Koru beni. Ve güven bana. Güvenildikçe yaşarım ben. Ya güvenmezsen?
Cemal Süreya...
Ucu görünmeyen bir yolda nefes nefese koşuyordum. Karanlık, karabasan gibi üstüme çökmüş, nefes almamı engelliyordu.
Neresi burası?
Neden kimse yok?
Bacaklarıma bulaşan kan nereden geliyordu? Canım acımadığı halde etimden kan akıyordu.
"Geri dön..."
Duyduğum ses kimin sesiydi?
Olduğum yerde durup etrafımda döndüm. Devasa binaların arasında bedenim küçücük kalmıştı. Evlerin hiçbirinde ışık yanmıyordu.
Karanlık,
Zifiri karanlık vardı sadece...
"Neredeyim ben?"
"Bu yolu sen seçtin..."
Gözlerimi hızla açtığımda nefes nefese etrafıma bakındım. Karanlık otobüsün içindeydim. Gördüğüm rüyada neydi öyle? Benimle konuşan kimdi görememiştim. Kollarımın üzerindeki tüyler diken diken oldu. Rüyalara inanan biri olarak bu rüyayı neye yorman gerekiyordu bilmiyordum?
Kollarımı sıvazlayıp yanımda uyuyan adama göz gezdirdim. Otobüse bindiğimden beri kıpırdamadan oturuyordu. Uykuya daldığımda başım omzuna değmesin diye oturduğumdan beri diken üstündeydim. Gergin olduğum için belki de o kötü rüyayı gördüm. Başımı iki yana sallayıp derin nefes aldım. Sakin olmalıydım. Sabah olmasına şurada üç saat kalmıştı. Selma'yla buluştuktan sonra korkularım azalacaktı. Sonuçta ilk kez şehir dışına çıktığım için korkmam normaldi.
Bacaklarımın arasında duran sırt çantamı kucağıma alıp içinden su aldım. Pet şişenin kapağını açarken ses çıkarmamaya çalışıyordum. Otobüsteki insanlar uyuduğu için sessizlik hâkimdi ortamda. Kimseyi rahatsız etmek istemiyordum.
Suyumu içerken yanımdaki adam uyanmış, oturuşunu düzeltmişti. Koluma değen dirseğinden rahatsız olduğum için suyu yutup kenara doğru kaydım. Daha ne kadar kenara doğru gidecektim kim bilir. Birazdan yeri boylardım.
Çaktırmadan yanımda oturan adama baktığımda gözlerini benim üzerime diktiğini fark ettim. Koridor karanlık olsa da dışarıdan geçen arabaların farlarından otobüsün içi ara sıra aydınlanıyordu. Elimdeki şişeyi silah gibi sıkıyordum. Kalp atışlarım normalinden fazla hızlı atmaya başlamıştı. Dudaklarımın arasından nefesimi verip, "sakin ol," dedim kendi kendime.
Her sana bakan sapık olacak diye bir kural yok!
Belki adam rahatsız olduğumu düşünüp beni inceliyordur. Onca saat yolculukta bir kere bile rahatsız edici bir harekette bulunmamıştı. Evet evet kesin benim rahatsız olduğumu düşündüğü için öyle bakıyordu.
Bakışlarımı yüzüne çevirdiğimde camdan dışarı baktığını gördüm. Sorun yoktu. Adam beni rahatsız etmiyordu.
Olumsuz düşünceleri başımdan atıp yarın Selma'yla buluştuğumda Kız Kulesi'nin karşısında yapacağımız kahvaltıyı düşündüm. Geldiğinde seni ilk Kız Kulesi'ne götüreceğim demişti, hem onu hem de internetten gördüğüm Kız Kulesi'ni görmenin heyecanını yaşıyordum. Az önceki korkumun yerine sevinç ve huzur gelmişti.
Bazen iyi ki Selma'yı tanımışım diyorum. Eğer o olmasaydı bu şehre gelmem zor olurdu. Babam her kış yazın gideriz derdi ama bir kere bile gidememiştik İstanbul'a. Yazları işleri çok olduğu için İstanbul işi yalan oluyordu. Yirmi dört senedir hayalini kurduğum şehre gelmek inanılmazdı benim için.
Düşüncelerimin arasında uykuya daldığımda, kulağıma gelen seslerle gözlerimi açtım. İnsanlar uyanmış, toparlanıyorlardı. Kolumdaki saate baktığımda saatin 10.05'i gösterdiğini gördüm. Kaç saattir uyuyordum?
"Sayın yolcularımız otogara giriş yapmaktayız, lütfen eşyalarınızı kontrol edin."
Gelmiştim...
İstanbul'a gelmiştim. Çantamı kucağıma alıp camdan dışarı baktım. Yağmur yağıyordu ama dışarıda insanlar vardı. Hepsi ellerindeki bavullarla sağa sola koşuşturuyordu.
Kalbim duracaktı. Çantamdan telefonumu çıkarıp Selma'yı aradım. İlk çalıştı açtı.
"Canım, geldin mi?"
"Evet canım, şu an gara giriyoruz. Seni nasıl bulacağım?"
"Ben seni bulurum."
"Tamam."
Telefonu kapatıp elimi göğsüme bastırdım. Çok heyecanlıydım. Bu nasıl histi böyle, farklı bir şehri görecek olmak neden bu kadar heyecanlandırıyordu beni? Farklı bir şehir mi? Başımı iki yana salladım. İstanbul'u göreceksin Alina.
"Pardon, geçebilir miyim?"
Yanımdaki adamın kalın sesiyle irkilip gülüşümü sildim. Geçmesi için ayağa kalktım. Oturduğu yerden kalkıp şoförün yanına doğru ilerledi. Omzumu silkip oturdum. Otobüs durağa yaklaştığında çantamın içini kontrol ettim. Cüzdanım ve telefonum yanımdaydı. Kabanımı otobüs durunca yukarıdan alırdım. Her şey tamamdı.
Otobüs durunca ayağa kalkıp eşyaların konulduğu raftan kabanımı aldım. Kabanımı hızla giyip sırt çantamı taktım. İnsanların ardından çıkışa doğru yürürken sürekli gülümsüyordum. Eminim benim için deli diyorlardır.
Dışarı çıktığımda muavinin yanına gidip bavulumu vermesini bekledim. Adam bavulu bana uzattığında iç çekip başını iki yana salladı. Kaşlarımı kaldırıp, "Bir sorun mu var?" dedim. Başını eğip, "Hayır," dedi. "Kendine dikkat et." Kaşlarım çatılı otobüsün yanından ayrıldım. Beni birine mi benzetti acaba.
Sosis ekmek satan büfenin önünü geldiğimde Selma'yı aradım. Sonuna kadar çalmasına rağmen telefonu açmadı. Burada fazlasıyla insan kalabalığı olduğu için duymuyor muydu acaba? Tekrar arayacağım zaman babamın aradığını gördüm. Hemen cevaplayıp, "Efendim babacığım," dedim neşeli sesimle.
"Vardın mı kızım?"
"Şimdi indim babacığım."
"Arkadaşın yanında mı?"
"Buralardaydı, ben onu bulayım sonra seni ararım. Büyük bir ihtimal beni arıyordur."
"Mutlaka ara beni, aklım sen de kalır kızım."
"Tamam baba."
Telefonu kapatıp Selma'yı tekrar aradım. Telefonu kapalıydı. Ne oluyor ya? Etrafıma bakıp kalabalık insanların arasında onu bulmaya çalıştım. Belki otobüsün arkasındadır diye bavulumu çekiştirerek o tarafa doğru yürüdüm. İnsanların arasında bavulla beraber hareket etmek çok zordu. "Pardon, pardon" diye otobüsün etrafını döndüm.
Yoktu! Nerede bu kız?
Tekrar büfenin önüne geldiğimde yine aradım onu. Ulaşılamıyor sesini duyunca içimi korku sardı. Eminim şarjı bitmiştir, elbet beni bulurdu, burada tek başıma bırakmazdı beni.
Deminden beri yağan yağmur hızını artırmış, bardaktan boşalır gibi yağmaya başlamıştı. Elimdeki telefonu sıkıp ofladım.
"Neredesin Selma?"
Karamsarlığa kapıldığım an biri kolumdan hızla çekti. Çığlık atacağım an Selma boynuma sarıldı. Derin nefes alıp beline vurdum.
"Neredesin sen? Korktum burada tek kaldım diye, telefonunda kapalı."
Geri çekilip kızıl saçlarını arkaya savurdu.
"Şarjım bitti, deminden beri seni arıyorum kızım. Neyse buldum, hadi gidelim."
Sanırım sinirli konuştuğum için kızmıştı. Kolunu tutup, "Özür dilerim," dedim. "Seni göremeyince korktum. Buraları bilmiyorum, biliyorsun."
Asık yüzü yumuşadı. Gülümseyip, "Sorun değil," dedi. "Hadi gidelim abim bizi bekliyor?"
"Abin mi?"
"Evet. Yağmurun altında vıcık vıcık olmadan kahvaltımızı yapmaya gidelim."
Başımı sallayıp kabanımın şapkasını örttüm. Birlikte kalabalık insanların arasından geçerken siyah bir minibüse doğru yürüdük. Arabanın camları bile siyahtı. Abisinin arabası bu muydu?
Arabanın yanına geldiğimizde sürgülü kapıyı açıp elimdeki bavulu arabanın içine koydu.
"Geç," dedi soğuk sesiyle. Bakışlarımı ona çevirdim. Kahkaha atıp, "Gece iyi uyumadım," dedi deri ceketinin önünü açarak. "Hadi geçsene ıslandın." İçimi kaplayan garip hisle adımımı arabanın içine attım. Şoför koltuğuna baktığımda esmer bir adamın oturduğunu gördüm. Abisi bu adam mıydı? Arabanın kapısını kapatınca, "Otur," dedi buz gibi sesiyle. Benimle neden böyle konuşuyorsun diyeceğim zaman, arka tarafta oturan adamla göz göze gelince küçük dilimi yutacaktım.
Ama bu adam otobüste yanımda oturan adamdı.
Bakışlarımı hızla ondan çekip, "Selma?" dedim şaşkın sesimle.
"Otur şuraya. Senin yüzünden uykusuz kaldım zaten, sakın zırlamaya başlama."
Bu işte gariplik olduğunu Selma'nın kapanan telefonundan anlamam lazımdı. Hızla arkamı dönüp arabanın kapısını açmaya çalıştım. Araba hareket ettiği için ayakta durmam zor olsa da telaşla kapıyı zorla açmaya çalışıyordum. Kilitliydi!
"Kimsiniz siz? Ne istiyorsunuz benden? Selma!"
"Of, bayılt şunu."
Başımı hızla iki yana sallayıp cebimden telefonu çıkardım. 155'i hızla aramaya girdiğim an arkada oturan adam üstüme atladı. Koca gövdesi üzerime düştüğünde çığlık atarak yere düştüm. Polisin sesini duyduğum an, yardım edin, dememe fırsat kalmadan adam elimden telefonu alıp camdan dışarı attı. Onu üzerimden itmek için bacaklarımla çırpınıp ellerini ısırmaya çalıştım.
Siyah şişenin içinden elindeki beze sıvı döktüğünde gözlerim kocaman oldu. Hayır, asla uyuyamazdım. Derin nefes alıp nefesimi tuttum. Adam bezi yüzüme yapıştıracağı esnada başımı iki yana sallayıp nefes almamaya çalıştım. Bayılamazdım, bu insanların eline düşemezdim.
"Geri zekalı bayılt şunu."
Yanağımda adamın sert elini hissettiğimde dışarı nefesimi verdim. Bezi ağzımda hissettiğim an ilacın kokusu burnumdan ve dudaklarımdan içeri girdi. Gözlerim kapanırken en son Selma'nın gülen yüzü gözümün önüne geldi.
Ben sana güvenmiştim...
Girdabın içinde dönüyordum. Sağa sola çarpıyor çığlık çığlığa beni hapseden karanlıktan kurtulmaya çalışıyordum. Başım yoğun bir şekilde ağrıyor, midem bulanıyordu.
Parmaklarımı alnıma bastırıp gözlerimi araladım. Gözlerim yanıyordu ama kapatmamak için direniyordum. Yerde yatıyordum, elimi parkeye bastırıp yerden kalkmaya çalıştım. Dudaklarımdan inilti kaçtığında yüzümü ekşitip yerde sürünerek duvar dibine geldim. Bacaklarımı karnıma çekip gözlerimi boş odanın içinde gezdirdim.
Neredeydim? Kimlerin elindeydim? Selma kimdi?
Gözümden akan yaşı koluma silip başımı dik tuttum.
Kandırılmıştım. Güvendiğim arkadaşım tarafımdan tuzağa düşürülmüştüm. Oturup ağlamamın bana faydası olmazdı. Korkup köşelere saklanmak, buradan kurtulmama yardımcı olmazdı. Ben güçsüz değildim. Evet, arkadaşım sandığım kişiye güvenip bilmediğim bir yere getirilmiş olabilirdim ama asla susup oturmayacaktım.
Ailem benden haber bekliyordu. Bir yolunu bulup onları arayacaktım. Bu insanlar bana zarar veremezdi.
Duvara tutunarak ayağa kalktım. Ağrıyan sırtımı duvara yasladığımda küçük pencereye vuran ağaç dallarına gözlerimi kısarak baktım. Gülümsedim. Pencereye doğru yürüdüm, ağaçların tepesinde gezme kızım diyen babam bir gün kızının o ağaçların kurtuluşu olacağını tahmin etmiş midir?
Başımı iki yana salladım. Her zaman yanında olan kızının başına böyle bir olayın geleceğini asla tahmin etmemiştir.
Pencerenin kolunu tutup kendime doğru çektiğimde bir milim kıpırdamadı. Tahmin ettiğim gibi kilitliydi. Avuç içimi cama vurup, "Allah belanızı versin," diye bağırdım. "Hayvanlar, Selma, seni gördüğüm yerde öldüreceğim. Nasıl inandım ben sana, nasıl kandım. Bizim eve gelişin, bizden gibi oluşun hepsi bir oyun muydu? Senden nefret ediyorum."
Durmadan akan gözyaşlarımı, korkudan duracak gibi atan kalbimi sakinleştirmem lazımdı. Hiçbir şey olmayacak, buradan kurtulup aileme gideceğim. Hiçbir şey olmayacak.
Bomboş odada göz gezdirdiğimde camı kıracak bir eşya aradım. Büyük bir şeye gerek yoktu, kül tablası olsa yine işimi görürdüm ama yoktu.
Kapıya doğru gidip yumruğu geçirdim. "Selma çıkar beni buradan. Allah'ın cezası, ne istiyorsun benden?"
Yumruklarımı peş peşe kapıya vurduğumda kapının kolu kıpırdadı. Geri adım attım. Kapı açıldığında öne doğru koşup dışarı çıkmaya çalıştım. Daha dışarı adımımı atamadan dev gibi olan adam kollarımdan tutuğu gibi yere fırlattı beni. "Ah..." deyip koluma elimi bastırdım. "Hayvan herif."
Ağrıyan koluma sıvazlayarak ayağa kalktım. Yerde yatıp çaresiz gözükemezdim. Bu insanlara korktuğumu belli edemezdim.
Beni yere fırlatan adam duvar dibine tripodu kurup üzerine kamera koydu. Ne yapıyordu bu adam?
Gözlerimi onun üzerinden çekip aralık olan kapıya baktım. Hızlı olursam buradan kaçabilirdim. O kamerayla uğraşırken gidebilirdim.
Bir adım attığımda aralık olan kapı sonuna kadar açıldı. Selma ve otobüste yanımda oturan adam içeri girdi. Ona olan öfkem ayak parmak uçlarımdan başlayıp tüm bedeni esir aldı. Siyah deriden oluşan mini bir elbise giymişti. Ayaklarına geçirdiği topuklu ayakkabı kısa boyunu uzatmıştı. Benim evimde kalan arkadaşımdan eser yoktu. Kollarımı iki yanda bırakıp ellerimi yumruk yaptım.
"Kamera hazır mı?"
"Hazır."
Kollarını göğsünün üzerinde bağlayıp bana doğru yürüdü. Suratındaki sinsi gülüş onu öldürmemi teşvik ediyordu.
"Şimdi Alina'cığım çırılçıplak soyunup şu kameranın önünde dön. Ah, hayır ben yapamam, edemem deme sen kendin soyunmazsan şu iki adam seni zevkle soyar."
"Sen neden soyunmuyorsun? Bu konuda çekineceğini sanmıyorum."
Şu an soğukkanlı bir şekilde konuştuğuma inanamıyorum. Korkudan ölmek üzereydim. Ayakta nasıl güçlü duruyordum.
"Uğraştırma bizi. Seni buraya getirmek için çok uğraştım, yağlı bir müşteri var seni beğenirse yarın gece ona gideceksin."
Yumruk yaptığım elimi açıp suratına bütün gücümle tokat attım. Aldığı darbeden yere düştüğünde iki adam ona doğru koştu. Yakaladığım fırsatta kendimi odadan dışarı attım. Dümdüz koridora koşarken arkamdan, "Yakalayın şu sürtüğü," diye bağırdığını duydum. Durmadım, koştum. Merdivenleri üçer üçer atlayıp, üç kat aşağı indim. Karşıma iri bir adam çıkınca hızımı yavaşlatmadan büyük bir kapıya doğru yöneldim. Adam saçlarımı tutacağı esnada kapıyı güçlükle itip içeri girdim.
"Seni orospu, gel buraya."
Adam saçlarımdan tuttuğunda tüm gücümle çığlığı bastım. Karşımda yirmiye yakın kadın vardı ve hepsi kılını kıpırdatmadan bana bakıyorlardı.
Adam saçımı kökünden koparacak kadar çekiyordu. "Yardım edin," diye bağırdım. Hiçbiri umursamadı. Canımın acısını hiçe sayıp başımı iki yana salladım. Ölürdüm bana dokunursalar, ölürdüm tenime bakarsalar.
Adam saçlarımdan çekerek üst kata getirirken hıçkırarak ağlıyordum.
"Babacığım, anne. Kurtarın beni..."
Tüm gücümle evin içinde çığlık atıyordum, kimse bana yardım etmiyordu. Adamın koluna vurup ısırmaya çalıştığımda saçımı daha çok çekiyordu.
O odaya girmemek için bedenimi yere bıraktım. "Öldürün beni, yalvarırım öldürün."
"Senin ölün işimize yaramaz."
Adam hiç acımadan yerde sürükleyerek merdivenleri çıkardı beni. Merdivenin keskin yerlerini belime çarptıkça etim kesilmiyormuş gibi hissettim. Adamın bacaklarına yapıştığım an saçımdan yukarı çekip bedenimi ayağa dikti.
"İşimizi zorlaştırma."
"Ne olursun dokunmayın bana. Anneme, babama gitmek istiyorum ben."
"Annenle baban öldü."
Gözlerim kocaman oldu. "Yalan söylüyorsun," diye bağırdım. Kahkaha atıp, "Doğruyu söylüyorum," dedi dişleri arasından.
Elini tutup ısırdım, onu parçalamak ister gibi tüm gücümle etini dişlerimin arasında sıktım. Koca sesiyle, "Aa," diye bağırıyordu. Onun sesine koşan iki adam beni zorla geri çekip adamdan uzağa attılar. Yüzüme gelen saçlarımı geri itip, "Gelmeyin," dedim. "Hepinizi öldürürüm."
"Sikeceğim lan seni."
İri adam üzerime gelecekken ikisi onu tuttu.
"Dur, sağlam lazım bize. Kız bakire dünyanın parasını verdi Kerpeten. Bir yerine zarar gelirse Tilki bizi siker."
Adam elini tutup, "Geç lan odaya!" diye bağırdı.
Gözyaşlarımdan bulanık görüyordum. Kolumu gözüme bastırıp arkama döndüm. Koridora doğru koşarken, onlarda ağır ağır arkamdan geliyorlardı.
Karşıma Selma çıktığında hızımı yavaşlatmadan üstüne koştum. Geri kaçmasına fırsat vermeden tırnaklarımı yüzüne bastırıp kafasını duvara çarptım. Nefretle suratını yırtarken çığlık çığlığa bağırıyor, beni itmeye çalışıyordu. Madem ben ölecektim o da ölmeliydi. Kollarımda iki sert el hissettiğimde başımı arkaya çevirdim. Adamlar beni odaya fırlattıklarında gözlerim kocaman oldu. Selma, "Öldürün şu kaltağı," diye bağırıyordu.
Bedenime dokunacaklarsa ölmeye razıydım. Babamın temiz kızı olarak giderdim bu diyardan.
Odanın içine beş adam girdiğinde pencereye doğru koştum. İzin veremezdim bedenime dokunmalarına, izin veremezdim. Olduğum yerde zıplayıp yumruğumu cama vurdum. "Ne olur kırıl." Arkamda adamların nefesini hissettiğimde cama doğru tırmanmaya çalıştım.
İki adam kollarımı tutup, iri adamın üzerimdeki kıyafetleri çıkarmasına yardımcı oldular. Avazım çıktığı kadar çığlık atıyor, ellerini tutmaya çalışıyordum...
"Yapmayın. Allah'ım al canımı, yalvarırım al canımı."
Bağırmaktan ve hıçkırtmaktan nefesim kesilecekti. Öksürük krizine girdiğimde üzerimdeki pantolonla kazak duvar kenarını boylamıştı. Artık kusma noktasına geldiğimde dizlerimin üzerine çöküp yere öğürdüm. Ciğerlerim çıkacaktı. Sıcak odanın içinde donuyordum. Üzerimde sadece külot ve sutyen vardı. Kollarımı bedenime dolayıp alnımı yere koydum.
"Ne olursun burada canımı al, Allah'ım."
Midemdeki safrayı dışarı çıkardığımda, adamlardan biri karnıma tekme atıp yere uzanmamı sağladı. İki büklüm olup bacaklarımı karnıma çektim.
"Vurma lan. Vücudunda çürük olursa para düşer."
"Ulan, Kerpeten siksin şunu bakacağım icabına."
Nefesim kesik kesik çıkıyordu. Fiziksel acının aksine ruhum ölüyordu acıdan. Bitiyordu her şey benim için, güvendiğim arkadaşım tarafından en büyük kazığı bugün yemiştim. Annem babam benden haber alamadıklarında çıldıracak, sağa sola koşacaklardı yardım için. Belki kaybolduğumu, öldüğümü düşüneceklerdi ama hiçbir zaman beni bulmaktan vazgeçmeyeceklerdi.
Keşke babamın sözünü dinleyip bu şehre gelmeseydim. Keşke kimseye güvenme sözünü dinleseydim.
Esmer adam saçlarımdan tutup kaldırırken iri adam iç çamaşırlarımı çoktan çıkarmıştı.
Çırılçıplaktım!
Annemin yanında bile giyinirken utanan ben, beş adamın arasında çırılçıplaktım.
Ellerimle özel bölgelerimi kapatmaya çalışırken adamlar ayağa kaldırdı beni. Çekilmekten yolunan saçlarım yüzümün önüne geliyordu.
Utanıyordum!
Başımı deve kuşu gibi yere gömüp bir daha hiçbir zaman çıkarmak istemiyordum.
Kendimden iğreniyordum. Bana malmışım gibi bakan insanlardan tiksiniyordum. Özellikle kapının önünde kanayan yanağını silen Selma'dan nefret ediyordum.
"Video tamam."
"Çıkın dışarı, yarına kadar kimse bu odaya girmeyecek. Şu eşyaları da alıp çöpe atın sabaha kadar çıplak kalsın da aklı başına gelsin."
Adamlar kollarımı bırakınca yere çöküp kollarımı bedenime doladım. İzlemesinler bedenimi, bakmasınlar tenime. Gözyaşlarım yere damlarken adamlar odadan çıkmak için kapıya doğru yürüdüler. Onlar bu odadan çıktıklarında ölmek için bir yol bulacaktım.
Bu utançla yaşayamazdım.
"Abla, Makas geldi."
"Lanet olsun, ne işi var onun burada? Bakire kızların kokusunu alıyor resmen. Çabuk aşağı inin bu kızdan haberi olmayacak."
Kimdi bu Makas? İyi biri mi, kötü biri miydi? Belki beni buradan kurtarırdı.
Duvar kenarına doğru sürünüp cenin pozisyonunu aldım. Kalbim patlayacaktı korkudan. Kimse çığlıklarımı duymuyor, ben yokmuşum gibi konuşuyorlardı.
"Lanet olsun!"
Selma'nın korku dolu sesi kulağıma iliştiğinde bağırmaya son verip kısık sesle ağlamaya devam ettim. Gözlerimi araladığımda kapının önünde gergin bir şekilde durduğunu gördüm. Kimdi gelen? Ondan bu kadar korktuğuna göre o gelen kişi beni buradan kurtarır mıydı?
"Merhaba Anna, pardon Selma mı demem gerekiyordu?"
"Adım Selma, bunu sana daha önce söylemiştim, Makas."
Gözlerimi tamamen açıp Selma'nın sesine yansıyan gerginliğin sebebini net görmek istedim. Onu korkutan kişinin yüzüne bakmak istediğimde aldığım karşılık sıfırdı.
Adam gözükmüyordu, sadece kapının kenarında siyah bot gözüküyordu.
"Duydum ki yeni mal gelmiş. Onu istiyorum."
"Onu sahibi var sana veremem. Bir hafta sonra gel o zaman alırsın."
Korkuyla kollarımı bedenime daha çok doladım. Tekrar sesli ağlamaya başladığımda altıma kaçırdım. Umurumda değildi. Bu insanlar beni çırılçıplak görmüştü, üstüme işemem onların umurunda olacağını sanmıyordum. Beni satıyorlardı, onların tek derdi paraydı.
"Baba seni çok özledim. Lütfen beni bul."
"Kızı alıp gideceğim, bir ay sonra geri getiririm. Biliyorsun başkasının kullandığı malı kullanmayı sevmiyorum."
"Tilki bu duruma izin vermez."
"Tilki'ye selamımı söyle. Kız benim."
"Henüz onu görmeden nasıl istiyorsun? Belki çirkin."
Hıçkırıklarımın arasına tok sesli adamın kahkahası karıştığında kurtuluşumun olmadığını, sonumun geldiğini anlamıştım. Ona teslim olmayacaktım, bedenime dokunmasına izin vermeyecektim. Ölürdüm yine de izin vermezdim.
"Siz buraya çirkin kız getirmezsiniz. Kertenkeleye söyle kendine başka kadın bulsun. İçerideki kız benim. Daha önce anlaştığımız gibi hafta sonları buraya bırakırım ama kurallar aynı bir ay boyunca ona benden başka kimse dokunmayacak, dokunursa olacakları tahmin ediyorsunuz, değil mi?"
Selma'nın yutkunma sesini duyduğumda sırtımı iyice duvara yasladım.
Odanın kapısı açıldı. Başımı iki yana sallayıp ellerimle vücudumu kapatmaya çalıştım. Simsiyah giyinmiş adam ağır adımlarla bana doğru yürürken, "Gelme," diye bağırıyordum. Beni duymuyormuş gibi üzerime geliyordu. Ağzı ve burnu siyah maskeyle kapalıydı. Sadece siyaha yakın koyu kahverengi gözleri gözüküyordu.
O gözler de ben kötüyüm diye bağırıyordu.
Dibime geldiğinde deri eldivenin ucundan gözüken parmağını yüzüme değdirdi.
"Dokunma!" diye çığlık atıp kendimi duvara yaslıyordum. Ellerimi bedenimden çekemiyordum. Göğüslerimi ve kadınlığımı küçük ellerimle kapamaya çalışıyordum.
"Merhaba, Yaralı Güvercin."
"Dokunma!"
"Bir süre benim misafirim olacaksın. Benimle iyi geçinmeye bak ve sesini kontrol altına almaya çalış. Almazsan keseriz, değil mi Selma?"
"Henüz yeni olduğu için korkuyor. Sana diyorum onu bırak başka kız al."
Adam başını iki yana sallayıp parmağını kolumun üzerinde sürterek dolaştırdı. "Dokunma, dokunma," diye sayıklarken umurunda değildi.
"Bu kız bir ay boyunca benim dediysem benim. Bir daha o nefesini başka kadın konusunda açma. Açtığın an konuşacak dilin olmaz."
Üzerindeki deri ceketi çıkarıp üstüme örtü. Geri itmeyecektim. Tek elimle ceketi bedenime sarıp gözlerimi kaçırdım.
"Hadi gidiyoruz."
"Kimsin, benden ne istiyorsun?"
"Seni istiyorum Güvercin..."
"Asla senin olmam. Ben ailemin yanına gitmek istiyorum."
"Ailen öldü, artık yeni bir hayatın var."
"Hayır hayır," diye bağırarak başımı iki yana salladım. Adam beni duymuyormuş gibi kucağına alıp odanın çıkışına doğru yürüdü. Kucağında çırpındığım için deri ceket göğsümden aşağı düşmüştü. Gözlerini yüzüme çevirip, "Onları bana sakla," dedi.
Sadistti bu adam.
Kucağından inmeye çabalarken ceketi göğsüme çekip rahat bir şekilde merdivenleri indi. Koruma kılıklı adamlar başlarını yere eğmiş bize bakmıyordu. Kadınlar iç çekerek beni taşıyan adama bakıyordu.
Bir kadının hayatı bitiyordu, onların umurunda değildi. Bu adam tarafından tecavüze uğrayacaktım onlar ona âşık gibi bakıyordu.
Dışarı çıktığımızda ormanın içinde olduğumuzu anlamam uzun sürmedi. Her yer ağaçlarla kaplıydı. Çıplak tenime yağmur yağarken adamın omzuna sürekli vuruyordum beni indirsin diye. Vuruşumun onun üzerinde bir etkisi yoktu. Gözünü kırpmadan yürüyordu.
Bahçeden çıktığımızda siyah bir arabanın içine beni sokup yanıma oturdu.
"Bırak beni!"
Aşağı inmek için çırpınırken kapılar kilitlendi.
"Sür."
Şoför koltuğunda oturan adam arabayı sürdüğünde ellerimi cama vurdum.
"Baba kurtar beni."
Camlar siyah filmle kaplı olduğu için içerisi gözükmüyordu. Bağırmam, ağlamam kimse tarafından duyulmuyordu. Hoş bu orman yoluna gelen kişilerin niyeti belli olduğu için kimsenin bana dönüp bakacağını sanmıyordum.
Üzerime kalın battaniye örtüldüğünde kapıya kaydım. Hızla battaniyeyi bedenime sarıp iç çektim titreyerek.
Siyah maskeli adam bana dönüp, "Korkma," dedi yumuşak sesiyle. Az önce öfkeyle o konuşmamış gibiydi ses tonu.
"Sana zarar vermeyeceğim. Eğer benim dediklerimi yaparsan canın acımayacak. Söz veriyorum sana dokunmayacağım, güven bana."
Ağlamaktan yanan gözlerimi kapatıp açtım. O evdeyken sert bakan gözleri yumuşak bakıyordu. Merhamet vardı orada.
"Kimsin sen?"