10. BÖLÜM

1578 Kelimeler
Yusuf spor salonunun kapısını erken kapattı. Müşterilerden biri itiraz edecek oldu ama Yusuf’un yüzündeki ifade onu susturdu. Anahtarı çevirip kilitledi, cebindeki telefon durmadan titriyordu. Aylin’den mesajlar yağıyordu: “Yusuf lütfen… ben bilmiyordum…” “Özür dilerim… ben aptal gibi davrandım…” “Lütfen cevap ver…” Yusuf mesajlara bakmıyordu bile. Kafasının içinde tek bir düşünce dönüp duruyordu: Elif’e tokat atılmış. Herkesin önünde. Suçsuz yere. Telefonunu açtı, Aylin’i aradı. İki çalışta açıldı. “Yusuf!” Aylin’in sesi çatlaklıydı, ağlamaktan kısılmıştı. “Yusuf ben—” “Neredesin?” Yusuf’un sesi soğuktu, kesindi. “Ben… evdeyim. Yusuf dinle lütfen, ben gerçekten—” “Derya da seninle mi?” Aylin duraksadı. “Evet. O da burada. İkimiz de—” “On dakika içinde Meryem ablanın kapısında olacaksınız. İkiniz de. Anlaştık mı?” “Ne? Yusuf ben… ben hazır değilim… yüzüm yok—” “On dakikaya gel Aylin.” Yusuf’un sesi titredi. “Yoksa ben gelirim oraya. Ve inan bana, o zaman durum daha kötü olur.” Telefonu kapattı. Hızlı adımlarla apartmana doğru yürüdü. ----- Meryem ablanın kapısını çaldığında içeriden ayak sesleri geldi. Kapıyı Ayhan açtı. Yüzü hâlâ gergindi. “Geldin sonunda.” “Elif nasıl?” “Biraz daha iyi. Ama hâlâ şokta.” Ayhan kapıyı açtı. “İçeri gel.” Salona girdiğinde Meryem mutfakta çay demlemekteydi. Yusuf’u görünce elindeki fincanı tezgâha bıraktı, ona doğru yürüdü. Yüzünde bir çok ifade vardı yorgunluk, öfke ve hayal kırıklığı karışımı. “Yusuf.” Sesi düşüktü ama sertti. “Kızıma tokat atıldı. Senin yüzünden.” Yusuf başını eğdi. Söyleyecek bir şey bulamadı. Meryem devam etti: “O kızın buraya gelişi bir ay olmadı. Daha rahat etmeye başlamamıştı. Köyde yaşadıkları yetmedi, şimdi burada da aynı muameleyi gördü.” “Biliyorum. Özür dilerim.” “Özür mü?” Meryem’in sesi yükseldi. “Özür yeter mi? Kızım şu an odasında ağlıyor. Tekrar kendini suçlu hissediyor. Tekrar ‘ben sorun çıkarıyorum’ diyor. Sen bunun farkında mısın?” Yusuf başını kaldırdı, Meryem’in gözlerinin içine baktı. “Farkındayım. Ve bu yüzden buradayım. Aylin ve Derya’yı aradım. On dakika içinde burada olacaklar.” Meryem kaşlarını kaldırdı. “Ne?” “Özür dileyecekler. İkisi de.” Ayhan araya girdi. “Abi, Elif hazır mı buna? Belki daha erken—” “Erken değil.” Yusuf’un sesi kararlıydı. “Eğer beklerseniz olmaz, gelirken bile bana dik dik bakanlar oldu. Belli ki olay duyulmuş. Elif daha da ezilir. Şimdi halledelim. Herkes gerçeği öğrensin.” Meryem uzun süre Yusuf’a baktı. Sonra derin bir nefes aldı. “Tamam ve eğer o kızlar bir yanlış kelime söylerse…” “Söylemeyecekler.” Yusuf’un gözleri karardı. “Garanti ediyorum.” ----- On dakika sonra kapı çalındı. Ayhan kapıyı açtığında Aylin ve Derya eşikte duruyordu. İkisinin de yüzü şişmişti ağlamaktan, gözleri kıpkırmızıydı. Aylin içeri girerken başı öndeydi, yere bakıyordu. Derya ise daha da kötü durumdaydı elleri titriyordu, dudakları bembeyazdı. Yusuf onları salona götürdü. “Oturun.” İkisi de oturmadı. Ayakta durdu, beklediler. Yusuf Meryem ablaya baktı. “Elif’i çağırır mısınız?” Meryem tereddüt etti. Sonra Elif’in odasına gitti. Birkaç saniye sonra geri döndü, Elif yanındaydı. Elif salona girdiğinde Aylin ve Derya’yı görünce dondu. Vücudu gerildi, geri adım attı. Meryem hemen yanına gitti, elini kızının beline koydu. “Yanındayım,” der gibiydi. Aylin Elif’i görünce ağlamaya başladı. Sessizce, omuzları titreyerek. Derya da gözlerini siliyordu ama konuşamıyordu. Yusuf öne çıktı. “Aylin. Derya. Buraya özür dilemeye geldiniz. Yapın.” Aylin başını kaldırdı, Elif’e baktı. Gözleri doluydu, yüzü kıpkırmızıydı. Dudakları titredi. Konuşmaya çalıştı ama ses çıkmadı. “Aylin,” dedi Yusuf sertçe. “Konuş ama tane tane ve anlayacağı şekilde.” Aylin yutkundu. Nefes aldı. Sonra konuşmaya başladı, yavaş yavaş, kelimeleri dikkatle seçerek: “Elif… ben… ben sana çok yanlış yaptım.” Sesi titriyordu. “Sana tokat attım. Sana bağırdım. Sana hakaret ettim. Ve… ve hiçbirini hak etmedin.” Elif sessizce dinliyordu. Yüzünde bir ifade yoktu ama gözleri Aylin’in dudaklarındaydı, her kelimeyi okumaya çalışıyordu. Aylin devam etti: “Ben… ben bilmiyordum. Senin… senin duyamadığını bilmiyordum. Derya seni Yusuf’la gördü ve… ve biz yanlış anladık. Sandık ki… sandık ki ikiniz…” Sesi kırıldı, gözyaşları yanaklarından aşağı süzüldü. “Ama öyle değilmiş. Sen sadece… sadece onu anlamaya çalışıyormuşsun. Dudak okuyormuşsun. Ve ben… ben seni suçladım.” Derya ileri çıktı, elleri yumruk halindeydi. “Ben de suçluyum Elif. Ben gördüm seni Yusuf’la. Ama… ama anlamaya çalışmadım. Sadece… sadece Aylin’e anlattım. Yanlış anlattım. Senin engelli olduğunu bilmiyordum. Ama bu bir mazeret değil. Sormam gerekirdi. Anlamam gerekirdi.” Meryem Elif’in yanında dimdik duruyordu. Yüzü taş gibiydi. Aylin ve Derya’ya öyle bir bakışla bakıyordu ki ikisi de geriledi. Aylin hıçkırdı. “Elif lütfen… lütfen beni affet. Ben… ben çok pişmanım. Yaptığım şey… yaptığım şey affedilemez. Ama lütfen… lütfen bil ki… ben gerçekten üzgünüm.” Elif hâlâ sessizdi. Gözleri Aylin’in yüzünde gezindi, sonra Derya’ya kaydı. İkisi de ağlıyordu, ikisi de yalvarıyordu. Sonra Elif telefonunu çıkardı. Yavaşça yazdı. Herkes bekledi, nefeslerini tuttu. Elif telefonu öne uzattı. Aylin telefonu aldı, okudu: “Ben sana kızmıyorum. Çünkü sen bilmiyordun. Ama acıttı. Çok acıttı. Konu attığın tokat değil. Sözlerin tokattan daha acıttı. Bakışların daha çok acıttı.” Aylin okudu, gözyaşları telefon ekranına damladı. Titreyen elleriyle telefonu geri uzattı. Elif telefonu aldı, tekrar yazdı: “Ben her yerde böyle muamele gördüm. Köyde de. Pazarda da. Şimdi burada da. İnsanlar beni görünce ‘zavallı’ diyor. ‘Sağır’ diyor. ‘Dilsiz’ diyor. Ama kimse ‘Elif’ demiyor. Kimse bana rahat vermiyor.” Meryem bu cümleleri okuyunca gözleri doldu. Kızının omzunu sıktı. Aylin telefonu tekrar aldı, okudu. Sonra başını kaldırıp Elif’e baktı. “Sen… sen haklısın. Biz seni insan olarak görmedik. Engel olarak gördük. Ve bu… bu bizim suçumuz.” Derya da öne çıktı. “Elif, biz gerçekten pişmanız.” Yusuf araya girdi. “Yeterli değil. Elif’e sadece özür dilemek yeterli değil.” Aylin ona döndü. “Ne yapmamızı istiyorsun?” “Mahalleli dedikoduyu yaymış bile. ‘Elif kız geldi, ortalık karıştı’ diyorlar. ‘Aylin’in hayatını mahvetti’ diyorlar. Bunu düzelteceksiniz.” “Nasıl?” “Komşulara anlatacaksınız. Tek tek. Gerçeği anlatacaksınız. Elif’in kim olduğunu, ne yaşadığını, neden buraya geldiğini. Ve insanların onu ‘zavallı’ olarak görmesini engelleyeceksiniz.” Aylin başını salladı. “Yaparız. Söz veriyoruz. Herkes bilecek gerçeği. Mahalledekilere de anlatacağız. Senin… senin öyle biri olmadığını. Bizim hata yaptığımızı söyleyeceğiz.” Meryem soğuk bir sesle konuştu: “Tabiki de öyle olacak. Benim kızım sahipsiz değil..” Aylin ona döndü. “Abla… ben biliyorum. Siz bana güvenmiyorsunuz. Ama… ama yemin ederim. Düzelteceğim. Elif’in burada rahat etmesini sağlayacağım. Borcluyum bunu ona.” Meryem uzun süre Aylin’e baktı. Sonra Elif’e döndü, işaret diliyle sordu: “Sen ne istiyorsun kızım? Kabul ediyor musun özürlerini?” Elif tereddüt etti. Aylin’e baktı, sonra Derya’ya. İkisi de bekliyordu, nefeslerini tutmuştu. Sonra Elif yavaşça başını salladı. Kabul ediyordu. Aylin rahat bir nefes aldı, dizleri titredi. “Teşekkür ederim Elif… teşekkür ederim…” Derya da öne çıktı. “Elif ben… ben sana bir şey vermek istiyorum.” Çantasından küçük bir kutu çıkardı. “Bu… bu annemin bilekliği. Çok değerli. Ama… ama sana vermek istiyorum. Özür olarak.” Elif kutuya baktı. Ama almadı. Başını iki yana salladı. Derya şaşırdı. “Almıyor musun?” Elif telefonu aldı, yazdı: “Ben hediye istemiyorum. Sadece saygı istiyorum. Bana herkes gibi davranın. Bu yeter.” Derya okudu, gözyaşları tekrar boşandı. “Tamam. Söz veriyorum.” ----- Aylin ve Derya gittikten sonra salon sessizliğe gömüldü. Yusuf, Ayhan, Meryem ve Elif öylece oturdular, hiç konuşmadan. Sonunda Ayhan derin bir nefes aldı. “Vay be...” Meryem Yusuf’a baktı. “Teşekkür ederim. Onları getirdiğin için.” “Yapmam gerekendi.” “Ama yine de… teşekkür ederim.” Yusuf Elif’e döndü. Elif hâlâ sessizdi, düşüncelere dalmıştı. Yusuf telefonu aldı, yazdı: “İyi misin?” Elif telefonu aldı, okudu. Sonra yavaşça başını salladı. Ama gözlerindeki yorgunluk hâlâ oradaydı. Yusuf tekrar yazdı: “Sen çok güçlüsün. Bunu biliyor musun?” Elif okudu. Kaşlarını kaldırdı, anlamadığını belli etti. Yusuf açıkladı: “Onları affettin. Sana tokat atan, sana bağıran insanları affettin. Bu güçlülüktür.” Elif uzun süre telefona baktı. Sonra yazdı: “Affetmedim. Sadece… sadece bıktım kavga etmekten. Yoruldum.” Yusuf okudu. Yüreği sızladı. “Anlıyorum. Ama yine de… sen güçlüsün bunu bil.” Elif bu cümleyi okuyunca gözleri Yusuf’un yüzüne kaydı. Ve ona ilk defa orada farklı baktığını anlamadan uzunca ona baktı. ----- O gece Yusuf evine döndüğünde Ayşe teyzesi kapıda bekliyordu. Elinde bir kaç yemek dolu tabak vardı. “Yusuf oğlum. Duyduk olanları. Ayhan anlattı.” “Sana da iyi akşamlar teyze.” “Oğlum sen… sen Elif kızı gerçekten koruyor musun?” Ayşe’nin gözleri meraklıydı. Yusuf durdu, teyzesinin yüzüne baktı. “Evet. Koruyorum.” “Neden?” Yusuf bir an düşündü. Neden? Kendisi de tam olarak bilmiyordu. Ama içinde bir şey vardı bir sorumluluk duygusu, bir koruma içgüdüsü. Belki de tüm mahalleli en ufak olayda onun yanına geldiğinden herkesi koruma ihtiyacı duyuyordu. “Çünkü… çünkü o kimsesiz. Ve ben… ben kimsesiz olanları anlıyorum.” Ayşe teyzesi gülümsedi. “Sen iyi bir adamsın Yusuf. Aynen annen gibisin. Allah rahmet eylesin ona.” Yusuf’un gözleri doldu. Annesini hatırladı yumuşak yüzünü, sıcak ellerini. O da hep kimsesizleri korurdu. “Teşekkür ederim teyze.” Ayşe teyzesi elindekileri uzattı. “Al. Ye bu gece. Açsındır.” Yusuf tabakları aldı. Eve çıktı. Mutfakta tek başına oturdu, yemeğini yedi. Ama tadını alamadı. Kafası hep Elif’teydi. O kız çok çekmişti belliydi. Çok acı görmüştü. Ve hâlâ ayaktaydı. Hâlâ gülümsemeye çalışıyordu. Yusuf telefonu aldı, internetten işaret dili videolarına baktı. Bir işareti tekrar tekrar denedi. “Güçlüsün.” Elif’e söylemek istiyordu bunu. Telefonla değil, ellerimle söylemek istiyordu. Sabaha kadar çalıştı. Ve öğrendi. Belki bir gün Elif'e söylerdi “Sen güçlüsün. Ve ben senin yanındayım.”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE