5.Bölüm : Düğün dernek

1005 Kelimeler
"ben kızıma daha düğün yapmadım Hatice hanım size laf düşmez" içeri geçen misafirler ile babamın kolunun altından çıktım "bizde bunun için geldik Mehmet Ağa hazır olasınız bu hafta Vedat gelip Zilanı alacak sonraki hafta gelip kızınızı sizden alacağız" bakışlarım babamdan uzak kalmadı Diyarın nenesi heybetli koca kadın benden çok haz etmezdi onun ailesine yakışmamış biri olduğumu söyler dururdu okumam ona zarar mış okuyan kadın kocasına karılık etmez miş ne hoş onun torununa karılık etmek istemiyordum zaten "ben kızıma onay verdim babamda onay verdi bu gün yarın gidip başlayacak boşuna okutmadım ben gül gibi kızımı genç görecek gezecek mesleğini edecek benim kızım ağa kızı Hatice hanım size emir kulu olsun diye göndermiyorum ben onu karılık etmesi de ilerde kocası olacak torununu ilgilendirir" dedem bana müsade eder gibi baktığında müsade isteyip kaçtım oradan tabi onlardan kaçtım ama Diyar Ateşten kaçmam pek makul olmadı "dur bekle" peşimden gelirken bana dokunmasın diye bekledim "ne var ne oldu arabam nerede ayrıca" derin bir nefes aldı sabır çektiği belliydi ama sen dur daha çok sabır çekeceksin Ateş ağa "çalışmakta ne demek Ahu paraya pula ihtiyaç yok bir elin yağda bir elin balda olmaya devam edecek derdin nedir senin?" soru sorarcasına sakince bakıyordu yüzüme "ben boşuna senelerimi vermedim o okula Ateş bana engel olamazsınız" ona arkamı dönüp gittiğimde gelmesine abim müsade etmedi hemen ön kapı da duran arabama binip şehir Hastanesi'ne yol aldım bir saatlik yoldan sonra gelmiştim abimler benim için konuşmuş olmalı ki kapı da baş hekimlerden birini yakaladım beni hemen tanıdı "merhaba Ahu Hanzade değil mi? ben baş hekim Yusuf Ziyagil" elini uzattığında karşılık verdim "sizinle tanışmak benim için çok güzeldir Yusuf bey" içeri buyur ettiğinde onun odasına gittik hastane kokusundan herkes nefret ederken ben seviyordum onları iyi edicek olmak bana umut veriyordu beni diğer şeylerden uzak tutuyordu "cv de mail üzerinden gelmiş biz inceledik ve bir mahsur olduğunu düşünmüyoruz şehirde olanları da biliyorum abinizle görüştük müdürümüz de onayladı önümüzdeki hafta işe başlayabilirsiniz başarılı bir cerrahın içimizde olması bize büyük bir onur verir Ahu hanım" tekrar onunla tokalaştığımda herşey için teşekkür ettim beni çok güzel karşıladı normalde ağa kızı olduğum için ters tepki verir benim kadememi düşürür diye düşünürken öyle yapmadı aksine benimle gurur duyar gibiydi "Miray kızım Ahu hanımın odasını hazır edin haftaya kadar elinizi çabuk tutun" mini etekli baş asistan kızı bana gülümseyerek gitti "tekrar teşekkür ederim Yusuf bey" ellini uzattığı sıra arkadan başka bir el bana mani olup elini sıktı onun yanıma baktığımda ise yine o gelmişti Diyar Ateş "tanıştığıma memnun oldum Yusuf bey ben Ahu'nun müstakbel eşi Diyar Ateş Kara" gözleri ismi gibi ateş gibiydi biraz daha zorlasa hepimizi yakıyor olucaktı sanki beni kolunun altına aldığında Yusuf bey tebessüm etmeyi bırakmadan elini geri çekti "iyi günler Yusuf bey haftaya görüşürüz" zor durumda kalmamak için ona veda edip yanımda duran öküzü zar zor hareket ettirip oradan çıktım "bir daha o adamla o kadar samimi olma Ahu" sert olduğunu sanan öküze baktım "niye hayırdır Ateş bey ne zamandır bu kadar dikkat eder oldunuz" beni arabaya yaslayıp yine o hareketini yaptı "ben seni her zaman kıskanırım sakınırım ayrıca böyle giyinmek ne kadın sen beni deli mi ediceksin" üzerime baktım açık bir yerim yoktu "bana bak Ateş ben senin eskiden sana göz yuman sevgilin değilim duydun mu beni karışma bana açık seçik giyinmedim de kendi kendine kafada kuruyorsun sadece" onu ittirip gidiyorken kendi arabasına bindirip zorla kemer bağladı kemer takmaktan nefret ettiğim için çıkardım "tak o kemeri" itaat etmeyeceğim için duymamış gibi yaptım "Ahu seni arka koltukta sevmemek için kendimi zaten zor tutuyorum ani firende bir şey olmaması için tak o kemeri" gözlerim kendiliğinden şok içinde kocaman oldu "sen varya pis sapık bir şeysin aptal aklın zaten hep o şeyde" sinirle kemeri takıp kollarımı bağladım kapı da kilitliydi o yüzden inmeye yelkenmedim çarşıya sürdüğünde bir kuyumcunun önünde durduk takı alıcaktık sanırım kapımı açıp kemeri çözdü ve elimden tutup indirdi inmeye niyetim yoktu aslında peşinden zorla giderken tanıdık Sıtkı amcanın dükkanı olduğunu içine girince anladım "ooo gençler hoş geldiniz yüzük mu alırsınız" sorusu ile kutuları dışarı çıkardı ben göz gezdirirken hiçbiri dikkatimi çekmedi önceden olsa hemen en güzelini alır heves ederdim ama insanın hevesi kursağında kalınca isteği de içinde hayalleri ile tükeniyordu "en büyükleri ve güzellerini çıkar sen bize birde altın kemer adana vurması bilezikler çıkar Sıtkı amca" hepsini teker teker çıkardı çok pahalı duruyorlardı "sen seç güzel kızım" önüme çıkardığı büyük taşlı tektaş yüzükler de dikkatimi çeken aslında yoktu ama laf söz olmasın diye en pahalı duran şeyi seçtim hem benim için paraya kıymasını istedim hemde dedikoducu zarife içeri girmişti peşimizden kemer ve bilezikleri de aldıktan sonra Ateş bana döndü "sana bir hediyem vardı Sıtkı amca onu da getir şimdi alacağım" kocaman bir kutu getirdiğinde kaşlarımı çattım ne olabilirdi ki o kadar büyük takılar kocaman kutu içine mi konurdu bana uzattığında paketi açtım içinden elle yapılmış yeşil elmaslar ile döşenmiş kolye küpe ve yüzük takımı vardı gözlerimle aynı renk olduklarını fark ettim tek taşı şimdi takmak istemedigim için kutuya koydurdum hepsini paketleyip aldığımızda Zarife sanki yeni fark etmiş gibi bize döndü "kız Ahu hoş geldin, dün yanına geldik de anan gil yok dediler hayırdır gezmelere mı gittiniz Diyar ağa ile" kadına şaka olup olmadığını anlamak için baktım iğneli sözleri sizi hep sinir ederdi "yol yorgunu dinlenmek için evden çıktım Zarife teyze senin kız ne oldu evlendi mi?" normal mis gibi sordum ama onun kızı ne halt yediyse tüm köy bir sene konuşmuştu ettiğim imâ ile yüzünün rengi atarken gülmemek için zor durdum ortalarda yoktu kızı biliyordum "yurt dışına gitti beyim de izin verdi gezip görüyor oraları neyse hadi selametle annenlere selam söyle" bizi geçiştirmesi üzerine zafer kazanmış gibi gülümseyip arabaya bindim arabamı hastanenin oradan almam gerekliydi Ateş beni eve bıraktığında bana takılıcak olan altınları onda bıraktım ama tektaş ve hediye kutusunu bana verdi eve girdiğimde ise herkes kendi işindeydi bense odama girdiğimde heryer dağılmış ve parça parça haldeydi yatağın yanına gittiğimde ise bir not ve Ateş ile ikimizin yırtılmış fotoğrafı vardı sinirle bütün yorganı çarşafı alıp avluya çıktığımda bağırdım "bana bu saçma sapan şeyi yapan her kimse ellerimle boğacağım!" eşyaları aşağı atıp elimde buruşan kağıdı okudum "sıra sende küçük sürtük"
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE