü. “N’aptın dün eve geçince? İşim var diye gitmiştin, pardon. Kaçtın. Merak ediyorum o kadar önemli ne işin vardı?” Ciddi ciddi bana bunu soruyor olamazdı herhalde. İnadına sinirlerimle oynadığını düşünmeye başlamıştım gerçekten. Ve artık dayanamayıp sinirle sordum: “Sen iyi misin Doğu?” Önce gözlerini huzurla kapatıp derin bir nefes aldı, sanki çevredeki tüm oksijeni ciğerlerine toplar gibi. Bu mesafeden bile belli olan göğüs kasları şişti ve seyirlik bir görüntü oluştu karşımda. Sonra yavaşça bıraktı aldığı nefesi. Gözlerini açtı ve bana bakarken gamzelerini belli edecek kadar çok gülümsedi. Yanaklarındaki çukurlara takıldı gözüm. O sırada beni daha da çıldırtacak bir cümle kuracağını nereden bilecektim ki! “‘Karım’la camdan cama bakıştığım bir gün, ne kadar iyi hissediyorum tahmin bile edemezsin…” Suratımdaki ifade aniden dondu. Ne diyeceğimi bilemez vaziyette salak gibi kaldım bir süre. Ya Allah seni bildiği gibi yapsın Doğu Alpkutlu! Bir de benimle dalga geçiyor, utanmadan geniş geniş gülmesi de yok mu? Hiçbir şey söylemeden pencereyi sertçe kapattım ve perdeyi çektim. Ben pencereyi kapatırken hala gülümsemeye devam ediyordu. Hemen banyoya gidip soğuk suyla yıkadım yüzümü gözümü. Kendime gelmem gerekiyordu çünkü. Adam bende ayar bırakmadı ki. Odama döndüğümde, “Karısıymış! Taş düşsün başına karın kadar!” diye söyleye söylene üzerimi değiştirdim. Üstüme beyaz bir crop top, altıma da jean şort giymiştim. Düz ve uzun saçlarımı da ensemde toplamıştım. Bugün öyle özenmiş gibi görünmek istemiyordum nedense. Basic bir kombin yeterli olur diye düşünerek zıplaya zıplaya indim merdivenlerden. Kahvaltı hazırlığı içerisinde olan annemle denk geldik. Az önce gereksizin biriyle kurduğum tatsız muhabbeti unutmak ister gibi; “İştee,” dedim, “Günün en sevdiğim öğünüüü!” Annem ise bu halime şaşırmış olacak ki hemen sordu bana, “Hayırdır, ne bu neşe?” “Aa-a aşk olsun Nesli Sultan, her zamanki halim yahu.” dedim, söylediğime bir an ben bile inanamamıştım. Annem de pek inanmamış olacak ki, “Tabi tabi,” anlamında gülümseyerek önündeki tabağa mis gibi domatları doğruyordu. Ben de bu sırada ağzıma bir tane zeytin yuvarladım. “Bu neşeni kullanalım mademse.” dedi ve hazırladığı salata tabağını elime tutuşturdu. “Bu nereye, yine mi bahçe?” dedim umutsuzca. Çünkü bahçe demek hep birlikte toplanmak demekti. Hep birlikte toplanmak demekse… Evet doğru tahmin… Doğu demekti. “Evet, bu güzel havaları özlersin döndüğünde İstanbul’a.” Ah bir de o mesele var değil mi? Kaosun başkentine bir zaman sonra geri dönecektim… “Özlerim,” dedim içimdeki karamsarlığı belli etmemeye çalışarak. Sonra elimdeki tabaktan bir tane salatalık parçası yürütmeye çalışacağım anda, elime bir fiske yedim. “Bozma düzenini!” dedi düzen hastası Nesli Sultan. Sesimi çıkarmadan bahçeye doğru çıktığımda henüz ortada boş masa bile yoktu! Masa karşı evden geliyordu ve hemen o tarafa doğru yürüyerek seslendim. “Handan teyzee? Masayı kurmamışızz. Ben mi gelip alayımmm?” Karşı evin bahçeye açılan büyük sürgülü kapısı açıldı ve gören insanın içinden “Maşallah bu ne boy, bu ne endam” diyeceği Doğu Alpkutlu çıktı. “Aa sen yorulma karıc—“ “Sakın! Tek kelime daha etme manyak herif!” diye bağırdım dişlerimin arasından. Çapraz bir gülüş peyda oldu dudaklarında. İçeriden masayı çıkarmak için döndüğünde kendi kendine “Doğru büyüsü kalmaz sonra.” gibi bir şeyler mırıldandığını duyar gibi oldum ama emin de değildim. Zihnim bana oyun oynuyor da olabilirdi. Masa geldi, masa kuruldu ve hepimiz yerlerimizi aldık. Okullar tatil olduğu için Mete, lig sezonu kapandığı için Doğu, boş gezenin boş kalfası olduğum düşünülen kendi işinin patronu olan ben ve evin 45 yaş üstü kadınları masanın etrafına kurulduk. Keyifle kahvaltımı yapmaya başlamıştım. Tam bal sürdüğüm ekmeğime kaymak ekleyecekken karşımdan gelen bir bakış hissettim. Gözlerimi kaldırmamla Doğu’nun bakışlarını benden kaçırdığını fark ettim. Bakışlarımı kaçırmadan ona doğru bakmaya devam ederken gözlerimi kıstım. O sırada tam elindeki çayı dudaklarına götürmek üzereydi ve bakışları beni buldu. Ama kaşlarımı çatıp bakmaya başlayınca, sanki bir anda suçüstü yakalanmış gibi çayını bırakıp başını çevirip Mete’ye döndü. Mete ve Doğu aynı sofradaysa muhakkak futbol konuşulurdu. Tam tahmin ettiğim gibi oldu. Mete başladı: “Abi, şu son maçta nasıl çalım attın öyle ya! Of of of! Hala X’de dönüyor muhabbeti, herifin belini kırdın bildiğin!” Doğu çayı tekrar dudaklarına götürürken, “Hangi pozisyon?” dedi. Sanki bilmiyormuş gibi… Mete, telefonunu çıkarıp açtı ve heyecanla masaya gösterdi. Ekranda Doğu’nun rakip oyuncuyu bir çalımla geçtiği an vardı. Handan teyze derin bir iç çekti. “Aklım çıkıyor sana bir şey olacak diye şu maçları yüreğim ağzımda izliyorum.” Doğu gülerek başını salladı. “Endişelenme anne, işim bu.” Ben ise sessizce onları dinliyor, ekmeğimi ısırıyordum. Ama ne hikmetse, Doğu ara sıra bana bakmaya devam ediyordu. Handan teyze başını sallayıp, “Sakatlanmadan sezonu kapattığın için şükrediyoruz, bir de şu kavga gürültü olaylarına bulaşmasan iyiydi…” dedi. O sırada Nesli Sultan lafa girdi: “Ne kavgası?” Handan teyze hemen toparladı. “Yok canım öyle aman aman bir şey değil. Basit bir olay.” Ben, çatalımı tabağa bıraktım. İstanbulda olanlar geldi aklıma. Doğu’ya bu konuyu hiç sormamıştım. O gün bana “Hasan abi ilgileniyor o konuyla demişti ama, Derman’ı biraz tanıyorsam canlarını sıkmıştı muhtemelen. O da bana daha sonra bu konuyu hiç açmadı diye düşünüyordum ama zaten geldiğinden bu yana doğru düzgün diyalog kurmamıştık ki. Gerçi zaten Doğu anlatmazdı böyle şeyleri. Ama bu mesele açıldığında, tekrar bana çevirdiği bakışlarında öyle bir şey vardı ki… Doğu, benim ona uzun uzun baktığımı fark edince kaşılarını kaldırdı. Ben ise hemen gözlerimi kaçırıp ekmeğimin kenarını koparmaya devam ettim. Konuyu değiştirmem gerekiyor diye düşündüm. “Neyse, Doğu Alpkutlu’nun harika çalımlarından konuşmaya devam edelim,” dedim umursamaz bir sesle. “Mete, abinin çalım videoları çok izleniyor mu?” Mete gülerek, “Senin haberin yok mu abla ya? X’de resmen ‘7 Numara’ akımı başladı! Millet her yerde Doğu’nun gol sevincini yapıyor!” dedi. Doğu bu lafı duyunca hafifçe boğazını temizledi. Ben ise hemen çatalı elime aldım ve gözümü tabaktan ayırmadım. Mete’nin abartılı enerjisine Nesli Sultan bile dahil olmuştu. “E oğlum büyük futbolcu olunca böyle olur tabii!” Handan teyze güldü. “Aynen, keşke çocukluğunda derslerinde de böyle hırslı olsaydı.” O sırada Remiye babaanne gizlice üçgen şeklinde kesilmiş karpuzdan yürütmeye çalışırken Yıldız yengeye yakalandı. “Anneee!” Remiye babaanne yerinde sıçradı aniden. “Ne oldi da ne oldi? Koymasaydunuz masaya! O ki koydunuz yiyeceğum da bi tarafum mu şişsun?” Doğu arka çıktı babaannesine bu sefer. “Bir dilim karpuzdan bir şey olmaz babannem ye sen ye. Torunun arkanda.” “Ula tornum, soyle, soyle da anlasunlar.” dedi ve Handan teyze ve Yıldız yengenin taklidini ağzını büzerek yapmaya çalıştı. “‘Anneee da anneee’ deyup duriyiler. Canum çekeyi da ne yapayim?” Doğu annesine ve yengesine döndü. “Yesin be anne bir dilim. O kadar da kısıtlamayın kıyamam ben babanneme.” “Ula uşak, habu yaptuğun iyiluği ölsam unutmayacağum daa!” Şalterleri kapatıp açan biri için fazla iddialı bir söz ama ben seni tutuyorum babanne… Konuşmaya devam etti sonra Remiye Sultan: “Habu kizi isteyrum boobanne diyecesun bana. Benda sana gidup o kizi alacağum ha! Sozum sozdur! Yeminum da yemindur haa!” Herkes güldü. Bir ben gülmedim. Çünkü gözlerim yine istemsizce Doğu’ya kaymıştı. Doğu ise bu bakışımı fark ettiğinde çayından bir yudum aldı ve inanılmaz sinir bozucu bir şekilde bana göz kırptı. Ben ise içimden saydırarak kahvaltı masasında çatalımı tabağımdaki peynire sinirle bastırdım. Günün en sevdiğim öğünüymüş… Keşke hiç masaya oturmasaydım!
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE