2.Bölüm/ Berdel Şartı

1263 Kelimeler
Köy odasında toplanan kalabalık dağılmış, bir Fırat ağa kalmıştı meydanda. Başını kaldırıp baktı yıldızların örttüğü gökyüzüne. “Sınavım çok ağır Rabbim, yardım et..” dedi sessiz ama acı bir tınıyla.. Ardından keskin sızısını hissettiği kalbine götürdü elini.. “ Sızlama ulan..” diyip elini sertçe vurdu göğsüne.. “sızlama..! Kime , neye sızlıyorsun.. Sızlama..” diye bağırmak istesede boğazına oturan yumru ile sessizce isyan etmişti hala atan kalbine.. ~~ Kozdağlı konağında Sultan hanım ile beraber herkes merakla bekliyorlardı Fırat ağa ile Nihat’ın kapıdan girmesini.. “Ana, nerde kaldılar.? Kötü bişey olmuş olmasın..” diyip tedirgince baktı Hâle, Sultan hanıma.. Yüzünde bir mimik dahi oynamadan göz ucuyla baktı Sultan hanım gelinine. Öylesine hissiz, öylesine soğuktu bakışları.; “Aslanlarım bu kapıdan sağ salim girecek, buke, hemde namusumuza sürülen lekeyi temizleyip girecekler. Saçma sapan konuşmayasın.” diyip ellerini arkasında birleştirip dikti katran karası gözlerini avlu kapısına.. Çok geçmeden de açılan konak kapısıyla, içeri giren Nihat’a baktı gözlerinde zafer gülüşüyle Sultan hanım.. Annesinin açıklama bekleyen gözlerine bakmaktan çekiniyordu Nihat.. Bir kaç saniye bekledi kapıda ve ardından gelen Fırat ile rahat bir nefes alıp, yürüdü anasına doğru.. “Hoşgeldiniz aslanlarım, müjdeyle geldiniz umarım..!” diyip elini uzattı oğluna.. Önce Nihat annesinin elini öpüp kenara çekildi, ardından da Fırat annesinin elini öpüp, kaçırdı gözlerini.. Ama Sultan hanım oğlunun gözünden birşeylerin ters gittiğini anlamıştı hemen. “Müjdeyle geldiniz umarım..!” diyip tekrarladı sözlerini vurgulaya vurgulaya.. Annesinin keskin bakışları ile mahçupca eğdi başını Fırat.. “Geç ana içerde konuşalım.” diyip eliyle yukarıya çıkmasını işaret etti anasına.. “Ne diyeceksen burada de Fırat.. Lakin o soysuzun tohumunun canını almadıysan sakın ola açma ağzını..” dedi sertçe.. “Almadım ana..!” “Ne halt yemeye geldiniz salına salına o vakit..! Hangi yüzle girdiniz bu konağa ..?” “Ana dinle.. Bapir duymuş olanları.. Hükmü Bapir verdi.” “Ne hükmü Fırat ağa..! Hüküm bellidir, o soysuzunda, soysuzun yatağına gireninde canı alınacak..!” diyen anasıyla Fırat sinirle sıktı yumruğunu.. “Hüküm berdeldir ana..” diyen Nihat ile Sultan hanım anlamsızca çattı kaşlarını.. “Berdeldir..! Yok öyle bişey, kabulüm yoktur ..” diyip öfkeyle salladı başını iki yana.. “O soysuz Firuz’un dölünü bu konağa sokmam..!” diyip bağırıp inletti koca konağı sesiyle.. Ardından da iki adımda girdi Fırat’ın burnunun dibine.. “Kabul etmedin değil Fırat ?” demesiyle Fırat zorda olsa kaldırdı başını, baktı annesinin gözlerine.. “Bapir’in lafının üzerine kim laf söyledi bu zamana kadar ana..” diyip baktı keskin gözleri ile anasına.. Sultan hanım sinirle avlunun ortasında volta atmaya başlamıştı.. Elini boynundaki kolyeye götürüp, sıktı kolyeyi avcunun içinde.. “Berdel kimedir..!” dedi Fırat’ın yüzüne bakmadan.. “Bana yada Fırat’a ana, Mevâyı berdel etti Bapir. Kararı Fırat’a bıraktı..” diyen Nihat ile Sultan hanım ateş saçan gözleri ile baktı sinirden çenesini sıkan adama.. “O dulu gelinin yapmana rızam yoktur Fırat..! Madem berdel olacak.” diyip döndü yüzünü Nihat ile Hâle’ye.. “ Ya o dulu Nihat kuma alacak, yada sen Ferxanların küçük kızını nikahına alacaksın..” diyen kadın ile herkes şaşkınca birbirine bakakalmıştı. Hâle dolan gözleri ile baktı kocasına bir umut, kabul etmesin, karşı çıksın diye ama beklediğinin aksine Nihat karısının gözlerine bile bakmıyordu. “Ne saçmalıyorsun ana..! Ne demek Ferxanların küçük kızını almak.. Aklın yerinde mi senin.?” dedi Fırat gür sesiyle.. “Aklım yerinde Fırat ağa, bu şartla kabul ederim..” “Ulan o kız daha 15 yaşında..! Roniyle yaşıt ana.. Okul yolunda ki çocuğu nasıl alayım nikahıma..! Çocuk ulan çocuk..!” diye öfkeyle inletti Fırat ağa taş duvarları.. “O vakit Nihat kuma alacak..” dedi bu defa Sultan hanım gayet rahat bir tavırla.. Ardında ki kalbi paramparça olmuş, gözyaşları içinde ki gelinini umursamadan fütursuzca ediyordu keskin sözlerini.. “Bak..! Anamsın kalbini kırmak istemiyorum ama ileri gidiyorsun..! Bu kadının ne günahı var..” diyip eliyle gözyaşları içinde ki Hâleyi işaret etti Fırat.. “Gelinine kumalığı mı layık görürsün ana..” diyen oğluyla çattı kaşlarını Sultan hanım.. “5 yıl oldu çocuk bile veremedi bize.. Töreyi bizim gibi oda bilir Fırat ağa.. Çocuğu o veremiyorsa, veren kuma gelecek.. Ha bugün ha yarın illa gelecekti zaten.” diyen kadınla Hâle daha fazla dayanamayıp ağlayarak çıkmıştı yukarıya.. Giden yengesiyle Fırat öfkeyle sıktı gözlerini; “Ana yeter..! Kes şu saçmalığı.. “ diye bağırıp dikildi tüm heybetiyle anasının karşısına.. “Ne o çocuğu karım yaparım, ne de bu konağa kuma gelmesine müsade ederim..” diyen oğluyla Sultan hanımda aynı şekilde dikildi oğlunun karşısına, kulağına doğru eğilip ; “ Sen mi alacaksın nikahına. On sene evvel yapamadığını mı yapacaksın..!” diye fısıldayıp baktı keskin gözleri ile oğlunun gözlerine.. İşittiği şeyler ile sessizce yutkunmuştu Fırat. “Ben diyeceğimi dedim Fırat ağa, karar senin..” diyen anasıyla tek kelime etmeden öfkeyle çıkıp gitmişti Fırat konaktan.. ~~~ “Baba etme..!” diyip kapandı Firuz ağanın ayaklarının dibine Mevâ. “Yalvarırım bunu bana yapma baba..” diye yalvarmaya başladı acıyla.. Firuz ağa ise duygusuz gözleri ile ayaklarının kapanan kıza bakıp, ittirmişti Mevâ’yı ayağıyla.. “Kes sesini.! Karar verildi Nihat ağaya kuma gideceksin..” dedi sertçe.. “Baba… baba kurban olayım yapma.. Yapamam, gidemem o konağa..” diyip acıyla haykırdı Mevâ.. “Gideceksin..! Kes zırlamayı..” “Firuz bey, kumalık olur mu hiç.. Nasıl böyle hüküm verir Bapir..” diyen karısına döndü bu defa Firuz ağanın sert bakışları.. “Ne olacaktı, Fırat ağa mı alacaktı bunu dul haliyle.. birde peşinde piçiyle..” diyip dikildi yerde perişan haldeki kızının tepesine.. Mevânın saçlarını ellerine dolayıp, kaldırdı zavallı kadını ayağa.. “Hele bi zorluk çıkar, hele bi Kozdağlılar seni almaktan vazgeçsin Kuran Hakkı için bu defa alırım canını..! Azad bile alamaz seni elimden..” diyip fırlattı kızını tekrar avlunun ortasına.. Giden adamla Mevâ acıyla dökmeye başladı gözyaşlarını, kaderine, kadersizliğine döküldü gözyaşları oluk oluk.. “Ana bişey et nolur. Ben o konağa gidemem.. Nihat abiye gelin gidemem.” diyip bir umut baktı anasının gözlerine.. “Sus kız..! Baban duyacak alamayacam seni elinden. Hem ne abisi , nereden abin oluyor senin. Karar verilmiş, elden bişey gelmez.” “Benim günahım ne ana.. Ben size ne ettim.” diyip acıyla yutkundu Mevâ.. “Senin günahın yukarıda yatıyor Mevâ hanım.. Açtırma benim ağzımı.. Salak olma aklını kullan az, Nihat ağanın kucağına bi çocuk verdin mi hanım olursun konağa, nikahı bile karısından alıp sana basar.. Az kafanı kullan kafanı.. Kalk git kendine çeki düzen ver..” diyip çıktı yukarıya Şükran hanımda.. Giden annesinin ardından, o soğuk zeminin üzerinde öylece kaldı Mevâ.. “Ben bişey yapmadım.. Benim günahım değildi, ben bısey yapmadım.” diyip zor bela kalktı düştüğü yerden.. Yukarıda herseyden habersiz mışıl mışıl uyuyan oğlunun yanına çöküp, öptü başını.. “Sen benim günahım değilsin annem.. Sen benim yaşama sebebimsin..” diye fısıldadı usulca.. “Bu defa beni kurban edemeyeceksiniz.. Oğlumun gözünde kuma olmama sebep olamayacaksınız.. Allah şahidim olsun ölürüm yine kuma olmam, o konağa gelin olmam.” diyip uzandı oğlunun yanına.. Sevdi dalgalı saçlarını usul usul.. Annesinin saçları ile oynamasıyla Ardil hafifçe araladı gözlerini.. “Anne..” dedi ince sesiyle. “Annem, oğlum..” diyip sımsıkı bastırdı göğsüne oğlunu Mevâ.. “Düyaydı anne..” diyen oğluna tebessüm ederek baktı kadın.. “Günaydın oğlum..” diyip sıktırdı minik burnunu.. Ardil minik ellerini annesinin gözlerine uzatıp, yavaşça sevdi annesinin kirpiklerini.. “Anne ayladı..” diyip büzdü dudaklarını.. “Hayır annem, ağlamadım ben..” “Işlak ama.” diyip tekrar sevdi annesinin uzun kirpiklerini.. Oğlunun sözleri ile yüreğine bir acı oturmuştu Mevânın. O minik elleri alıp defalarca öpüp kokladı.. “Anne yine kayadı mı? yine ceja mı geydi ?” diyen Ardil ile acıyla sıktı gözlerini Mevâ, ağlamamak için.. “Anne kanamadı oğlum, ceza yok Ardilim..” diyip bastı oğlunu göğsüne.. Oğlunun bu küçük yaşında şahit olduklarını düşünüp akıttı gözyaşlarını içine kadın. Onca eziyete, onca zulüme tek dayanağıydı Mevâ’nın, Ardil Fırat..
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE