HEVİN Rojda birden kolumdan tuttu, öyle sıkı tuttu ki parmakları tenime battı. Gözleri dolu dolu, dudakları titriyordu. “Gel,” dedim fısıltıyla, sesim boğuk. Berfin de hemen peşimizden geldi. Koridordan geçtik, Rojda’nın odasına girdik. Kapıyı kapatır kapatmaz Rojda yatağın kenarına çöktü. Başını öne eğdi ve başladı ağlamaya. Sessiz değildi. Hıçkırıklar göğsünden yükseliyor, omuzları sarsılıyordu. Oda birden küçüldü sanki, hava ağırlaştı. Yanına oturdum hemen. Elimi sırtına koydum. “Neden ağlıyorsun?” dedim yumuşakça. “Berzan halledecek, biliyorsun.” Rojda başını kaldırdı. Gözleri kıpkırmızı, kirpikleri ıslak. “Sorun o değil ki Hevin,” dedi. Sesi çatallı, kırık. “Ferhat olmasa başkası. İstemeye gelecekler. Bir gün biri gelecek, babam da ‘evet’ diyecek. Peki ben ne kadar bekleyeceğ

