"Biliyorum, önünde sonunda son gülen ben olacağım."

2109 Kelimeler
Yüzümü yastığa gömmüş gece boyu ne yalanlar söyleyeceğimi düşünüp durmuştum. En son zar zor bir uykuya dalmıştım. Bacaklarımı uzattıö ve kollarımı havaya kaldırıp gerildiğim sıra gözlerimi açmıştım ki gözlerimin önüne gelen iki kara delik çığlıklarımı yutturmuştu. "Ah! Ödüm koptu!" diye bağırıp gözlerimi kapatarak battaniyenin altına girmeye çalıştım. Kahrolası yüzünden bu yaşta yatağa işeyecektim! Birden bire üzerimden çekilip alınan battaniye ile vücudumu saran esintiyle büzüldüm. Buğra kapkara gözlerini gözlerime dikmiş dik dik bakıyordu. "Anlatacakların yok mu?" dediğinde gergince yutkundum. Eğer onu ölesiye döversem çok büyük cezalar alır mıydım? Öldürüp gömsem görevim zarar görmezdi herhalde? Ya da dilini kesip parmaklarını kopartsam hiçbir şey anlatamaz... "Kime diyorum!" Bir anda saçlarımından tuttuğu gibi beni kaldırmasıyla çığlık attım. "Önce..." deyip yutkundum. Sıkı sıkı tuttuğum ellerini bıraksın diye diretiyordum. "Önce bir banyoya girsem? Çok pisim!" dediğimde ellerini saçımdan çekmişti. Canımı acıtmak istemediği belliydi çünkü çok daha sertlerini eğitimde deneyimlemiştim. Beni korkutmak istiyordu, açıkça belliydi.. "Sen burayı pansiyon mu sandın?" diye çıkışınca yarım yamalak güldüm. "Lütfen..." diyerek ellerimi önümde buluşturduğumda derince iç çekti ve banyoya yöneldi. Ben de hevesle peşinden ilerledim. Arkasından söylenmeden edemiyordum ama. "Böyle kaba olmam için günde kaç yumurta yiyor acaba..." Söylene söylene banyoya girmek üzereyken birden önüme çıkan kola çarpmam bir oldu. Buğra öfkeli gözlerimi direk gözlerime dikmişti. Çenesini hafifçe oynatıyor, sinirlerini kontrol etmeye çalışıyor gibiydi. "Sen nasıl bir belasın?" diye tısladı yüzüme doğru. Nefesi gözüme vurduğu için gözlerimi kırpıştırmıştım. "Seni öldürmek için bir sürü sebebim var..." diyerek biraz daha üzerime eğildi. Artık karnı karnıma değecek kadar yaklaşmıştı. "Senin için kötü olan ne biliyor musun?" diye fısıldadığında gergince yutkundum. Daha önce bırak bir erkek ile bir kız ile bile bu kadar yakınlaşmamıştım. Telaşla başımı iki yana sallayınca burnum burnuna sürmüştü. "Öldürmemek için hiçbir sebebim yok..." dediğinde hafifçe öksürdüm. "Ne yaptım ki ben şimdi?" diye mırıldandım en son kuruyan boğazıma inat. "Bilmem, bir de sen bak istersen..." diyerek bir adım geri attı ve eliyle banyoyu gösterdi. Dün gece telaş içerisinde kirli sepetindeki bütün eşyaları etrafa saçmış, sabunluğu devirmiş , bornozları düşürmüşüm. "Ehehe..." diye yalandan gülerken hafifçe eğilerek içeri girdim. "Ne olacak canım, iki dakika da toplarım. Eheheh..." diyerek yalandan iki üç gülerek nazikçe kapıyı suratına kapattım. Sırtımı kapattığım kapıya yaslayarak yere oturdum ve elimi kalbime koydum. Yüreği ağzına gelmek bu olsa gerekti. Birazdan yetinmeyip dışarı çıkacak iki tur atacaktı resmen! Gözlerim banyo dolabının altına kayınca sürünerek dolabın altındaki kıyafetlerimi çıkardım. Gözümden bir damla yaş süzülürken derince nefes aldım. "Her şey vatan için! Her şey vatan için!" Kalktığım gibi etrafı topladım ve kendimi duşa attım. Uzun uzun, güzel güzel duş aldım. Saçlarımı defalarca yıkadım ve defalarca keseledim bedenimi. Rahatlayana, umutsuzluklarımı atana kadar suyun beni saflaştırmasını bekledim. En sonunda daha fazla kaçamayacağıma kanaat getirdim ve bornoza sarılıp kemerini sıkıca bakladım. Başıma saç havlusunu sardım ve kapıyı açıp kafamı dışarı çıkardım. Önce sağa sonra sola sonra tekrar sağa bakıp odadan çıktım. Aman bir Bozok yavrusu bana çarpmasın, bir ayı çıkmasın da... Derince nefes alırken pencerenin etrafındaki kitaplar ve pencere koltuğu dikkatimi çekti. Bir tekerlek içerisindeki pencere oldukça güzel gözüküyordu. Merakla parmaklarımı kitap kapaklarında gezdirdikten hemen sonra dizimi koltuğa yasladım ve pencereden aşağı baktım. Acaba yukarıda hâlâ birileri var mıydı? Belki birileri beni kurtarırdı? Tam biraz daha eğilecekken biri ensemden tuttuğu gibi geriye çekmişti. Refleksen karşılık vereceğim sıra gözlerimi büyütüp korkmuş taklidi yaptım. "AA!" diye abartılı bir halde bağırdığımda Buğra öfkeyle bana baktı ve ittirip yatağa oturttu. Yatakta iki kere zıplayıp oturduğum sıra elindeki bavulu yere attı ve pencereye yöneldi. Koltuğa dizleri üzerinde çıkarak perdeyi çekti. "Ne yapmayı planlıyorsun? Komşulara manzara falan sunmayı mı? Yoksa adımı mı çıkaracaksın!?" diye sinirle bana dönünce kafamı kaşıdım. "Özür dilerim aklıma gelmemişti..." dediğimde derince nefes aldı ve ayağının ucuyla bavulu itti. "Bu Arda'nın kız kardeşine ait olan kıyafetler. Tatiller de gelir. Hep bavul getirmeye de üşenir. Al giy." diyerek dairedeki kitaplara bakınca gözlerimi etrafta gezdirdim ve bacaklarımı salladım. Bir müddet sonra kaşlarını çatarak bana döndü. "Giysene!" dediğinde dudağımı ısırdım ve gözlerimi tavanda gezdirdim. "Çıkmayacak mısın?" Bir iki yutkunduktan sonra ilk kez gözlerini kaçırdı ve kapıya yöneldi. "Acele et. Daha fazla kaçamazsın, sonuçta bu konuşmayı önünde sonunda yapacaksın." derken omzunun üzerinden başını çevirip gözlerime baktı. "Yapmak zorundasın. " Derince bir nefes aldığım sıra kara gözlerini üzerimden çekmişti. Hiçbir şey olmamış gibi kapıdan çıkınca gözlerimi kapattım. Elim direk kalbime gitmişti. "Beni öldürecek! Hayır çiğ çiğ yiyecek!" diyerek saçlarımı çekiştirdiğim sıra gözüm yerdeki bavula takıldı. "Hmm" Bavulun içerisinden çıkardığım her şey yarımdı! Birinin boynu açık, birinin sırtı, birinin ne olduğunu bile anlayamadığım bir kıyafetti... "Lanet olsun! Bunlar da ne? Allah'ım sen yardım et..." diyerek ağlamaya başlayacağım sıra içinden bir siyah zımbalı bir şort çıkardım. Üzerine karnımı açıkta bırakacak bir şey aldım. Kapüşonlu falan vardı ama sırtım ve karnım açıkta kalacaktı. Diğerleri büstiyer olduğundan direk onu elime aldım. İç çamaşırlarımı tekrar giydim ve üzerime saçma sapan kıyafetleri giyip boy aynasının önüne geçtim. Köprücük kemiklerim açıkta kalmıştı. Karın kaslarım da gözüküyordu. Tamam belki aşırı belirgin değildi ama karnımın bir şekli vardı. Olmaması imkansızdı o kadar dayaktan sonra... "Sirk maymunu oldum resmen!" diyerek iç çektim ve kahküllerimi düzelttim. Havluyla saçlarımı iyice kurulduktan sonra derince nefes aldım. Kızıl - kahve saçlarım vardı, kahküllerimi sürekli keserdim ve onları gerçekten çok severdim. Aynadaki bakışmam bitince bu sefer hırçın bakışlarımı kapıya çevirdim. Tekrar aynaya baktım. "Asker! ilk görevin, yalan söylemek!" diye kendime sessizce bağırdım. "Her şey vatan için... Her şey vatan için ..." Kapıdan çıkıp etrafa kısa süreli bir bakış attım. Sanırım herkes mutfaktaydı. Çıplak ayaklarımı yere sürtmeden sessizce evi tekrardan inceledim. Bir öğrenci evi için lüks bir ortam olsa da darmadağınıktı. Yerlerde çıkarıp atılmış tişörtler, küçük battaneyiler, boş tabaklar, cips paketleri, hatta yarısı yenmiş bir pizza bile vardı. Kafamı çevireceğim sıra televizyon ünitesinin üstünde ısıtılmış bir elma bile görmüştüm. Kaşlarımı çatarak önüme döndüm ve mutfaktan gelen sesler üzerine mutfağa doğru yürüdüm. "Biraz daha reçel çıkarsana Deniz." diye bağıran birine sanırıp Deniz cevap vermişti. "Kiraz reçeli çıkarıyorum bak." Yavaşça mutfağa girdiğimde iki kişi masada oturuyor Deniz olduğunu düşündüğüm buzdolabından reçel çıkarır Arda menemen yapıyordu. Birkaç adım atarak içeri girmiştim ki Arda başını çevirip de beni görünce öksürmeye başlamıştı. Arda'nın kıpkırmızı olan yüzüyle Deniz kafasını buzdolabından çıkarıp "oha!" diye bağırmıştı. Ediz'in bu laflar üzerine bana dönmesiyle yanaklarım kızarmaya başlamıtşı. "Karın kası var resmen!" deyince ellerimle karnımı kapatmaya çalışmıştım. Arda öksürükleri kesilince gülerek gözlerime baktı. "Gerçekten çok değişik bir havan var. " dedi ve omuzlarımdan tutarak beni boş bir sandalyeye oturttu. Ortaya menemeni koyduktan sonra yanımdaki sandalyeye oturup gülümsedi. "Anlat bakalım..." Derince bir nefes aldım ve ellerimi kucağımda birleştirdim. "Yetimhaneden çıktıktan sonra odamdaki kız arkadaşım ile bir eve çıktık. Ancak eve sürekli arkadaşlarını getirip duruyordu. En son eve gelen tanımadığım adamlar ile sinirlenmiştim. Büyük bir kavga sonunda evi terk etmek zorunda kaldım. Bavulumu topladığım gibi dışarı çıktım ama cebimde beş kuruşum yoktu. Birkaç gün durdum ama o kadar pis ve açtım ki yıkanmak için bir yer arıyordum. Eve saat dokuza yakın bir saatte girdim ama tam duşa girecekken biri eve girdi , bavulumu camdan aşağı attım ama sabah baktığımda göremedim ve ben de çıkamadım zaten." diyerek gözlerimi doldurmaya çalıştım. "Neden izinsiz girdin ki? " Ellerime indirdim gözlerimi. "Kız olunca biraz zor oluyor." dediğimde hepsi susmuştu. Yürü beee.... "Aslında bizim de biraz temiz bir eve ihtiyacımız var." Arda'nın lafıyla başımı kaldırmıştım ki Buğra'nın sinirle Arda'ya baktığını gördüm. "Saçmalama gidip polisle konuşun, gerekeni yapsınlar." dediğinde yutkundum. Polisten kurtulmak kolaydı da Ergün komutandan kurtulmak o kadar değil. Dudaklarımı içten içe ısırmaya başlamıştım. "Bu kadar kaba olma Buğra. Biraz deneyelim, belki harçılığını çıkarır. Sonrasında destek oluruz eve çıkar belki." dediğinde heyecanla ellerimi masaya koydum. "Evet! Evet, çalışırım para kazanırım, öderim borcumu hem." dediğimde Buğra sinirle bana baktı bu sefer. "O zaman kendine git çalışıp ev tut!" dediğinde biraz geri çekildim. Gerçekten çok kaba ve sert bir üslubu vardı. Kanımı dişlerini sapladığı boğazımdan lıkır lıkır içecek kadar vahşi bir tavrı vardı. "Peki." "Buğra bence oylama yapalım." diyen Ediz ile derince yutkundum. Oylama yaparlarsa kazanacak gibiydim... Buğra sinirle ellerini masaya vurarak kalktı. "Sen!" dedi öfkeli gözleriyle. "Benim odamda kalacaksın, izinsiz bir yere gitmeyeceksin, sözümden çıkmayacaksın. " dediğinde gözlerimi büyüttüm. "Ama aynı odada kalmamız uygun olmaz." diye karşı çıkacağım sıra kaşlarını havaya kaldırdı. "Dört erkekle bir evde kalman değilde benim odamı paylaşman mı uygun değil?" dedi alayla. "Kurallarım bu, kabul etmiyorsan kapı orada." dediğinde derince bir nefes aldım. Başarabilirim. "Peki..." ... Alt dudağımı ısırırken gözlerimi kısarak Buğra'nın elindeki bıçağa baktım. Bıçağı avcu içerisinde çevirdi ve havaya kaldırdı. Tam sağlayacağı sıra ellerimi havaya kaldırdım. "Hayır!" Kara gözleri sinirle bana döndüğünde yutkunarak bir adım geri gittim. "Onu öldüremezsin!" dediğimde gözlerini kendisini sakinleştirmek ister gibi yumdu ve geri açtı. "Neden?" Basit bir soruydu, basit ve birçok cevabı da vardı. "O da yaşamayı hak ediyor! Canı yanacak,kan akacak ve o... O ölecek!" dediğimde dilini dişleri üzerinde gezdirdi. "Çünkü biz onu yiyelim diye yaratılmış. Saçmalamayı kes ve başımı şişirme!" dediğinde tezgahın üzerindeki su ve balık dolu kovaya sarıldım. "Onları beslerim! Ekmek ve peynir yiyebiliriz!" dediğimde bıçağı kesme tahtası üzerinde boylu boyunca yatan balığın boynuna sapladı. "Sen! Sinirlerimi bozuyorsun!" diye tıslayınca inatla parmak uçlarımda yükseldim. "Bırakmayacağım!" diye direttiğimde ellerini musluk suyunda ağır ağır yıkadı ve dolaba astığı havluyla özenli bir şekilde kuruladı. "Sana bir hikaye anlatacağım." Bir adım üzerime doğru atınca balık kocasını kucaklayarak bir adım geri attım. "Günün birinde aptal bir kız çocuğu varmış..." üzerime doğru bir adım daha attı"...ve bu aptal kız çocuğu girmemesi gereken bir adamın evine girmiş..." bir adım geri attım " ...ve adamın bütün arkadaşlarını masum yüzüyle kandırmış..."bir adım daha attı..."...ama çok önemli bir noktayı atlamış..." sırtım duvara vurunca kovadaki sudan birkaç damla yüzüme sıçramıştı "...adam onun sandığı kadar aptal ve saf olmadığını..." baş parmağıyla yanağımdaki su damlasını silerken gözlerindeki savaş bayrakları yutkunmamı bile önlüyordu. "...eğer biraz daha bu adamı sinirlendirirse..." eli bu sefer boynumdaki bir damlaya gitti. Sudan şah damarıma bir çizik attığında korkudan yutkunmuştum sonunda! "...sinirlendiremeyecek bir hâle getirecekmiş..." elimdeki kovayı aldığı gibi tezgaha çarparak koydu ve su ikimizin de üzerine sıçradı bu sefer. "Hikayenin sonun bilmiyorum ama yakında öğrenir sana da tatlı uykunda anlatırım." dediğinde seke seke mutfaktan kaçmıştım. Buğra'nın odasına girdiğim gibi sırtımı kapıya koydum ve iki elimi kalbime dayadım. "Allah'ım bu kulun nerenin kaçkını?" Kalbim ağzımda atıyor, kulaklarım uğulduyordu resmen. Odanın içerisinde bir sağa bir sola doğru koştururken elimi boynumda gezdiriyordum. Beni öldürecek! Sinirle etrafa baktığım sıra da gördüğüm duvar saatiyle gözlerim kocaman açıldı. 2.20! Koşarak kapıdan çıktım ve mutfakta balıkları temizleyen Buğra'nın yanına gittim. "Dışarı çıkabilir miyim? Dün attığım bavula bakmak istiyorum." Buğra yüzüme bile bakmadan balıkları yıkarken "benim gibi bir Avcı'dan kaçamazsın, bunu bil yeter." dedi. Arkamı dönüp göz devirdim. "Kıçımın avcısı (!)" Telaşlı adımlarla kapıya koştum ve kapıyı açtım ancak ayakkabım yoktu! Kapıda duran sadece beyaz bir spor ayakkabıydı. Omuz silkip palet gibi olan olan ayakkabıları ayağıma geçirdim ve iplerini yandan içeri soktum. Paldur küldür merdivenleri zar zor indiğim sıra da az kalsın düşecektim. Demir kapıdan çıkar çıkmaz sağa sola iyice baktım ve kendimi ara sokağa attım. Ara sokağa girdiğimde kimse yoktu. Gece burası hiç de böyle gözükmüyordu. Etraf karanlık olunca çirkinlikler de güzellikler de bir kefeye giriyordu. Derince bir nefes aldım ve ellerimi ovuşturmaya başladım. Acaba Alpay Subay ne diyecekti? Umarım görevimdeki aksilik yüzünden yargılanmazdım, zaten fazlasıyla acısını çekiyordum o evde kalmak zorunda olarak. Bir anda önüme düşen bir beden ile savunma pozisyonu alacaktım ki ellerimi tuttuğu gibi kendine çekip sarılması bir oldu. Nefesim boğazıma takılmış, gözlerim kocaman kocaman açılmıştı. "Korktum." diye fısıldadı. Nefesi kulağımın arkasından sızıp enseme doğru yayılıyordu. Etrafıma sardığı kolları sımsıkıydı, adeta beni boğacak gibi sarılıyordu. "Su-subayım?" Gerçekten kekelemek istememiştim ama bir an ağzım kalbime gelince kelimeler de birbirine karışmıştı çünkü beynim de ağzıma gelmişti. Ha çıktı ha çıkacaklardı. Alpay Subay yavaşça benden ayrıldı ve aramıza nizami bir mesafe koydu. Yüzündeki donuk ifade sanki az önce bana sarılan kendisi değilmiş gibiydi. "Gördüğün an geri çıkmalıydın, atlasan tutardım seni." Bu sözleri üzerine kaşlarımı kaldırarak kemdisine baktım. Üzerinde siyah spor bir ceket içerisinde siyah boğazlı bir kazak vardı. Siyah pantolonunun paçalarını içine soktuğu siyah botlarıyla onu eğitimlerden çok daha farklı görmüştüm. Gözündeki siyah köşeli gözlükleri kafasına taktığı şapka ile oldukça ihtişamlı duruyordu. Hafifçe yutkundum, telaş içerisinde olduğumdan ellerimi ovuşturasım geliyordu. Bir anda geri çekilerek yüzünü başka tarafa çevirdi. Gözlüklerinin arkasındaki gözlerini görmediğinden dolayı mimiksiz yüzünden hiçbir şey anlayamıyordum. "Durum bildir!" komutuyla direk asker selamımı verip sağ ayağımı sol ayağıma vurdum. "Emrettiğiniz üzere eve kabul edildim efendim!" dediğimde yüzüne değil de direk karşıya baktığımdan ne tepki verdiğini anlayamıyordum. "Aferin Asker! Kimliğini açık edecek hiçbir samimiyette bulunma, anlaşıldı mı!" Otoriter sesindeki baskın birçok perdede duyduğum duygular yutkunmama neden oldu. "Anlaşıldı Efendim!" "Rahat." dediğinde ellerimi indirdim ve sağıma soluna bakıp etrafta kimsenin olmadığını teyit ettim. Tam birbiri ardına sorular soracakken bana döndü. "Sakarya Üniversitesi'nde kaydın yapıldı. Yarın ilk işin okuluna gitmek olacak. Karşı dairede Nermin Hakkı adındaki kadını yakından incelemelisin. Eşinin bir Alman ajanı olduğundan şüpheleniyoruz. Kendisi de bir hain olabilir." "Anlaşıldı Efendim!" "Gece?" Telaşla arkamı dönmemle ayağındaki parmak arası terlikler ve ellerini cebine soktuğu uzun paltoyla bana bakan Buğra ile göz göze geldim...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE