İki haftadır Asır’ın tarafından ses soluk çıkmıyordu. Onların bu sessizliği beni iyice germeye başlamıştı. Asır öldü mü, yaşıyor mu, intikam için gelecek mi yoksa "Daha fazla düşmanlık yapmayalım mı?" diyecek... Son sözleri ondan duymayı pek beklemiyordum tabii ama insan kurşun yiyince duyguları ve düşünceleri de değişebilirdi. Celal Bey, Asır’ın yokluğunda iyice güçlenmiş; Asır’ın tarafında olanları da kendi yanına çekmişti. Yaklaşan müzayede için yapabildiği kadar yanına güçlü isimler almaya çalışıyordu.
Onun bu isteği benim de daha çok çalışmam demekti. Tam anlamıyla gecem gündüzüme karışmış, uykunun ne olduğunu bile unutmuştum. Celal Bey'le sürekli birilerinin yanına gidiyor, toplantılara giriyor ve o saçma davet yemeklerine katılıyordum. Asır’ın yokluğu herkese bir rahatlama hissi getirmişti. Tabii ki kimse onu benim vurduğumu, hatta Asır’ın vurulduğunu bile bilmiyordu. Bilselerdi ortalığın daha da karışacağına neredeyse emindim. Celal Bey hava atmak için bu haberi herkese duyurmak istese de onu engellemiştim.
Böyle bir şey yaparsa Asır’ın dostu olan güçlü insanları karşımıza alacağımızı ve müzayede için riskli olacağını söylemiştim. Celal Bey'e de mantıklı gelmiş olacak ki ilk defa benim sözümü dinlemişti. Asır’ın ismini neden korumaya çalıştığımı bilmiyordum ama içimden bir ses öyle söylemişti ve ben de dinlemiştim. Evet, Asır benim baş düşmanımdı ama onurlu bir adamdı. Onun yerine geçmek isteyenler ise bütün işlerini hile ve şantajla yapan, bu dünyada yeni yeni var olmaya çalışan onursuz adamlardı. Asır’ın ölmesini her şeyden çok istiyordum ama yerine kimse geçsin istemiyordum galiba. Ben de tam olarak ne istediğimi bilmiyorum.
---
2 Hafta Önce Ali’nin Ağzından
Mühre namluyu benim üzerimden çekip Asır’a iki el ateş etmişti. Yaşadığım şok üzerine bedenim resmen kaskatı kesildi. Özellikle son söylediği, "Hayatını bağışlayan ben değilim; hayatıma giren başka bir Ali’nin masumiyeti," sözüyle ne demek istediğini anlamamıştım. Şu an aklım, duygularım, her şey altüst olmuştu. Her ne olursa olsun Mühre benim kardeşimi vurmuştu.
"Yardım edin!" diye bağırmaktan ses tellerim kopacaktı. Elimden hiçbir şeyin gelmemesinin üzerimde yarattığı çaresizliği sözcüklere dökmek zordu.
Sesim titredi, zorlukla konuşabilmiştim: "Asır, dudakların morardı," dedim. Mühre ölürken böyle olacağını söylemişti.
Yani kardeşim dediğim adam ölüyor muydu? Hayır, bu gerçek olamazdı; Asır beni bırakıp gitmezdi. Sesim kısılmıştı. "Neden?" dedim fısıltıyla. Neden beni öldürmek yerine Asır’ı seçmişti?
Funda çığlık çığlığa bağırsa da o da benimle aynı durumdaydı. Bizi buradan kimsenin kurtaramayacağının bilincindeydik. Funda sevdiği adam için gözyaşı döküyordu, ben ise kardeşim için.
Asır’ın iki metrelik heybetli vücudu yere düştüğünde gözyaşlarım akıyordu. Sahi, ben en son ne zaman ağlamıştım? Doğduğumda mı?
Asır’ın karnından süzülen kan, beton zeminin üzerinde yayılıyor; arkasında kırmızı bir iz bırakıyordu. Kan ayakkabımın ucuna geldiğinde boğazım yırtılırcasına tüm gücümle haykırmaya başladım: "Yardım edin, kardeşim ölüyor!"
Aradan ne kadar süre geçti bilmiyorum ama Asır’ın yüzü kireç gibi olmuştu, dudakları mosmordu. Hâlâ nefes alabildiğinden bile şüpheliydim. Funda o kadar çırpınmıştı ki artık hareket edecek hâli kalmamıştı. Benim ise sesim artık fısıltı gibi bile çıkmıyordu. İki kurşun, üç kişiyi mahvetmişti.
"Kızım Funda, neredesin?"
Duyduğumuz ses, içimdeki umutsuzluğu parçalayıp tekrar kurtuluş için haykırmamı söylüyordu.
Funda’nın heyecanla gözleri kocaman açıldı. "Baba!" diye bağırmaya çalışsa da olmuyordu; ağzındaki bez rahat konuşmasını engelliyordu.
"Buradayız, yardım edin!"
Yaklaşan adım seslerini duyduğumda daha da güçlü bağırmaya başladım. Ses tellerim yeniden canlanmış gibiydi. İçeriye Funda’nın babası ve Cahit abi girdi. Arkalarından giren adamlar hızla yanımıza gelip bizi çözmeye başladı.
"Cahit abi yardım et! İki kurşun yedi, bir şeyler yap kurban olayım," dedim.
Cahit abi hızla Asır’ın yanına çöktü ve "Sedyeyi getirin!" dedi. Bakışlarındaki sertlik her şeyi anlatıyordu; Asır’ın durumu ciddiydi. Asır'ı dikkatlice sedyeye yatırdılar ve inşaattan çıkarttılar. Ben de hemen peşinden gittim. Cahit abi gelen ambulansın arkasına bindiğinde elini bana uzattı; beni de ambulansın arkasına çekip kapıyı kapattı. "Çok kan kaybetmiş," dedi.
Hemen kazağımın sol kolunu yukarı sıyırdım. "Kan grubumuz aynı, ne kadar gerekiyorsa benden al," dedim. Cahit abi hızlıca koluma damar yolu açtı ve kanımı kardeşimin kanı ile buluşturdu.
Yol boyunca hiç konuşmamış, sadece Cahit abinin Asır’a yaptığı tıbbi müdahaleyi izlemiştim. Ambulans durduğunda kapılar açıldı. Bahçeden anladığım kadarıyla eve gelmiştik. Adamlar dikkatlice Asır’ın sedyesini indirip eve taşımaya başladılar. Bizim dünyamızda hastane diye bir yer yoktu, olamazdı da. Asır da bunu çok iyi bildiği için evin bir odasını ameliyathane gibi hazırlatmıştı. İçinde tam teşkilatlı bir ameliyat odasında ne olması gerekiyorsa hepsi vardı ve steril olmasına ayrıca özen gösterirdi.
Ambulanstan inip onların arkasından gitmeye başladığımda başımın döndüğünü hissediyordum. Kan verdiğim için güçsüz düşmüştüm ama kardeşim için kanımın son damlasını bile verirdim. Kapıyı açtığınızda sizi karşılayan ihtişamlı merdivenin hemen altında saklanan geniş bir oda vardı; işte Asır’ın ameliyatı orada gerçekleşecekti. Cahit abi; Asır ve ne ara çağırdığını bilmediğim iki hemşire ile beraber odaya girdi.
"Ali, sen burada bekle. Kana ihtiyaç olabilir, bulabilirsen başkalarını da çağır. Ne kadar ihtiyacımız olacağını bilemeyiz."
"Tamam abi." Adamların içinden Asır’la aynı kan grubunda olan birkaç kişiyi bulup evin kapısında beklemelerini söyledim ve odanın kapısının önünde beklemeye başladım.
Asır’ın hayatı artık Cahit abinin ellerindeydi. Zaten şimdiye kadar da hep öyleydi. Cahit abi, Asır’ın avukatlığını yapsa da asıl mesleği doktorluktu. Alanında çok iyi bir cerrahtı; tabii o güne kadar...
Cahit abi aslında Asır’ın babası ve benim babamın yakın arkadaşıydı. Üçü birbiri için canını verirdi; ta ki babam gerçekten Asır’ın babası için canını verene kadar. Çıkan bir çatışmada Asır’ın babasının önüne atlayıp kendini arkadaşı için feda etmişti. Tabii "kardeşim" dediği adamın bugünkü hâlini görseydi mezardaki kemikleri sızlardı. O günden sonra annem de olmadığı için Asır’ın babası bana sahip çıkmıştı ve beni Asır’la beraber büyütmüştü. Cahit abi hiç evlenmediği için çocuğu da yoktu. Asır ve beni hep kendi oğlu gibi görse de Asır'ı bir tık daha sevdiğini hep hissetmişimdir ama bu hiçbir zaman kıskandığım bir duygu olmadı. Çünkü ben Asır’ın aksine baba sevgisini iliklerime kadar hissetmiştim. Asır ise hep yarım kalmış annesinin sevgisiyle büyümüştü. Cahit abi ona her zaman baba şefkatiyle yaklaştığı için bu durum beni de mutlu ediyordu. Asır’ın babası annesini öldürdüğü gün Asır’ı sevebilecek bir annesi de kalmamıştı. Asır, babasının karşısında yer almak istediğini söylediğinde ona en büyük desteği Cahit abiyle ben vermiştik ve Asır gerçekten güçlü bir adam olup babasının karşısında dimdik durmayı başarmıştı. Cahit abinin Asır’ı kurtaracağına inanmak istiyordum çünkü o hep kurtarırdı. O gün olduğu gibi yine kurtarmalıydı. Asır’la girdiğimiz bir çatışmada yaralanmıştı ve biz de ilk iş olarak Cahit abiyi aramıştık. Bir kere bile tereddüde düşmeden Asır’ı tedavi etmiş, kurşunu çıkarmıştı. Ama Asır’ı evinde koruyup sakladığı için ve kurşun çıkardığını yetkililere söyleyip Asır’ı ihbar etmediği için doktorluğu elinden alınmış ve hapse girmişti. Ama o pes etmedi. Hapiste geçirdiği üç yıl boyunca hukuk fakültesinde ders gördü; hapisten çıktığı ilk sene de avukat olmaya hak kazanmıştı. Şu an 55 yaşında olan bu adamın azmi beni her zaman hayran bırakıyordu. Cahit abi Asır için her şeyi yapardı.
Saatler geçmesine rağmen içeriden çıkan kimse yoktu. Zaman aktıkça içimdeki korku da büyüyordu.
---
Asır’ın Ağzından
Göz kapaklarım sanki birbirine yapışmış gibi açmakta zorlanıyordum. Yavaş yavaş aralandığında tepemdeki parlak beyaz ışık gözlerimi yaktı. Vücudumda hissettiğim acının eşi benzeri yoktu. Dudaklarımdan acı bir inleme döküldüğünde etrafımdan sesler gelmeye başladı: "Hasta uyanıyor! Tekrar anestezi yapın, dozu arttırın; henüz ameliyat bitmedi."
Ben neredeydim? Etrafımdaki sesler kime aitti? Konuşmaları duysam da ne dediklerini anlamıyor, sadece bir uğultu işitiyordum. Ali neredeydi? Her zaman yanımda olurdu. Konuşmak için dudaklarımı aralasam da yapamıyordum; dudaklarım birbirine mühürlenmiş gibiydi. Sadece birkaç saniye içinde göz kapaklarım tekrar ağırlaştı, acım hafifledi ve karanlık beni karşıladı.
---
Ali’nin Ağzından
Yavaşça odanın kapısı açıldı. Önce hemşireler, sonra tüm yorgunluğuyla Cahit abi çıktı içeriden. Alnından süzülen ter damlalarını görebiliyordum.
Hemen yaslandığım duvarın önünden kalkıp yanına gittim. "İyi mi?" dedim endişeyle.
Cahit abi bana güç vermek için elini omzuma koyup hafifçe sıktı. Rahat bir nefesle "İyi," dedi, "Zaten onun başka çaresi yok."
Omzundaki elinin üzerine elimi götürerek iki kere vurdum. "Sağ ol abi. Yoruldun, üst kattaki odalardan birinde kal, hem Asır için de daha iyi olur."
"Tamam" dercesine başını aşağı yukarı salladı. Sonra tek kaşını çatarak, "Sen?" diye sordu.
"Ben buradayım, nöbette," dedim.
"Hâlâ devam mı ediyorsunuz nöbetlere?"
"Birbirimizi nasıl bırakalım abi?"
Cahit abinin yüzüne samimi bir gülümseme yayıldı. "Siz gerçek dostsunuz," dedi ve merdivenlere yönelip odasına çıktı. Ben de odanın kapısının önüne çöküp sırtımı kapıya yasladım. Bu, Asır ile yaptığımız -daha doğrusu yapmak zorunda olduğumuz- bir nöbetti. Böyle zamanlarda sana çalışan adamlara bile güvenemezsin. Hangisi şimdiye kadar sana kin besledi, güçsüz bir anını bekledi ya da hangisi düşman tarafından içimize sızdırılmış bir hain, bilemezsin. Ama Asır’ı burada savunmasız bırakırsam birilerinin onu öldürmeyi deneyeceğini çok iyi biliyordum. Aynı şey benim için de geçerliydi; orada yatan ben olsaydım, kapımın önünde nöbet tutan Asır olurdu.
---
Omzumda hissettiğim el beni sarsmaya başladığında hızla gözlerimi açtım ve eli sıkıca tuttum. Cahit abinin "Ne yapıyorsun eşek sıpası!" azarlarını işittikten sonra kendime gelmiştim. Elimi çektim, "Pardon abi," dedim.
İçeriye gireceğim; başımı "tamam" anlamında sallayıp kenara çekildim. Kapıya yaslanarak uyuduğum için odaya girememişti.
Birkaç dakika sonra Cahit abi beni de odaya çağırdı. Asır uyanmıştı. Onu ameliyat masasında, üzerindeki yeşil örtüyle yarı çıplak bir hâlde görmek içimi acıtıyordu. Sanki üzerindeki yeşil örtü değil de beyaz bir kefen gibi hissettiriyordu. Hemen yanına gidip kenardaki yuvarlak ve tekerlekli olan sandalyeyi çekip oturdum. Asır beni gördüğü için rahat bir nefes verdi. "İyi misin?" dedim.
Her zamanki kendini beğenmiş havasına bürünüp "Senin karşında Asır Mortem var kardeşim, ben her zaman iyiyim," dedi.
Gözlerimi devirdiğimde güldü. "Nasıl kurtulduk?" dedi.
Dudaklarımı birbirine bastırıp gülmemeye çalıştım. "Hazır ol kardeşim, artık evleniyorsun," dedim.
Asır’ın kaşları çatıldı: "O ne demek?"
"Bizi kurtaran Funda’nın babasıymış," dedim. "Daha doğrusu şöyle anlatayım kardeşim; Funda seninle nişanlandıktan sonra senin düşmanların tarafından başına bir şey gelirse diye babası Funda’nın bütün saatlerine takip cihazı taktırmış. Saatin görünüşü bildiğimiz klasik saat görünümünde olduğu için de Mühre fark etmemiş olmalı. Babası da konumun uzakta bir yerde olduğunu görünce kızının tehlikede olduğunu düşünerek Cahit abiyi aramış ve bizi böyle bulmuşlar. Yani Funda’ya can borcumuz var, artık evlenerek ödersin kardeşim."
Asır sıkıntıyla bir nefes verdi. "Siktir," dedi, "Bir bu eksikti başımızda."
Cahit abi yanıma gelip elini omzuma koydu. "Bugünlük bu kadar yeter, fazla yormayalım," dedi. Sonra Asır’a döndü: "Seni tekrar uyutacağız. Bedenin kendini toplaması gerekiyor ve sen sürekli kalkmak istiyorsun." Asır karşı gelmek için dudaklarını aralasa da sustu. Ben de odadan çıktım, nöbetime devam ettim.
---
2 Hafta Sonra (Günümüz)
"Mühre, her şey hazır mı?"
"Hazır Celal Bey."
Celal Bey sinirle gözlerimin içine baktı. "Bugün en ufak bir aksilik istemiyorum Mühre, anladın mı? Her şey mükemmel olmak zorunda."
Başımı hafifçe aşağı eğip tekrar geri kaldırarak anladığımı onayladım ve Celal Bey’in yanından ayrıldım. Bugün büyük gün sayılırdı. Düzenli olarak birinin evinde yapılan toplantılar bugün Celal Bey’in evindeydi. Güçleri herkes tarafından bilinen ve onlarla düşman olmaktan bile korkacağınız adamlar bugün buraya gelecek ve beraber iş konuşacaklardı. Bu toplantılarda her seferinde bir kavga ya da çatışma çıkardı ama bugün her şeyin kusursuz olması gerekiyordu; çünkü bedelini ben ödüyordum.
Hava kararmış, akşam olmuştu ve herkes tek tek gelip yerlerine yerleşmişti. Bir kişi hariç: Asır Mortem. Onun yeri boştu. Masadakiler Asır’ın yokluğu hakkında fikir üretmeye başlamıştı. "Korktu" diyen de vardı, "Asır sizden mi korkacak, işi çıkmıştır," diyen de. Ama ben gerçeği biliyordum. Bakışlarım sadece bahçe kapısına odaklanmıştı. Asır öldü mü yoksa yaşıyor mu? Bugün gelecek mi? Hepsini birkaç saat içinde öğrenecektik.