“Gece, sarayın taş duvarlarına günahın sıcak nefesini üflerken, üç kardeşin arasında kalan kadının teni, bir imparatorluğun sonunu fısıldıyordu.” *** Aylar, Virelya Sarayı’nın taş duvarlarına ağır bir hüzün gibi sinmişti. Velmora’nın meşum teklifi, ilk günkü şokunu yitirmiş, yerini keskin bir çaresizliğe bırakmıştı.Taç odasında, masif meşe masanın etrafına toplanmışlardı: Kral Varnel, kardeşi Lorven ve Ezerya.Üçü de birbirine benzeyen yüz hatları taşıyordu; buz gibi mavi gözler, ay gibi beyaz tenler, soluk sarı saçlar. Fakat gözlerinin altında yorgun gölgeler vardı artık. Zaman, karar vermeleri için sabırsızlanıyordu. Kral Varnel, başını iki avucunun arasına almış, kısık sesle konuştu. “Ne kadar aradıysam bulamadım. Bizim gibi görünen bir kadın yok artık... ya doğmadı ya da doğanlar çür

