Emirhan, Narin’i kollarına alarak ayağa kalktı. “Hadi, hastaneye gitmemiz gerekiyor.”
Gelincik, elini kalbinin üzerine koyarak ayağa kalktı. Kalbinin deli gibi çarpması sadece korkudan değildi. Bir şeylerin yeni başladığını hissediyordu. Ama tam olarak ne olduğunu anlamak için daha çok zamanı olacaktı.
Atlas, Emirhan’a minnetle baktı. “Sizi bulamasaydık… Sen burada olmasaydın eğer…” dedi, sesi çatallıydı.
Emirhan sadece başını salladı. “Buradaydım...” dedi, kısaca. “Ve artık güvendeler.” O an, suyun serinliğinden çok daha derin bir şey onların hayatına işlenmişti; Birbirine dokunan iki kalp ve yeni doğan bir hikâye.
Sırılsıklam olmuş, ipekten incecik vücudunu saran elbisenin içinden taşan bembeyaz bacağını kıpırdattığında, "Bu haldeyken dudaklarımın bu denli kavruluyor olması normal mi?" diye düşündü. Bir çift yabancı gözün içine bakarken dudaklarını birbirine bastırdı. Karşısındaki yabancının, kendisini böylesine güvenle kavrayışı kalbini hızlandırmıştı. Bedeninin her köşesinde hissedilen yorgunluk bir yana, ruhu, sanki bu adamın bakışlarının yarattığı fırtınayla sarılıp sarmalanmıştı.
Kar gibi beyaz, pamuk gibi yumuşak teninin içinde yemyeşil ormanda kaybolmuş gibi bakan bir çift gözle karşılaştığında, derin bir nefes alan
Emirhan’ın sert ve tok sesi, bu büyülü anı kesti: “İyi misin?” diye mırıldandı dili. Sessizleşen dünyanın sessizliğini yırtarcasına konuşmuş, sözlerini havaya bırakmıştı. Her zerresiyle kavrulan dudaklarını birbirine bastırdı. Dudaklarındaki ateş, kalbine de dokunmuş hızlanmasına sebep olmuştu.
Gelincik, dipsiz kuyuların içinde kaybolmuş olan sesini arıyordu. Acıyan boğazını tutarak yutkundu. Doğrulmak istercesine bir hamle yaparak kımıldadığında, Emirhan Çınar' dan önce onun kopacakmış gibi duran belinden tutup yardım etti.
Gelincik dudaklarını aralamaya çalıştı, ama dilinden tek kelime dökülemedi. İçinden kendine söylendi, “Konuşsana! Ne oluyor bana?”
O an, sanki her şey ağır çekimde akıyordu. Adamın güçlü kolları, ona beklemediği bir güven hissi vermişti. Bu bakışların altında, kalbinin yabancısı olduğu bir duyguya teslim olduğunu fark etti.
Emirhan, Gelincik’in kıpırdamaya çalıştığını fark edince, ellerini beline koyarak onu destekledi. Parmaklarının dokunduğu her nokta zihnine kazınıyordu. O anda fark etti ki bu kadını bir daha bırakmak istemeyecekti.
“Gelincik, ses ver! İyi misin?” diye seslendi, Atlas endişesi yüzünden okunuyordu.
Çınar hemen yanındaydı. Elinden tuttu. "Gelincik, konuşsana bir şey söyle, iyi misin?"
Gelincik derin bir nefes alarak zorla konuştu: “İyiyim abi… Narin nerede?”
"Çok şükür." dedi Atlas, tuttuğu nefesi bırakarak.
“Narin iyi.” diye yanıtladı Çınar, başıyla işaret ederek.
Emirhan hâlâ Gelincik’i bırakmamıştı. Tam o sırada Beyaz, huysuzca yanlarına sokuldu. Gelincik gülümseyerek atın burnunu okşadı. “Benim güzel Beyaz’ım, benden öyle kolay kurtulacağını sanıyorsan yanılıyorsun." dedi, tebessüm ederek.
Emirhan, Gelincik ile atı arasındaki bu bağı hayranlıkla izliyordu. Bu kadında hem vahşi bir cesaret hem de yumuşacık bir merhamet vardı. Ve o, tüm bunlara istemsizce çekiliyordu. Tanıdık gelen bu bağla tebessümü yüzüne yayıldı.
Atlas ve Çınar da yanlarına gelerek Gelincik’e sıkı sıkıya sarıldılar. İkisinin de gözlerinde yaşlar vardı; kardeşlerini yeniden hayatta görmenin huzurunu yaşıyorlardı. “İyisin,” dedi Çınar, yorgun ama sevinçli bir gülümsemeyle. “Beyaz’a bile laf yetiştiriyorsun.” O ana kadar kendilerini tutmuşlardı ama canlarından can gidecekmiş gibi sabırla nefes almasını beklemişlerdi. İki adamın da gözünden hiçte yabancısı olmadıkları yaşlar aktı.
"Abi?" diye sordu Gelincik.
Ona sarılan kollar öyle güçlüydü, öyle sıkıyordu ki Gelincik' i, öksürerek gülümsedi. “Şu Karadeniz’in hırçın suları boğamadı, ama siz iki deli boğacaksınız.”
Çınar kıkırdayarak kız kardeşini biraz gevşetti. "Haklısın süslü. Abi, bırak darladuk kızı."
Tam o sırada Emirhan, varlığını hatırlatırcasına araya girdi. “Arabam burada, hemen hastaneye gitmeleri lazım. Ne olur ne olmaz.” Sesi sakindi ama kararlıydı. Üç kardeş de aynı anda bakışlarını ona çevirdi. Gelincik titriyordu.
Atlas, başıyla onaylayarak Narin’i kucağına aldı. “Doğru diyorsun Emirhan. Hadi gidiyoruz.”
Çınar, Gelincik’i kucaklamak için hamle yaptığında, Gelincik itiraz etti, “Ben iyiyim abi. Yürüyebilirim.”
Emirhan, kaşlarını hafifçe kaldırarak baktı. “Yürümesen daha iyi olur.” dedi, Emirhan onu kendi kucağına alma isteğine gem vurarak. Sesi yumuşak ama ciddiydi.
Gelincik, Emirhan’ın bakışlarında saklı bir endişe ve başka bir şey daha gördü.
Çınar, onu dinlemeyip ceketiyle Gelincik’i sararak kucağına aldı. “Hadi inatlaşmayı bırak da gel buraya.”
Hep birlikte arabaya doğru köprünün oraya gitmeye başladılar. Biraz yol gittikten sonra onları aileleri ve davetliler karşıladı. Hepsi endişeden ölüp ölüp dirilmişti. Karşılarında onları sağlıklı görünce nerdeyse sevinçten havaya uçacaklardı. Herkes endişeyle koşup sorular soruyordu.
Atlas elini kaldırarak kalabalığı sakinleştirdi. “İyiler, ama kontrol için hastaneye gitmeleri lazım.” diyerek, tüm karmaşaya sakin ama kararlı bir şekilde nokta koydu.
Emirhan’ın arabasına vardıklarında, Gelincik peşlerinden ayrılmayan Beyaz’a baktı. “Beyaz, korkma.” diye fısıldadı. Sonra Çınar’a dönerek, “Abi, beni bırakır mısın?”
Çınar itiraz edecek gibi oldu ama Gelincik ona öyle bir baktı ki, bakışlarından vazgeçmeyeceğini anladı ve bırakmak zorunda kaldı. Tüm bu olanları Emirhan dikkatle izliyor ve hafızasına kazıyordu.
Gelincik, atın yelesini okşayarak yanağına yaslandı. “Merak etme, Ben hep buradayım.” Beyaz, burnunu yanağına sürttüğünde Gelincik, başını ona yasladı. "Ne demiştim ben sana, öyle kolay pes etmem." Sonta abisine döndü.
"Abi, Beyaz ne olacak? Biliyorsun onu kimseye emanet edemem." dediğinde, Atlas, sabırsızlıkla öne çıktı.
"Tövbe estağfurullah, hala Beyaz diyor. Gelincik, bin şu arabaya hadi inatlaşmanın sırası değil." dedi, gerçekten de endişeliydi. “Hadi Gelincik!”
"Henüz inatlaşmaya başlamamıştım." dedi, gözlerinin altından abisine bakarak.
"Başlayacağını herkes biliyor."
"Biliyorsanız o zaman ne diye durdurmaya kalkıyorsunuz?"
"Gelincik, yapma." dedi Çınar.
"Sana sordum abi, Beyaz ben gidince ne olacak? Onu burada bırakamam.”
Atlas, alnına hafifçe vurup homurdandı
"Tamam, lan, tamam, ben Beyaz' ı eve götürüp öyle hastaneye gelirim." diyerek, araya giren Çınar’ dı.
"Tamam, şimdi oldu." dedi, Gelincik öksürerek.
"Bir de iyiyim diyorsun!" dedi Atlas öfkeli bir şekilde.
Atlas, sinirlenmekle gülmek arasında kalmıştı. “İnatçı keçi!”
Emirhan, yüzünde belli belirsiz bir gülümsemeyle araya girdi. "Atlas, gitmemiz lazım."
Atlas bir anda onun varlığını tekrar fark edip, derin bir nefes aldı. "Emirhan, kardeşim sana ne kadar teşekkür etsem az, sana can borcum var. İkisini de hayatta tuttuğun için sana minnettarım.”
"Can borcun yok Atlas, konuşma böyle." dese de Atlas itiraz etti.
Atlas, Emirhan’ın omzuna sertçe vurdu. "Var hem de iki can borcum var!" dedi. O sırada ambulanslar geldi.
Gelincik abisine dönerek, "Hastaneye gitmeme gerek yok bence."
"Gelincik! Attırma damarımı!" diye, gürledi Atlas.
"Sen ve o güzel damarın." dediğinde, Emirhan dudaklarını birbirine bastırsa da gülüşünü saklayamadı. Gelincik kaçamak bir bakış attı.
"Bak, hala konuşuyor."
"Benim damarımı hafife alma istersen abi, hatırlatayım dedim."
Emirhan içten içe gülümsüyordu. Az önce ölümden dönen kız abisine kafa tutuyordu. Hem, bunlar hangi damardan bahsediyordu ve bu damardan kaç çeşit vardı?
"Heh, siz ikiniz yiyin birbirinizi burada, aferin tam zamanı ya zaten!" dedi, Çınar abisine bakarak. "Narin' i ver." dedi; o sırada ambulanstaki sağlık görevlileri de yanlarına gelmişti. Narin’i hemen sedyeye alıp ambulansa bindirdiler. Gelincik’e dönüp, “Siz de lütfen gelin.” dediler.
Gelincik, homurdansa da itiraz edemedi. Çınar ve Atlas’ın yardımıyla ambulansa bindi. Aileleri peşlerinden hastaneye gitmek üzere yola koyuldular.
Emirhan, kendi arabasına binmeden önce bir an durup Gelincik’e baktı. Göz göze geldiklerinde, ikisi de o anın önemini hissetti. Bir şeyler başlamıştı. Ne olduğunu tam olarak anlayamasalar da bu karşılaşma, ikisi için de unutulmaz bir iz bırakmıştı. Emirhan, direksiyona geçip motoru çalıştırdı. Yüzünde hafif bir gülümsemeyle mırıldandı: “Yeni başlıyor.” Ve içten içe biliyordu. Karşı konulamaz çekimle kalbi ona doğru sürükleniyordu.
Aynı şekilde Gelincik de ona sürükleniyordu…
"Son Söz"
"EMİRHAN KARAHANLI"
Gelincik, ambulansa binmeden hemen önce ki yaşanan kargaşada Emirhan ilk defa hislerine kulak verdi. Onu ilk defa gördüğü andan şu ana kadar yaşadıklarını düşündü.
"Zarif duruşu ve güzelliğiyle bütünleşen gülümsemesi, Emirhan' ı derinden etkiledi. Gözleri, Gelincik'in her hareketini takip ederken, kalbi hızla atmaya başladı. Saçlarının rüzgarda hafifçe dalgalanışı, onun doğal güzelliğine ayrı bir çekicilik katıyordu. Emirhan, Gelincik' in yanına yaklaştığında, heyecanla dolup taşan duygularıyla başa çıkmaya çalışmıştı. Onun varlığı, onda bir tür büyülü etki yaratmıştı; adeta dünyanın geri kalanı onların etrafında kaybolmuştu. Bu an, Emirhan'ın hayatında bir dönüm noktasıydı ve o anda Gelincik' e aşık olduğunu bilmese de kalbinin bırakılacak bir hazine gibi olduğunu hissetti."
"GELİNCİK ULUSOY"
Yaşanan karmaşada herkes bir şeyler söylerken Gelincik, kendi iç dünyasına daldı.
"Birden bire ortaya çıkıp kalbinin ritmini değiştirebilen adama baktı. Gözleri, Emirhan'a doğru kaydı ve bir anda kalbi hızla atmaya başladı. Emirhan'ın duruşu, onun içinde bir fırtına başlattı. Derin bakışları, Gelincik'in iç dünyasına doğru yolculuğa çıkmasını sağladı. Gelincik, adım adım Emirhan'a doğru çekildiğini hissetti ve içindeki heyecanı dizginlemeye çalıştı. Onun yanında olmak, adeta bir masalın içine adım atmış gibi hissettirdi. Bu an, Gelincik'in hayatında bir dönüm noktasıydı. O anda, Emirhan'ın varlığı karşısında kendini kaybederken, kalbinin yeni bir yola girdiğini hissetti."
Devam edecek…